ATATÜRK BİR GÜN GELECEK…


ATATÜRK BİR GÜN GELECEK…

portresijpg
Prof.Dr. Kemal Arı

(-Çünkü O bir beden dDeğil;
Türk Ulusu’nun özü, insanlığın ortak değerler bütünüdür)…

 

Ünlü Türk bilgesi Oktay Akbal’ın kitaplarından birinin adıdır;
Atatürk Bir Gün Gelecek” sözü…

Ancak bu sözü bana söyleten; bu kitap olmadı şu anda. Bilinç altımda bu etkili olmuş olabilir; ancak, Atatürkün tam da bugünlerde bizler için ne gerekli olduğunu kafamın içinde döndürken, birden bu sözün, ünlü edebiyatçının kitabının adı olduğunu anımsadım son anda…

Yıllar önceydi. Kitabı anımsamışken hemen bu kitabı zaten Ankara’da üniversitedeki yaşamımın daha ilk yılında, Zafer Çarşı’sındaki kitapçılardan birinden alıp,
bir solukta okuduğumu anımsıyorum.
Bu yalnızca bir anı; benim yaşamıma ilişkin bir kesit.
Ancak; yürekten inanarak yineliyorum:

“Atatürk Bir Gün Gelecek!”…

“Gelecek” sözcüğünde bir inanış var; sözcüğün istek hali,
zaten bu inanışa vurgu yapıyor. Daha radikal bir adım atayım, sözü değiştirerek:

“Atatürk bir gün gelmeli…”

Hatta, daha da katı bir adıma dönüştüreyim, izninizle:
“Mutlaka gelmeli, mutlaka!”
Yoksa; “Yandı gülüm keten helva!”
“Keten helva” deyimi, katır kutur yediğimiz helvadan öte; bizim geleceğimizi, özgürlüklerimizi, var oluş nedenlerimizi anlatan bir algıya vurgu yapmak için
bir benzetiş…

Çünkü özgürlük, keten helvadan da değerli bir şey… Özgürlüklerimiz; bizi değerli kılan aydınlanma değerlerimiz; nefes aldığımız, içimize doldurduğumuz özgürlüğümüzü
bize sağlayan cumhuriyetimiz; cumhuriyetimizi ayakta tutan laiklik, onu da tamamlayan ulusal egemenliğimiz, ulusçuluğumuz; ulus olmanın gereği olarak birey ve yurttaş olma kimliğimiz…

Fark ettiniz mi? Nasıl da hepsi bir biriyle ilgili…Birini çek bunların içinden, al,
öteki yana koy; öteki hepsinin, yani bütün öteki kavramların havada kaldığını göreceksiniz… Anlamsız, içi boşaltılmış, kaba-sapa, kof, ne olduğu anlaşılmaz kavramlar haline geliveriyor…

Evet, gerçekten anlamsızlaşıyor… Bütün bunların toplamı ne anlama geliyor?Atatürkçülük demek değil mi bunlar? Neymiş, “Atatürkçülük çağ dışı bir ideoloji” imiş…Atatürkçülüğü biz; dar, kalıplaşmış, donmuş bir ideoloji olarak değil,
bir çağdaşlaşma ideolojisi olarak anlıyoruz.

Öncelikli olarak Atatürkçülük namuslu olmaktır. Çalmamak, çırpmamak;
devleti dolandırmamak; yetimin ve kul olanın hakkını yememek;
kendini paraya pula değil, ilkelere ve ideallere adamış olmaktır.
Şu son günlerde bunlara o denli gereksinimimiz var ki!
Bütün mal varlığını ulusuna armağan ederken söylediği şu söze bakar mısınız?

  • “Bütün mal varlığım, ulusuma verdiğim basit bir armağanımdır. Ancak en değerli armağanım olarak, günü geldiğinde ben ona canımı vereceğim!”

Ne görkemli bir söz değil mi?

Bugünlerde kendini öksüz, sahipsiz; ortada kalmış; sığınacak bir damı,
tutunacak bir dalı olmayan kişiler olarak hissetmiyor muyuz?

Hukuk, güvenlik, adalet; devlet, hukuk, özgürlük; hak, eşitlik; yasaların üstünlüğü, kuvvetlerin ayrılığı…

Bunlara ne kadar gereksinimimiz varmış meğer?

Yediğimiz ekmek, içtiğimiz su; aldığımız ve verdiğimiz soluk kadar ne kadar değerli şeylermiş bunlar!

Evet; artık görüyoruz…

Atatürk bu ulus için ekmek kadar, su kadar, aldığımız nefes kadar; özgürlüklerimiz, barışımız, güvenliğimiz; hukukumuz ve bizi var eden bütün değerlerimizin toplamıymış meğer…

O artık, yalnız etten ve kemikten yaratılmış bir varlık değildir. O bir ideal, ülkü; varlığımızı anlamlı kılan yaşam ilkelerimiz; insanlık değerlerimizmiş…

Ulusal bütünlüğümüz; çağdaş dünyaya yürüyüşümüz; birlik ve bütünlüğümüzmüş…
Ve biz onla ancak nefes alıp verebiliyormuşuz. O, azıcık aramızdan uzaklaşır gibi olsa; büyük bunalımlar, felaketler, yıkılış ve çözülüşler, hemen yanıbaşımızdan içimize doğru sızıveriyormuş… O yoksa, biz Ortaçağ, Ortadoğu’nun karanlıkları; despotizmi, diktalarıymışız. O varsa, karanlıktan sıyrılmanın heyecanı, aydınlığa görkemli bir yürüyüş, Ergenekon’daki kayalıklar arasından sıyrılıp çıkışmış…

Aydınlığa yürüyüşmüş…Bunu anlamayanlar var hala aramızda.
Var, doğru…
Akıl ve iz’andan yoksunsa insan, bunu anlamamak doğal.
Ama bu ülkenin her yurtsever kişiliği bu değerlere ve kavramlara değer verir.
Bayrağını ve yurdunu seven kişilerin bu değerlerle bir sorunu olamaz. Olmamalı…
Demokrasi mi diyoruz; özgürlüklerimiz önemlidir, biz bunda anlam buluyoruz ancak
diye mi söylüyoruz; o zaman Atatürk içimizde

O, bir bedeni simgelemiyor ki!
O insanlığın ortak değerleriyle Ortaçağın karanlıkları arasında çırpınan Türk Ulusu’na aydınlanmanın gür ışıklarını serpiştiren bir Aydınlanma önderidir.

Aydınlanma kültürüne gereksinimiz var mı?

Kesinlikle…
Onlarda bir çözülüş varsa derhal bu çözülüşü ortadan kaldıracak refleksi göstermeliyiz.
O nedenle Atatürk bir gün mutlaka gelecek… Çünkü karanlıkların içinde ne denli çırpınacağız… Bir çırpınırız, iki çırpınırız; ondan sonra bu çırpınışların çare olmadığını, bir karanlıkta boğulup gitmek olduğunu nasılsa aklımız bize bir yerlerden fısıldar.
Fısıldıyor da. O nedenle yineliyorum:

  • Atatürk; yani insanlığın ortak değerleri ve kültürü bir gün mutlaka gelecek…Gelmek zorunda…

Çünkü kurtuluşumuzun, özgürlüklerimizin tek güvencesi O…
O bir beden değil; Türk Ulusu’nun özü, insanlığın ortak değerler bütünüdür… (28.02.2914)

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir