Kapitalizminizi Nasıl Alırdınız?


Kapitalizminizi Nasıl Alırdınız?

portresi

 

Prof. Dr. Ayhan Filazi
ADD Genel Başkan Yardımcısı

 
Bugünlerde okyanus ötesinden yönetilen cemaat ile yine okyanus ötesi ürünü ama
son kullanma tarihi geçmiş diğer cemaatin arasındaki mücadeleyi ibretle izliyoruz. Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika projesinin şimdilik başarısızlığa uğraması, Eşbaşkanının kontrol edilemeyen hırsı ve projeyi eline yüzüne bulaştırması, üstüne üstlük Haziran direnişinde karizmasının çizilmesi oyuncu değişikliğine gidilmesini zorunlu hale getirmiş görünüyor. Diş macunu tüpten çıktıktan sonra tekrar tüpün içine girmez. Bunlar son çırpınışlar. Kimin gideceği belli oldu da kimin geleceği üzerinde
henüz uzlaşma sağlanamadı. Seçenekler çok. Rekabete çoktan başladılar bile.

Elbetteki emperyalistler hiçbir zaman projelerinden vazgeçmezler. Çok geniş enerji yatakları ve stratejik noktalarda konumlanan Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesi,
kan emici imparatorluklarının devamı için kontrol edilmesi gereken bir alandır. Önlerinde bir engel gördüklerinde ilerlemezler ama hareketsiz de kalmazlar. Zıplarlar. Uygun buldukları anda yeniden yollarına devam ederler. Aynı Lozan görüşmelerinde dönemin Emperyalistlerinin temsilcisi İngiliz Lord Curzon’un İsmet İnönü’ye dediği “Kabul etmediğiniz şeyleri şimdi cebime koyuyorum. Gün gelecek,
kapıma dayanacaksınız. Cebime attıklarımı işte o zaman önünüze koyacağım” sözü
hala belleklerdedir.

Uzmanlar, kısaca yayılmacılık olarak tanımladıkları emperyalizmin bin yıllardır olduğunu, ancak kapitalizmin sömürgeciliğe bağlı olarak Ortaçağın egemen sosyal yapısının ve üretim tarzlarının değişmesi sonucunda ortaya çıktığını ifade etmektedirler. İnsanoğlunun göçebelikten yerleşikliğe geçişinin de bir ürünü olan kapitalizm günümüzde daha nazik bir ifadeyle “küreselleşme” olarak adlandırılmaktadır.
Bu terim daha çok yirmibirinci yüzyılın kapitalizmi olarak ortaya çıkar. Ekonomik bir yöntem olan kapitalizmden kasıt, insanların en temel hakları olarak iddia edilen üretim ve mülkiyet hakkıdır ki emperyalist ülkeler genellikle kapitalisttir. İlk ortaya çıktığında emek sınıfının kötü koşullara sahip olması, ücretlerdeki adaletsizlikler ve çocuk işçiliği gibi durumlarla özdeşleşen kapitalizm, özellikle ondokuzuncu yüzyılda sosyal bilincin uyanması ile az da olsa düzeltilmiştir. Ancak zihniyet asla değişmemiştir.

İnsanların eğitim, gıda, adalet ve sağlık hakları gibi en temel haklarının önüne üretim ve mülkiyet hakkının konması, insanı değil maddeyi yüceltmektir. Bu sistem emeğe saygıyı, eşitliği ve özgürlüğü temel alan Kemalist felsefeye de uymaz. Çünkü sermaye sadece kendi çıkarını düşünür. Sırf çıkarı için yenildiği belli olduğu halde iki atom bombasını Japonya’ya atmaktan çekinmemiştir. İki kuruş daha fazla kar edecek diye ve başka seçeneği olsa bile onca tehlikesine rağmen termik santralleri işletmeye ve yenilerini kurmaya devam etmiştir. Onun için çıkar önceliklidir, çevre ve insan boyutu öncelikleri arasında değildir.

Çıkarlarını korumak ve artırmak için her yol mubahtır. Dini de kullanır, milliyetçiliği de. Yeter ki lehine olsun. 1980’deki darbeden sonra ulusumuza ne yazık ki Atatürk’ü de kullanarak afyon olarak yutturulan Türk-İslam sentezi yaklaşımı bunun en tipik örneğidir. 1990’lardan sonra dinin milliyetçiliği baskılaması üzerine sırf bir denge oluşturulması için alınan 28 Şubat kararları da dinin baskısını engelleyememiş ve 2002’den sonra Türkiye, Abdestli Kapitalizm olarak adlandırılan sistemin boyunduruğu altına girmiştir. Ama uluslararası toplum mühendislerince
Türkiye’ye giydirilen bu elbisenin ömrü kısa sürmüştür.

Çünkü Atatürk’ün önderliğinde 1923’te başlayan aydınlanma çağı, Türkiye’de yeterli bir aydın birikimi oluşturmuştur. O’nun tam bağımsızlık hedefi etle-tırnak olan emperyalizm ve kapitalizme karşı durmayı gerektirir.

Tarihten ders almayan toplumlar geleceklerine yön veremez. Abdestli kapitalizm elbisesinin dar geldiğini gören toplum mühendisleri, şimdilerde abdestsizini denemeye çalışmaktadır. Ancak Atatürk’ün öncülüğünde kurulan bu Cumhuriyet’te kapitalizmin her türlüsüne geçit yoktur. Abdestli kapitalizm ile abdestsizi arasına sıkıştırılmak istenen bu ülkenin aydın insanları Tekel işçilerinin direnişiyle silkinmiş, Cumhuriyet bayramında barikatları yıkmış ve Haziran direnişinde güçlerini göstermişlerdir. Seçeneğimiz vardır.
Gericiliğe, emperyalizme, sömürüye ve faşizme dur diyecek gücümüz vardır.
Toplum mühendislerinin elbisesine ihtiyacımız yoktur.

  • Bu ülkede yeniden devrimci, halkçı, devletçi, ulusalcı ve
    laik bir cumhuriyet kurulacaktır. 

Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“Kapitalizminizi Nasıl Alırdınız?” üzerine 6 yorum

  1. SAKIN, “BU ÜLKEDE BİR DAHA; DEVLETÇİ, DEVRİMCİ, HALKÇI, ULUSALCI, LAİK BİR CUMHURİYET KURULMASIN!..”

    Prof. Dr. Ayhan Filazi, Kapitalizm’i çay gibi, kahve gibi bir şey sanmış ki; yazısının başlığını “KAPİTALİZMİNİZİ NASIL ALIRSINIZ?” koymuş… “Benim kahvem az şekerli, benim çayım tek şekerli,” demek gibi; “ben abdestli ya da abdestsiz kapitalizm alırım,” denilebileceğini vurgulamış…

    Prof. Dr. Filazi Hazret, Başkan Bush’un, “ORTADOĞU’NUN AZ AKILLI, DÜŞÜNCESİZ, ANLAMAKTAN ACİZ YÖNETİCİ VE AYDINLARINI KANDIRMAK, ZATEN AZ OLAN AKILLARINI MEŞGUL ETMEK İÇİN ORTAYA ATTIĞI BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ’NİN HAZİRAN DİRENİŞİ’YLE ŞİMDİLİK BAŞARISIZLIĞA UĞRADIĞINA” hükmetmiş…

    Emperyalizmin”Büyük Ortadoğu Projesi” gibi az akıllı, az beyinli, az düşünceli projeleri hiçbir zaman olmadı… Olamaz… Olmayacak… Ve olması da mümkün değildir…

    Emperyalizmin Türkiye’deki en büyük projesi; “ON ASKER ŞEHİT OLDU, YÜZ TERÖRİST ÖLÜ OLARAK GEÇTİ,” denile denile yaklaşık otuz yıldır uygalanan VE 350 MİLYAR DOLARLIK BİR PAZAR HALİNE GELEN TERÖRLE MÜCADELEDİR!.. 350 MİLYAR DOLARLIK SAVAŞ VE ÖLÜM PAZARININ EN BÜYÜK DESTEKÇİLERİ
    Atatürkçüler ve ADDci’lerdir… Ve Projenin adı KONTROL EDİLEBİLİR KRİZ BÖLGESİdir!..

    Onur Öymen, bu projenin ; Emperyalizm için DERSİM GİBİ BİR SOYKIRIM DÜZEYİNE ÇIKARILMASINI en karlı hale getirilmesini savunmuştur.

    Birgül Ayman Güler, 1789 Devrimi’mden 224 yıl sonra; “BİZE TÜRK MİLLETİYLE, KÜRT MİLLİYETİ’Nİ EŞİT VE EŞDEĞERDE GÖRDÜREMEZSİNİZ!..” diyerek aynı vahşet ve barbarlığı yeniden parlamento kürsüsünden haykırmıştır.

    Bugüne kadar “EŞİTLİĞİ SAVUNAN, BÜTÜN HALK VE MİLLETLERİN EŞİTLİĞİ İLKESİNİ” kabul eden bir Kemalist, bir ADDci olmadı…

    Ayhan Filazi hazret ise; Kemalizmin “eşitliği savunduğunu” iddia etmekte sakınca görmemiş… Kemalizmin “emeğe saygıyı, eşitliği, ADALETİ ve özgürlüğü” temel aldığını ve bu haliyle çeliştiğini iddia etmiş. (Gerçi Ayhan Filazi Hazret, Kemalizme Adaleti eklemeyi unutmuştu; aklına adalet gelirse; Kemalizme onu ekleyeceğine kuşku duymadığım için, adaleti de ben ekledim.)

    Şu sıralarda, DERSİM 3. BÜYÜK ALEVİ SOYKIRIMINDA MUHTEMELEN KARNI DEŞİLEREK HAMİLE BABAANNESİ ÖLDÜRÜLEN BU SİTENİN SAHİBİ AHMET SALTIK’IN övmekle bitiremediği Turgut Özakman’ın adı söylenmeye değmez kitabını okuyorum… Turgut Özakman’a göre, AYDINLANMA ATATÜRKTÜR, DEVRİM ATATÜRKTÜR, KURTULUŞ SAVAŞI ATATÜRKTÜR, DÜNYADA NE VARSA HEPSİ ATATÜRKTÜR, DÜNYADAKİ HER ŞEY ATATÜRKTÜR!..

    Ve dünyanın hepsi, dünyadaki her şey Atatürk olduğundan, tabii Turgut Özakman’ın yazdığı roman da gene Atatürk olmuş… Turgut Özakman, başka bir milletten söz eder gibi, “ŞU ÇILGIN TÜRKLER,” adıyla yazdığı 688 sayfalık kitapta; HİÇBİR ŞEY ANLATMAMAYI BAŞARMIŞ!..

    Turgut Özakman’da, ne Yüzbaşı Selahattin’in Romanı’ndaki yaşanmışlık var, ne Hasan İzzettin Dinamo’nun Kutsal İsyan’ındaki gerçekçilik… Turgut Özakman hazret de; Çetin Altan’ın “TÜRKE TÜRK PROPAGANDASI YAPMAK” biçimindeki Övgüler Mezarlığında bocalamakla kalmış…

    Evet… Ahmet bey, ne yazık benim kuşağım; Hayattaki tanıklarına rağmen Koçgiri ve Dersim Alevi Soykırımlarını bilmeden, Ermeni Soykırımının yalan olduğunu sanarak; Hasan İzzettin Dinamo, Doğan Avcıoğlu gibi kalburüstü yazarları, Nazım Hikmet’in Kuvvayi Milliye Destanı gibi kalburüstü eserleri okuyarak Atatürkçü olmuştuk.

    Keşke herkes sizin gibi, “aydınlanma, devrim, kurtuluş savaşı, laiklik, bağımsızlık, özgürlük, adalet, eşitlik ve dünyadaki her şey olan Atatürk’ten” söz etseydi!.. Ne Dersim 3. Büyük Alevi soykırımını savunurduk, ne Koçgiri’yi, ne diğer soykırımları savunmak zorunda kalırdık…

    Ama sayenizde bugün şöyle düşünüyorum; “Atatürk’ün ve Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in mensubu olmakla onur ve gurur duyduğum Aleviliğe; Alevi Halkına ne yararı dokunmuşsa; Aleviler Atatürk ve Cumhuriyet döneminde ne kadar hak ve hukuk sahibi olmuşlarsa; BENİM SEVGİM DE, BAĞLILIĞIM DA O KADARDIR.

    Katliam ve soykırımlara, hak ve hukuk tanımamaya ise; ne saygı duyuyorum, ne sevgi… Kemalizm’in kaptilizme ve emperyalizme karşı olduğuna ise; Kore’ye gönderilmiş ve Kore’de öldürtülmüş askerlerden dolayı inanmıyorum.

    1. Rıza Bey,
      Öncelikle yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim. Her ne kadar Kemalizme karşı olumsuz görüşleriniz olsa da bunları içiniz yandığı için söylediğinizi anlayabiliyorum. Özellikle Atatürk’ün ölümünün ardından uygulanan ve O’nun adı kullanılarak yapılan tüm uygulamaları Kemalizm olarak adlandırdığınızda böyle bir sonuca varmanız çok normal. Size tüm içtenliğimle katılıyorum. Ben bunu daha önce de bu sitede yayımlanan “Alman Papazın hikayesi var da Türk İmamın olmaz mı?” isimli yazımda da belirtmiştim zaten. İlgili yazıyı arşivden bulup okuyabilirsiniz.
      Atatürk kapitalizme karşı olduğu halde sırf NATO gibi kapitalist bir örgüte dahil olmak için Kore’ye asker göndermenin Kemalizm ile özdeşleştirilmesi ne kadar doğrudur? Ayrıca Atatürk adını kullanarak yapılan 12 Eylül askeri darbesi ve uygulamalarını Kemalizm ile bir tutmak ne kadar doğrudur? Onları sizin takdirinize bırakıyorum.
      Tabi siz diyeceksiniz ki Atatürk hayattayken Dersim’de katliam yapıldığı için O’da suçludur. O zaman şunu da söyleyeyim; Dersim’de bir isyan vardı ve ülkenin dirliği için bu isyanın bastırılması gerekiyordu. Kim olursa olsun bunu yapardı. İsyanı bastırmak için gelen emirleri yerine getirmek bir tercih konusu değildir, ancak emirleri uygulamanın şekli bir tercihtir. Orada pek çok uygun olmayan şiddet olaylarının yaşandığını okuduk, duyduk ama bunların o dönemde hasta yatağında yatan Atatürk’ün emirleri doğrultusunda yapıldığını söylemek kelimenin tam anlamıyla insafsızlıktır. Zaten o dönemde bile bunların Atatürk’e atfedilmediğini ve neredeyse tüm sağduyulu Alevi toplumunun evinde Hz. Ali’nin yanında Atatürk’ün bir resminin olduğunu gördük, biliyoruz.
      Böyle bir dönemde sizin gibi Kemalizm düşmanlığı yapmanın da kimin ekmeğine yağ sürdüğünü ve kime hizmet ettiğini anlayacağınız sanırım.
      Saygıyla

  2. ALEVİLER KERBELA’DAN BU YANA DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE İSYAN ETMEMİŞTİR!.. DERSİM DE İSYAN ETMEDİLER…

    Ayhan bey, yanıtınız için teşekkür ederim. Size nazik uslubunuzdan dolayı haklısnız demeyi de isterdim. Ama ne yazık, özellikle Dersim’de bir isyan olduğu ve dünyanın her yerinde yapılabileceği gibi bu isyanın bastırıldığı konusunda haklı değilsiniz!..

    Dahiliye Vekili, Şükrü Kaya’nın TBMM’ye sunduğu ve gerekçesini açıkladığı 1935 Tunceli Kanunu’nda; “DERSİM’DE BİR İSYAN, İHTİLAL, AYAKLANMA, KİTLESEL BİR HAREKET VE HATTA KAYDA DEĞER HER HANGİ BİR HAREKET OLMADIĞI,” kabul edilmekte ve DERSİM ALEVİLERİNİN CUMHURİYETE YETERİNCE BAĞLI OLMADIKLARI varsayılarak sözkonusu Kanun’a ihtiyaç duyulduğu açıkça söylenmektedir.

    Dersim 3. Büyük Alevi Soykırımı, 1935 Tunceli Kanunu’yla planlanan merhametsiz, acımasız, insafsız bir soykırımdır ve İhsan Sabri Çağlayangil’in deyimiyle; “yediden yetmişe bütün Kürt Aleviler katledilmiştir!..”

    1935 Tunceli Kanunu çıkarılırken Şükrü Kaya İçişleri Bakanı, İsmet İnönü Başbakan, Atatürk de Cumhurbaşkanı’dır… Kanun provokasyon amaçlı olarak düşünülmüş; 1935 Tunceli Kanunu çıkarsa; Dersimlilerin bunu haber alıp isyan etmeleri beklenmiş ve kimsenin aklına “Alevilerin Kerbela’dan bu yana isyan etmedikleri, ” gelmediği gelmemiştir. Ortada kayda değer herhangi bir hareketin olmadığı Dersim’e köprüler, kışlalar yapılmaya başlanmış; gene beklendiği gibi bir isyan olmamıştır… Dersimlilerin elindeki silahlar toplanmış; gene soykırım için bahane yaratılamamıştır.

    Ve sonunda “Alevi kadınlara tecavüz edilirse; Alevi erkekleri seslerini çıkarır mı, çıkarmaz mı” diye Mum Söndü Testleri yapılmış ve köyler basılarak kadınlara tecavüz edilmeye başlanmıştır… Kadınlara tecavüz; Türk ve Sünni Cumhuriyet’in Alevileri katletmekte ne kadar kararlı olunduğunu ortaya çıkarmış… Aşiret beyleri, Ankara’ya mektup yazarak, hiç değilse kadınlara tecavüz edilmemesi istenmiştir.

    Kadınlara tecavüz edilen karakollara saldırmaktan ibaret olan Dersim İsyanı(!) başta Seyyid Rıza olmak üzere Dersim İleri Gelenleri tarafından daha fazla sürdürülmek istenmemiş; Seyyid Rıza, diğer İleri Gelen Kişilerle teslim olmuş, aklınca soykırımı önlemek istemiştir.

    Ne var ki, 1935 Tunceli Kanunu ile tam bir Alevi soykırımı planlanmış olduğundan; Seyyid Rıza ve Dersim ileri gelenlerinin asılması yeterli görülmemiş… “Artık yeter,” diyen ya da kan dökmeyi yeterli gördüğü iddia edilen İsmet İnönü Başbakanlık’tan alınarak, yerine Celal Bayar getirilmiştir… Ve Celal Bayar’ın Başbakanlığı döneminde tam bir soykırım yapılmış; Dersim “yediden yetmişe, ana karnındaki bebekten doksanlık ihtiyarına” kadar HİTLER’İN “ERMENİLERİ KİM HATIRLIYOR, ALEVİLERİ KİM HATIRLAYACAK?” demesine yolaçacak ölçüde zehirli gazla, topla, tüfekle, MAKİNELİ TÜFEKLE, uçakla ve ATATÜRK’ÜN ERMENİ YETİMİ MANEVİ KIZI SABİHA GÖKÇEN’İN BOMBALARIYLA KATLEDİLMİŞTİR.

    Dersim 3. Büyük Alevi Soykırımı’nın insan vicdanın kabul edeceği hiçbir nedeni yoktur. Cumhuriyet, laiklik iddiasıyla; ama TÜRK VE SÜNNİ OLMA GERİCİLİĞİYLE KURULMUŞ VE HER ZAMAN İLERİCİ OLAN ALEVİLERİN, “Biat Etmeyeceği” endişesine kapılmıştır.

    Türk ve Sünni Olma Gericiliğiyle; gözlerini Dersim’de “ÖZGÜR VE BAĞIMSIZ YAŞAYAN ALEVİLERE DİKMİŞ” ; 1935 Tunceli Kanunu’yla soykırım planlamış ve dünyanın en büyük soykırımlarından birini yapmadan da durmamıştır…

    Dönemin en büyük Alevi Dedesi Seyyid Rıza asılacağını anlayınca; “Bİ HATAYIK, EVLADI KERBELAYIK… AYIPTIR, GÜNAHTIR, CİNAYETTİR, (KATLİAM VE SOYKIRIMDIR!..) demişti.

    Darağacı’nın önünde de Seyyid Rıza şöyle demişti;

    “OYUNLARINLA BAŞ EDEMEDİM, BU BANA DERT OLDU!..
    NE YAPTINSA ÖNÜNDE DİZ ÇÖKMEDİM, BU DA SANA DERT OLSUN!..

  3. Rıza Bey,
    Bu söylediklerinize diyecek bir şey bulamıyorum. Ya siz tarihi bilmiyorsunuz ya çarpıtıyorsunuz ya da bütün tarihi belgeler yanlış ve bize de bu yanlış tarih belletilmiş. Aleviler hiç bir zaman isyan etmemiştir demişsiniz. Sizin tarih bilginize göre doğru olabilir. Peki günümüzde Haziran Direnişini nasıl görüyorsunuz. Bir isyan değil midir? İsyanların illaki silahlı olması gerekmez. Haziran direnişi silahsız bir isyandır bana göre. Peki burada ölen gençlerin Alevi olmasını tesadüfe mi bağlayacaksınız. En fazla direnen semtlerin Alevi yoğunluğu göz önüne alındığında Ankara’da Dikmen ve Tuzluçayır, Hatay’da Armutlu olması yaşama şekline müdahale olduğu için bir Alevi İsyanı olmuyor mu? Buradan sakın Haziran Direnişini tamamen Alevilerin çıkardığı fikrine kapılmayın. Elbette orada her kesimden insan vardı. Ama ölenlerin çoğunluğunun Alevi kesimden olmasını nasıl açıklamamız gerekiyor? Özellikle mi seçildiler dersiniz.
    Benim bildiğim bu ülkenin aydınlık yüzü ve laikliğin sigortası olan Aleviler hiç bir zaman zulme, zalime başeğmez ve her zaman dik durur. Bence “Alevileri hiç bir zaman isyan etmez” diye nitelemeyin. Onlara haksızlık yaparsınız. En başta da kendinize. Siz de kendinizi Alevi olarak nitelendiriyorsunuz ve gördüğünüz gibi haksız gördüğünüz herşeye karşı mücadele ediyorsunuz, isyan ediyorsunuz, hakkınızı arıyorsunuz. Kuzu kuzu durup beklemiyorsunuz.
    Ben sizde de bir isyankar ruh gördüm. Bunu lütfen inkar etmeyin.

    1. Tartışmanın böylesine düzeyli ve uygarca olması ne hoş..

      2 konuk yazarımızı da kutlamak isterim..

      Sevgi ve saygı ile. 10.1.14

      Dr. Ahmet SALTIK
      Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
      Ankara Üniv. Tıp Fak.
      http://www.ahmetsaltik.net

      2014/1/9 Ayhan Filazi
      “Kapitalizminizi Nasıl Alırdınız?” yazınızda yeni yorum
      Yazar : Ayhan Filazi (IP: 85.110.18.237 , 85.110.18.237.dynamic.ttnet.com.tr)
      E-posta : afilazi@gmail.com
      URL :
      Whois : http://whois.arin.net/rest/ip/85.110.18.237
      Yorum:
      Rıza Bey,
      Bu söylediklerinize diyecek bir şey bulamıyorum. Ya siz tarihi bilmiyorsunuz ya çarpıtıyorsunuz ya da bütün tarihi belgeler yanlış ve bize de bu yanlış tarih belletilmiş. Aleviler hiç bir zaman isyan etmemiştir demişsiniz. Sizin tarih bilginize göre doğru olabilir. Peki günümüzde Haziran Direnişini nasıl görüyorsunuz. Bir isyan değil midir? İsyanların illaki silahlı olması gerekmez. Haziran direnişi silahsız bir isyandır bana göre. Peki burada ölen gençlerin Alevi olmasını tesadüfe mi bağlayacaksınız. En fazla direnen semtlerin Alevi yoğunluğu göz önüne alındığında Ankara’da Dikmen ve Tuzluçayır, Hatay’da Armutlu olması yaşama şekline müdahale olduğu için bir Alevi İsyanı olmuyor mu? Buradan sakın Haziran Direnişini tamamen Alevilerin çıkardığı fikrine kapılmayın. Elbette orada her kesimden insan vardı. Ama ölenlerin çoğunluğunun Alevi kesimden olmasını nasıl açıklamamız gerekiyor? Özellikle
      mi seçildiler dersiniz.
      Benim bildiğim bu ülkenin aydınlık yüzü ve laikliğin sigortası olan Aleviler hiç bir zaman zulme, zalime başeğmez ve her zaman dik durur. Bence “Alevileri hiç bir zaman isyan etmez” diye nitelemeyin. Onlara haksızlık yaparsınız. En başta da kendinize. Siz de kendinizi Alevi olarak nitelendiriyorsunuz ve gördüğünüz gibi haksız gördüğünüz herşeye karşı mücadele ediyorsunuz, isyan ediyorsunuz, hakkınızı arıyorsunuz. Kuzu kuzu durup beklemiyorsunuz.
      Ben sizde de bir isyankar ruh gördüm. Bunu lütfen inkar etmeyin.

      Bu yazı için yapılmış tüm yorumları burada görebilirsiniz:
      http://ahmetsaltik.net/2014/01/08/kapitalizminizi-nasil-alirdiniz/#comments

      Kalıcı bağlantı: http://ahmetsaltik.net/2014/01/08/kapitalizminizi-nasil-alirdiniz/#comment-2712
      Çöpe At: http://ahmetsaltik.net/wp-admin/comment.php?action=trash&c=2712
      İstenmeyen: http://ahmetsaltik.net/wp-admin/comment.php?action=spam&c=2712

  4. EVET… TARİH DİYE BİZE HER ZAMAN YALAN SÖYLEDİLER!..

    Cumhuriyet döneminde; Aleviliğin, Dedeliğin, Türbe Ziyaretlerinin yasaklanmasından, Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasından dolayı “ALEVİLİĞİN İÇ ÖRGÜTLENMESİ BOZULMUŞ, ALEVİLİĞİN KENDİNİ İFADE ETMESİ, KENDİ TEMSİLCİLERİNİ YETİŞTİRMESİ MÜMKÜN OLMAMIŞ; Alevilik için Türkiye çölünde vaha olan Koçgiri ve Dersim de KURUTULDUĞU İÇİN Alevilik dağılma sürecine girmiştir.

    Bu nedenle, son 40-45 yılda Alevi gençleri, kendilerini; “YA MEZARA YA HAPİSHANE” gönderen sol örgütlerden etkilenerek kendi elleriyle kendi geleceklerini karartmaya başlamışlardır.

    Bugün, “Gezi Parkı Direnişi”nin Alevilere neye mal olacağını düşünüp takdir edebilecek çapta, saygın Seyyid Rıza gibi Alevi Dedeleri yoktur!.. Ama, Alevi Gençleri’nin sol örgütlerin kontrolünde böyle eylemlere katılacağını bilen koskoca bir Fethullah Hilafeti vardır… Ve bu eylemlerde ne kadar Alevi genci öldürülürse; sol örgütlerin o kadar kendilerininden söz ettireceğini bilmektedir. Bir kere kendinden söz ettiren sol örgütün artık durmayacağını, ölüme birçok Alevi genci göndereceğini de takdir etmektedir.

    Bu nedenle de; sözde Gezi Parkı Direnişi’nde, “SEÇİP SEÇİP ALEVİ GENÇLERİNİ ÖLDÜRDÜLER!..”

    Seçip planlayıp Alevi Gençlerini öldürdüler!.. Çünkü, Alevilerin kimsesi yok… Kimse öldürülen bir Alevi gencinin hakkını aramaz… En fazla sol örgütler, “BİZ DEVRİM YAPARSAK HESABINI SORARIZ!..” derler, bir süre sonra da unuturlar. Bir Alevi genci öldüren katil ise; “HEM SEVAP KAZANIR CENNETLİK OLUR!..” hem tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılır…

    Son yıllarda Alevi gençlerini öldüren polisler; “BEN HAVAYA ATEŞ ETTİM, TAM O SIRADA AYAĞIM KAYDI, DÜŞTÜM… KURŞUN BENİM İRADEM DIŞINDA GİTMİŞ BEYNİNE GİRMİŞ…” diye çok mantıki beylik bir savunma geliştirdiler… Bu savunmayı duyan Sünni HAKİMLER, derhal sanığı serbest bırakmayı bir kural haline getirdiler.

    Türk ve Sünni Olma Gericiliği; her zaman böyle olduğu için; Aleviler, tarih boyu, can güvenliklerini sağlamak için; Dersim ve Koçgiri gibi doğal korumaya sahip bölgelere yerleşmek zorunda kaldılar.

    Cumhuriyet Döneminde, Alevilerin doğal korumaya sahip bölgelere yerleşmesi de en büyük suç sayıldı…

    Evet… Aleviler, Kerbela’dan bu yana, bir iktidar ve bir devlet kurmak için isyan etmemektedirler. Ama her zaman Dersim gibi doğal korunması olan bölgelere yerleşmeye çalışmaktadırlar.

    Evet… Aleviler 12 İmam Süreci tamamlandığından beri(841 yılından beri), din ve mezhep davası yapmamakta; UYGARLIK VE İNSANLIK MÜCADELESİ yapmaktadırlar.

    Alevilerin zulme, haksızlığa karşı çıkmaları da; “YAPABİLDİKLERİ UYGARLIK VE İNSANLIK MÜCADELESİ” kadardır. Can güvenlikleri olmayan, uygarlık ve insanlık mücadelesi yapamayan Aleviler, haksızlığa, zulme karşı da çıkamazlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir