Ermeni Açılımı’nda Yeni Dönemeç


Dostlar,

Sevgili arkadaşımız, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü hocalarından Prof. Bige Sükan oldukça önemli bir makale kaleme aldı. Türkiye bir hengame içinde ulusal çıkarlarını koruyamaz durumda.. Ekonomideki yangın neredeyse ülke ekonomisinin 1/5’ini yuttu.. Ama AKP hükğmeti bu korkunç bedeli ülkeye ödetme pahasına iktidardan çekilmiyor.. Ancak uluslararası takvim ve gündem işliyor..
24 Nisan 1915 yaklaşıyor ve sözde Ermeni Soykırımı‘nın 100. yılında bilinen çevreler atak yapma planları içindeler.. Türkiye ise kritik savsaklamalar (ihmaller) ve hatalar içinde.. Ermenistan’a bir dizi karşılıksız ödün, Karabağ işgali konusunda zerre ödün vermeyen bir Ermenistan ve topraklarının 1/5’i 22 yıldır işgalde, yurttaşlarının yaklaşık 1,5 milyonunun sürgünde – işgal yönetiminde olduğu küstürülen kardeş ülke Azerbaycan..

Sayın Prof. Sükan, bir yakın tarih uzmanı ve doktora tezini Fransa’da Ermeni arşivlerinden hazırlayan çok değerli bir uzman olarak yetkinlik ve ağırbaşlılıkla
AKP hükümetine yol gösteriyor. Kendisi de akademisyen olan Bakan Davutoğlu’nun artık bu inanılmaz gafları, yalpalamaları bir yana bırakarak (!?) haklı ulusal çıkarları koruyan bir normalleşmeye gelmesi kaçınılmaz görünüyor.

Sevgili arkadaşımız Prof. Sükan’a teşekkür ederiz..

Bir de elde Dr. Doğu Perinçek’in görkemli başarısı AİHM kararı var :

“Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır!” tezinin savunulmasını suç sayan
ilkel İsviçre – Fransa vb. ülkelere esaslı bir hukuk dersi..

Türkiye’nin eli yeterince güçlü ama bu konjektürü kullan(a)mıyorsanız ya gafil
ya da dış güdümlü olmalısınız..

Çok hazin..

Sevgi ve saygı ile.
24 Ocak 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===========================================

Ermeni Açılımı’nda Yeni Dönemeç

portresi

Prof. Dr. Bige SÜKAN
www.add.org.tr, 23.1.14

 

 

2013, Türk dış politikasında Atatürk’ün “yurtta barış dünyada barış” ilkesinin
rafa kaldırıldığı bir yıl özelliğini taşımaktadır. Türk Hükümeti’nin özellikle Suriye ve Mısır’a yönelik dış politikası bu gerçeğin en önemli göstergelerindendir. 2013 yılının
son günlerinde Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun gerçekleştirdiği Ermenistan ziyareti ise, Türkiye’nin Ermenistan politikasında yeni bir dönemece girdiğinin işaretçisi gibi gözükmektedir.

Davutoğlu’nun 12 Aralık 2013’te yaptığı Erivan ziyareti, Türk kamuoyunun neredeyse unuttuğu bir konuyu yeniden gündeme getirmiştir: Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleştirilmesi ve diplomatik ilişkilerin kurulması amacıyla 10 Ekim 2009’da
Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti arasında Zürih’te imzalanan,
ancak onaylanmadıkları için yürürlüğe konulamayan protokoller. İşte Davutoğlu’nun Erivan ziyareti, her ne kadar Karadeniz Ekonomik İşbirliği toplantısı çerçevesinde gerçekleşmiş olsa da, Türk kamuoyunda “acaba rafa kaldırılan protokollerle ilgili
yeni bir süreç mi başlıyor?” sorusunun sorulmasını birlikte getirmektedir.
“Ermeni Açılımı” olarak Türk kamuoyuna sunulan bu iki protokolde ana hatlarıyla şunlar öngörülmüştü:

– Ermenistan ile Türkiye arasında diplomatik ilişkilerin kurulması,
-Türkiye-Ermenistan sınırının açılması,
-Tarihsel kaynak ve arşivlerin tarafsız bilimsel incelemesini de içerecek şekilde bir diyaloğun uygulamaya konulması,
– Kara, hava ve demiryolu ulaşım bağlantılarının kurulması vb.

İki ülke Dışişleri Bakanları (Davutoğlu ve Nalbandyan) tarafından dört yıl önce imzalanan bu protokoller, imza aşamasından sonra Türkiye’de TBMM’nin onayına sunulurken, Ermenistan’da Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesi için Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmişti. Ne var ki, 12 Ocak 2010’da kararını açıklayan Ermenistan Anayasa Mahkemesi, Türkiye-Ermenistan protokollerini Ermenistan Anayasası’na uygun bulurken, gerekçeli kararında protokollerin yürürlüğe girmesini sözde Ermeni soykırımının tanınması şartına bağlamıştı. İşte Ermeni soykırım iddialarının Türkiye tarafından tanınmasının bir ön koşul gibi ileri sürülmesi, o günlerde Ankara’nın hoşuna gitmemişti.
O dönemde Türk Hükümeti’ni kızdıran Ermenistan Anayasası Mahkemesi’nin yukarıdaki gerekçeli kararı acaba Türkiye için bir sürpriz miydi? Öbür yandan bu karara karşın Türk Dışişleri’nin protokollerle ilgili olarak Ermenistan’la yeniden ilişkileri başlatması
bile bile lades değil midir? Dolayısıyla protokollerin onaylanmaması ve de yürürlüğe girmemesi nedeniyle Ankara ile Erivan arasında bütün ilişkilerin kesildiğinin sanılmasına karşın Türk tarafının Erivan’da yeni bir diplomatik atağa geçmesinin gerçek nedenleri gün ışığına çıkarılmalıdır.

Birinci sorunun yanıtı tabii ki “hayır”dır. Zira bilindiği üzere Ermenistan, Sovyetler Birliği’nden ayrılma sürecinde, 1990’da yayınladığı Bağımsızlık Bildirgesi’nde
“Batı Ermenistan” olarak adlandırdığı Doğu Anadolu toprakları üzerinde
emelleri olduğunu açıklamış ve bu bildirgede yer alan esasları daha sonra Anayasa hükmü haline getirmiştir. Bağımsızlık Bildirgesi’nde, ayrıca, soykırım iddiaları da
yer almaktadır.

Dolayısıyla 10 Ekim 2009 tarihli protokollerin yürürlüğe girmesini engelleyen Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı Türkiye açısından bir sürpriz değildir;

  • kaldı ki Türkiye, protokolleri Doğu Anadolu’yu topraklarıa katma hedefini Anayasası’nda koruyan bir Ermenistan ile imzalamıştır.

İkinci sorunun yanıtı ise “evet”tir. Şöyle ki; 2009 tarihli protokoller, Ermenistan ile diplomatik ilişkilerin kurulması konusunda Türkiye’nin 2000’li yıllara dek ileri sürdüğü koşullara aykırı imzalanmıştır.

Geleneksel Türk diplomasisinin koşulları şunlardı:

1. Ermenistan soykırım iddialarından vazgeçmeli ve uluslararası platformda
    gündeme getirmekten kaçınmalı,
2. Ermenistan Anayasası’ndan “Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi”ne yapılan
    atıf çıkarılmalı,
3. Ermenistan Karabağ işgalini sona erdirmeli.

Ne var ki Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan iki protokolde, özellikle AB ve ABD’nin Türkiye’ye yaptığı baskılardan ve Rusya’nın desteğinden yararlanan Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarından çekileceğine ilişkin hiçbir açıklama bulunmuyordu. Öte yandan Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan, Türkiye ile varılan uzlaşmayı değerlendirirken “soykırım konusunda ödün vermediklerini” açıklamıştı.

  • Doğu Anadolu’yu topraklarına katma hedefini Anayasası’ndan çıkartmak konusunda ise Ermenistan Hükümeti herhangi bir girişimde bulunmamıştı.

Görüldüğü üzere, Türkiye’nin 2000’li yıllara dek ileri sürdüğü koşulların hiçbirini
yerine getirmeyen bir Ermenistan ile “ilişkilerin normalleştirilmesi ve diplomatik ilişkilerin kurulması” amacıyla iki protokol imzalanmıştır. Gerek Azerbaycan’ın yakınlaşma konusundaki tepkisi ve Türk-Ermeni ilişkilerinin düzelmesi durumunda Ermenilerin işgal ettikleri Azeri topraklarından hiç çekilmeyecekleri kaygısı (Azeri topraklarının yaklaşık %20’si Ermenilerin işgali altında!) gerekse Ermenistan Anayasa Mahkemesi’ nin kararı bu protokollerin uygulanmasını engelleyen temel etkenlerdendi .

Davutoğlu henüz Ermenistan’a gitmeden önce Türk, Rus, Ermeni ve Azerbaycan basınında ziyaretin gerçek amacıyla ilgili haberler yer aldı. Bu haberlere göre Türk Dışişleri Bakanı Erivan’a “Dağlık Karabağ etrafındaki işgal olunmuş yedi bölgenin en az ikisinde işgali kaldırın, biz de sınırları açalım.” önerisinde bulunmak amacıyla gidiyordu. Ancak Davutoğlu bu haberleri yalanladı ve hedeflerinin öncelikle Ermenistan sınırının açılması değil, Kafkasya’da kapsamlı barışın önünü açacak bir konjonktürün oluşması olduğunu belirtti. Dışişleri Bakanı’nın bu açıklamalarının dışında,
Türk yayın organlarında Erivan ziyaretinin amacının yalnızca Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşmesi ve Karabağ sorununun çözümüne ivme kazandırmak değil;
sözde Ermeni soykırımının 100.yılı öncesi, yani 2015’ten önce Ermeni diasporasının girişeceği soykırım kampanyasının zararlarını en aza indirmek olduğu yönünde yorumlar yer aldı

12 Aralık 2013 tarihli Davutoğlu-Nalbandyan görüşmesini yerinde izleyen
Agos Gazetesi ise, ziyaretin anlamını aynı zamanda Ermenistan açısından irdeledi. Gazeteye göre, 2009’da imzalanan protokollerin uğradığı akıbetten sonra,
o gün Türkiye’deki muhataplarından daha büyük bir siyasal risk aldığını düşünen Ermenistan iktidarı, bu yeni girişim karşısında yoğurdu üfleyerek yemeyi tercih ediyordu. Gazeteye göre, iki bakanın görüşmeden sonra ortak basın açıklaması yapmaması, içeride konuşulan konularda uzlaşmadan uzak olunduğunu gösteriyordu. Dolayısıyla Davutoğlu’nun Erivan ziyareti, dört yıldan beri görüşmeyen iki bakanın birbirlerine pozisyonlarını aktarması anlamını taşıyordu ve önümüzdeki dönemde bu tip pek çok görüşmeye tanık olunacağı açıktı.

Davutoğlu’nun ziyarete ilişkin değerlendirmesine gelince; Türk Dışişleri Bakanı,
bir seferde tüm sorunların çözülmesini beklemenin doğru olmadığını vurgulayarak, Erivan ziyaretini “psikolojik eşiğin aşılması” olarak nitelendirdi. Bununla birlikte
bu ziyaret Erivan’da tepkilere neden oldu. Daha Davutoğlu Erivan’a gitmeden önce,
9 Aralık’ta, Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Şavarş Koçaryan “eğer Türkiye ülkelerimiz arasında medeni ilişkiler kurulmasını arzu ediyorsa Osmanlı İmparatorluğu’ nun işlediği Ermeni soykırımını kabul etmeli ve kapattığı sınırı açmalı” yönünde bir açıklama yaptı. 12 Aralık’ta ise, Erivan’da toplantının yapıldığı otelin önünde bir grup eylemci, “Türkiye’nin Ermeni soykırımını kabul etmesi” gerektiğine ilişkin pankartlar taşıyıp, sloganlar atarak Davutoğlu’nu protesto ettiler. Türkiye’de ise, özellikle Dışişleri Bakanı’nın Erivan’a giderken uçakta gazetecilere söylediği “tehciri benimsemiyoruz, gayri insani bir uygulama. ‘Adil hafıza’ ile taraflardaki dirençli kolektif bilinci yıkabiliriz. Buzu çözeyim derken altında kalabilirsiniz.” sözleri muhalefet tarafından tepkiyle karşılandı.

Türkiye ile Ermenistan arasında yaşanan tüm bu gelişmelere karşın Ahmet Davutoğlu “komşularla sıfır sorun” politikasının yanlış olmadığını, yalnızca “kimi komşuların yanlışlarından kaynaklanan olumsuzluklardan söz edilebileceğini” ileri sürmektedir.

Sonuç      :

Her ne denli protokoller onaylanmamış olsa da, Türk Hükümeti’nin Ermenistan’la ilişkilerin normalleşmesi konusundaki tavrında değişiklik yapmadığı Türk kamuoyunun dikkatinden kaçmamaktadır. Öbür yandan bu normalleşmeyi bölgesel barış sürecinin bütününden soyutlayarak gerçekleştirmenin siyaseten doğru olmadığını,
dolayısıyla Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sorunların çözülmesini arzuladığını söyleyen bir Ankara vardır. Dolayısıyla Ankara, Güney Kafkasya’daki sorunların çözümü için bölge üzerindeki yadsınamaz etkileri nedeniyle ABD, Rusya,
AB gibi küresel aktörlerle de temasların kesintisiz sürdürülmesinden yanadır.

Ne var ki bu süreçte Türkiye tarafından göz ardı edilmemesi gereken bir gerçek vardır:

AB ve Avrupa Parlamentosu, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik için başvurduğu tarih olan 1987’den başlayarak Ermeni davasının ısrarlı savunucuları olmuşlar ve Türkiye’den

  • “sözde Ermeni soykırımının Türkiye tarafından resmen tanınmasını,
    Ermenistan Cumhuriyeti ile diplomatik ilişki kurulmasını ve
    Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasını” 

talep etmişlerdi. Türkiye ise, bu doğrultuda Ermenistan’la 2009’da iki protokol imzalamıştı. Ne var ki bu protokoller, Türk Kurtuluş Savaşı döneminde TBMM Hükümeti ile imzaladığı Gümrü, Moskova ve Kars Antlaşmaları’nda Sevr’i geçersiz sayan,
ancak günümüzde

– Sevr emellerinden vazgeçmeyen,
– Ermeni soykırım iddialarını sürdüren ve
– Karabağ işgalini sona erdirmeyen bir Ermenistan

ile imzalanmıştır.

Öte yandan Türkiye ile Ermenistan arasında protokoller imzalanırken çekilen fotoğrafta arkada duranlar, Ermeni Sorunu’nun ortaya çıkmasında ve gelişmesinde rol oynayan Rusya, Fransa ve ABD’nin Dışişleri Bakanları idi; bir başka deyişle 1992’de Karabağ Sorunu’nu çözmek üzere kurulmuş olan AGİT Minsk Grubu’nun eş başkanlarıydı. Dolayısıyla Ermeni Sorunu’nu uluslararası bir sorun durumuna getirerek Türkiye’nin başına bela eden bu ülkeler mi Karabağ Sorunu’nu çözecekler ve Güney Kafkasya’ya barış getirecekler?

Kaldı ki, Minsk Grubu’nun kurulduğu tarihten bu yana Karabağ Sorunu’nun çözümünde hiçbir ilerleme sağlanamamış olması da unutulmamalıdır.

Davutoğlu’nun Erivan ziyareti, yukarıda gözler önüne serilen tüm olumsuzluklara, özellikle Ermenistan’ın ödünsüz politikalarına karşın, Türk Hükümeti’nin rafa kaldırılan protokollerin uygulanmasını sağlamak amacıyla Ermeni Açılımı olarak adlandırdığı
dış politika vizyonu çerçevesinde başlattığı yeni bir girişim olarak değerlendirilebilir. Esasen protokoller, 19. yüzyılın başlarında Doğu Sorunu” olarak adlandırılan Türk topraklarının parçalanması ve paylaşılması projesinin bir parçası olan Ermeni Sorunu çerçevesinde ele alınmalıdır. Bu nedenle Türkiye’nin 19. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak karşı karşıya kaldığı Ermeni Sorunu karşısında izlemesi gereken
dış politikanın bir “hükümet politikası” değil, bir “devlet politikası” olması gerekir.

Dolayısıyla Türk diplomasisinin Ermenistan ile diplomatik ilişkilerin kurulması konusunda 2000’li yıllara dek sürdürdüğü geleneksel tavır korunmalı ve Türkiye tarafından ileri sürülen koşulların Ermenistan tarafından yerine getirilmesi konusunda ısrarcı ve kararlı davranılmalıdır. Çünkü Ermenistan, başta Karabağ işgalinin sona erdirilmesi ve
Ermeni soykırım iddiaları olmak üzere, günümüze dek Türkiye’nin ileri sürdüğü koşulların hiçbirini yerine getirmemiştir.

Esasında Türkiye, Ermenistan’ın 1992’den bu yana Azerbaycan’ın Yukarı Karabağ bölgesini ve yedi Azerbaycan ilini işgal etmesi nedeniyle 1993’te ortak sınırını kapatmış, ancak bu neden (işgal) ortadan kalkmadan Türk-Ermeni sınırının açılmasını öngören protokolleri imzalayarak uluslararası arenada saygınlık (prestij) yitiğine uğramıştır.
Bu çerçevede düşünüldüğünde, Protokollerin onaylanmamış olması Türkiye açısından diplomatik bir fırsat olarak değerlendirilebilir.

Şöyle ki; Türkiye’nin ulusal çıkarları gereği geleneksel Türk dış politikasına geri dönülerek ödünsüz bir tavır sergilenebilir ve bunun için hâlâ geç kalınmış değildir. Unutulmamalıdır ki Ermenistan, şimdiye dek Türkiye’ye yönelik geleneksel
dış politikasından hiçbir ödün vermemiştir.

Prof. Dr. Bige SÜKAN
ADD Bilim ve Danışma Kurulu Üyesi
Ankara, 20.01.2014

YARARLANILAN KAYNAKLAR

– dunya.milliyet.com.tr/davutoglu-erivan-da-psikolojik/…/default.htm‎
– http://www.agos.com.tr/haber.php?seo=davutoglu…ermenistan
– http://www.medyagunlugu.com/…/674-davutoglu-ermeniler.
– http://www.mfa.gov.tr/data/DISPOLITIKA/türkiye-ermenistan-turkce.pdf
– ‎http://www.1news.com.tr/yazarlar/20131216063347942.html
‎- http://www.trtturk.com.tr/haber/davutoglu-erivan.html
– SOYSAL, İsmail, Türkiye’nin Siyasal Andlaşmaları, C.I, 3.B, Ank., TTK, 2000

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir