Merdan Yanardağ : Siyasal İslam Türkiye’de de çöküyor!

Dostlar,

Yiğit ve birikimli yazar Merdan YANARDAĞ Muğla cezaevince tutsak tutuluyor..
Nedenlerini artık hepimiz biliyoruz..
Ancak “hesap” bu kez değişik..
Tutsaklar zindanlarda da olsalar namuslu “Kalemleri” ile “iktidarın kanlı kılıçları ile savaşımı inanılmaz bir azim ve başarı ile götürüyorlar..

  • Kalemler bir kez daha kanlı kılıçları yenecek..

Değerli karedeşimiz Sayın Merdan YANARDAĞ‘ın inanılmaz bir öngörü ile
kaleme aldığı son derece derinlikli yorumu aşağıda..

Kendisine şükranla ve bir an önce özgürlüğüne kavuşması dileğiyle..

Sevgi ve saygı ile.
23 Aralık 2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

======================================

Siyasal İslam
Türkiye’de de çöküyor!

portresi_gencMerdan Yanardağ
merdan.yanardag@yurtgazetesi.com.tr,
22 Aralık 2013

Küresel sermaye adına ve ondan aldığı güçle 11 yıldır Türkiye’yi yöneten
‘Siyasal İslamcı’ AKP-Cemaat koalisyonunun kesin olarak çöktüğü anlaşılıyor.

İktidardan ve servetten daha çok pay isteyen İslamcı ve muhafazakâr sermaye çevreleri adına bir yağma düzeni kuran Amerikancı AKP İktidarı için yolun sonuna gelinmiş durumda.

Laik Cumhuriyet’in yıkılması ve yerine ılımlı da olsa, dinci bir rejimin kurulması ilkesine dayalı gerici iktidar blokunun önlenemez bir çözülme sürecine girdiği görülüyor.
Çünkü ‘12 Eylül 2010 Anayasa Referandumu’ndan sonra başlayan iktidar çatışmasının artık dönüşü olmayan bir yola girdiğini tespit etmek gerekiyor.


Bu nedenle, Emniyet-Yargı örgütlenmesi üzerinden ‘Cemaat’in başlattığı yolsuzluk soruşturmasının doğrudan iktidarı ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ı ortaya çıkıyor.

  • Cemaat bu hamleyle, deyim uygunsa “Şah!” demiş oluyor.

Şimdi isterseniz bu önemli siyasal gelişmeyi maddeler / ana başlıklar halinde analiz edelim. Kavganın neden çıktığının artık bir önemi yok. Laik, cumhuriyetçi ve sol muhalefeti tasfiye ettiğini düşünen AKP artık iktidarı ‘Cemaat’le paylaşmak istemedi. Sürekli daha fazlasını isteyen, ‘makul’ bir çizgide durmayan ve devletin yeniden (İslami temellerde) yapılandırılması operasyonunun derinleştirilmesini isteyen illegal (yasadışı) koalisyon ortağından kurtulmaya çalışan AKP, çatışmanın da fitilini ateşlemiş oldu.

‘Cemaat’in gücünü hafife aldığı anlaşılıyor.

1. YENİ FETRET DÖNEMİ


Türkiye yeni bir fetret döneminden geçiyor. Ülke ve merkezi iktidar, sanki 1402 Ankara Savaşı’nda Timurlenk’in Özbek-Türk ordularına yenilen Osmanlı Devleti’nde olduğu gibi, şehzadeler arasında parçalanmış durumda. Bu kavga; doğası gereği, taraflardan birinin kesin yenilgisine kadar devam edecektir. Tıpkı, Yıldırım Beyazıt’ın oğulları (şehzadeler) arasındaki iktidar savaşı gibi.

Nitekim, 4 bakana dayanan ve Başbakan Erdoğan’a yönelen (soruşturma dosyasında Başbakan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın adı da geçiyor) ‘Yolsuzluk Operasyonu’ndan sonra, AKP Hükümeti de Emniyet Örgütü’nden bir tasfiye dalgası başlattı. Adliyeye de müdahale ederek, adil soruşturmanın önünü kesmeye başladı. ‘Emniyet’teki tasfiye 100’ü aşkın polis şefine ulaştı. Türkiye tam anlamıyla bir kabile devletine dönmüş durumda. Savaşın kanlı geçeceği anlaşılıyor.

Birinci fetret döneminde olduğu gibi, ikincisinde de ortada bir devlet enkazı ve parçalanmış / dağılmış bir merkezi iktidar bulunuyor. Fetret, tarihsel ve siyasal olarak sürdürülemez bir durumdur. Geçicidir. Ya şehzadelerden biri diğerlerini tasfiye ederek mülkün (devletin) ve merkezi iktidarın birliğini yeniden kuracak ya da ülke dağılacaktır.

İkinci olasılığın günümüzde imkânsız olduğunu söyleyebiliriz. En azından imkânsıza yakın bir olasılık olduğunu belirtmek mümkün. Ancak birinci olasılığın aktörleri de, günümüz Türkiye’sinde şehzadelerden ibaret değildir. Bizim örneğimizde AKP ile Cemaat arasında yaşanan iktidar içi çatışmanın, diğer toplumsal muhalefet güçlerini de içine alarak genişleyeceği açıktır.
 
2. ESKİSİNİ YIKTILAR, YENİSİNİ KURAMADILAR

Laik Cumhuriyeti, seküler hukuk düzenini ve elde ne kaldıysa ‘Aydınlama’nın kazanımlarını tasfiye eden AKP-Cemaat koalisyonu,
belli ki ganimeti paylaşamadı. Devlete hâkimiyet konusunda hır çıktığı anlaşılıyor. ‘Birinci Cumhuriyet’i yıkmak zor olmadı. Zaten kurucu güçlerinin ihaneti sonucu,
içi büyük ölçüde boşalmıştı. Ancak ‘Birinci Cumhuriyet’i yıkan siyasal İslamcı koalisyon ikincisini kuramadı. Dinci ve faşizan bir iktidar, hatta diktatörlük oluşturuldu. Ama bu iktidar tam olarak bir ‘Ilımlı İslam Cumhuriyeti’ni kuramadı. İktidarını, hükümet değişimlerinden etkilenmeyecek kalıcı bir rejime, yine tam olarak dönüştüremedi.

Bugün AKP Hükümeti’nin en önemli kriz alanını bu durum oluşturuyor. Cemaat operasyonların, devletin fethi sürecinin devamından yana. AKP ise yeterli olduğunu düşünüyor.
 
3. HÜKÜMETİN ÖMRÜ

  • AKP Hükümeti siyasal ömrünü doldurmuş durumda. 
  • İktidarın düşmesi artık sadece bir takvim sorunudur.

Kavganın tam da bu dönemde başlamasının nedeni açıktır; AKP başta Ortadoğu ve Suriye’de olmak üzere, izlediği dış politikada tam bir başarısızlığa uğramış durumda.

Sıcak para girişine ve mali operasyonlara dayalı ekonomik gelişmenin sonuna gelindiği görülüyor. Spekülatif büyümenin, katma değer yaratmayan ve üretmeyen bir ‘ekonomi – politika’nın sürdürülemeyeceği herkes tarafından saptanıyor.


AKP, ABD ve Batı’nın güvenini hızla kaybediyor. Öngörülebilir ve güvenilir bir ortak olmadığı yönündeki görüş yerleşiyor. AKP’nin özellikle Sünni İslam’a dayalı dar ‘ideolojik’ belirlenimli bölge politikası rahatsızlık yaratıyor. Mısır’da Mursi’nin devrilmesi, Suriye’de rejimin ayakta kalması, AKP hükümetini hiç olmadığı kadar zor durumda bırakıyor. Ortada tam bir yenilgi var. Erdoğan bölge için güvenilmez ve yalnız bir lider halinde ortada kalmış görünüyor. ‘Cemaat’in saldırısının / hamlesinin tam bu döneme denk gelmesi anlamlıdır.

 
4. SİYASAL İSLAMCILARIN YENİLGİSİ

Yaşanan tartışmanın tartışılmaz şekilde ortada çıkardığı gerçek şudur:

  • Siyasal İslam Türkiye’de de ağır bir yenilgi sürecine girdi. 

İslamcıların 21. Yüzyıl’ın başında modern bir devleti ve toplumu yönetme yeteneğine ve birikimine sahip olmadıkları anlaşıldı.

Türkiye’nin yeni fetret dönemi aslında 1995 yılında başlamıştı. Ülkede merkezi iktidar çeşitli güç odakları arasında (Meclis, Hükümet, TSK, Cumhurbaşkanlığı, Yüksek Yargı ve hatta üniversiteler arasında) parçalanmıştı. Fetret durumunun 2008’de AKP-Cemaat koalisyonunun devleti ele geçirmesiyle aşıldığı sanılıyordu. Ancak öyle olmadığı ortaya çıktı. Birincisi (1402) 12 yıl sürmüştü, ikincisi 18 yıldır iniş ve çıkışlarla devam ediyor belli ki.
 
5. ‘GEZİ DİRENİŞİ’NİN ROLÜ

AKP İktidarı’ndaki çözülmeyi hızlandıran, onun siyasal ömrünü biçen en önemli ve tarihsel olgu Gezi (Haziran) Direnişi’dir.

  • Bütün ülkeyi saran ve toplumu kuşatan ‘Gezi Eylemleri’ karşıdevrime geçit verilmeyeceğini ortaya koydu.

Yaklaşık 10 milyon yurttaşın katıldığı bu direniş bütün siyasal dengeleri değiştirdi. Liberal-muhafazakâr blokun kurduğu ideolojik hegemonyayı yıktı.
Ülkenin ve toplumun tarihsel yönelimini yeniden belirleyen Gezi Direnişi, iktidar koalisyonunu da çözdü. Durumu saptayan Cemaat, hızla AKP’ye tavır alarak yeni bir pozisyon belirlemeye yöneldi. Cemaat gazete ve televizyonlarının “Camide içki içildi” yalanına katılmamaları, bu bakımdan önemli bir işaret ve tutum değişikliğidir.
 
6.DAR BİR FRAKSİYON PARTİSİ

Başlangıçta iktidardan ve servetten daha çok pay isteyen İslami eğilimli ve muhafazakâr taşra sermayesine dayanan AKP, izlediği politikalarla başta İstanbul burjuvazisi olmak üzere, bütün sermaye kesimlerini kucaklamaya çalıştı. Bunu büyük ölçüde de başardı.

Küresel sermayenin bütün taleplerini yerine getirdi.

Neo-liberal yağma politikalarını kayıtsız şartsız hayata geçirdi.

  • AKP için önemli olan iktidarda kalmak ve rejimi değiştirecek
    bir siyasal zamana sahip olmaktı.

AKP’nin bu uyumlu tavrı nedeniyle, başlangıçta TUSİAD sermayesi de destek verdi.
Batıcı büyük sermaye, iktidarın bir kısmını yükselen muhafazakar sermayeye vermeye, serveti ‘Anadolu Burjuvazisi’ ile paylaşmaya hazırdı. Dolayısıyla, ortaya bir uzlaşma çıktı.

Ancak AKP bu uzlaşmaya uygun davranmadı ve iktidarını sağlamlaştırdıkça,
kendi zenginler sınıfını yaratmaya ve güçlendirmeye yöneldi.
Kuracağı dinci rejimin sınıfsal temellerini sağlama almak istiyordu.


Durum böyle olunca, servetin el değiştirmesine yönelik operasyonlar yapmaya başladılar. Kamu kaynaklarını yağmalamaya yöneldiler.

Dolayısıyla yolsuzluk yapmaları kaçınılmazdı. Onlar da, hem hukuku hem de ahlakı bir kenara bırakıp bir yağma düzeni kurdular.

  • Örneğin, son on yılda Kamu İhale Yasası’nı tam 164 kez değiştirdiler.

ATV-Sabah Grubu’nu kamu bankalarından verdikleri teminatsız 750 milyon dolar kredi ile yandaş işadamına verdiler vb.

Sonuç olarak                    :

AKP Hükümeti, 2008’den başlayarak bütün sermaye çevrelerin partisi gibi değil,
sadece İslamcı-muhafazakar iş çevrelerini temsil eden bir fraksiyon (dar grup) gibi davranmaya başladı. Özel yaşama ve seküler / modern yaşam tarzına müdahaleler de ondan sonra başladı.
 
7. HALK AFFETMEZ

‘Cemaat’in 17 Aralık 2013 ‘Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu’ hamlesi
bütün pisliklerin ortaya saçılmasına yol açtı.

Din, iman, ahlak, milli irade, muhafazakar yaşam edebiyatını ağızlarından düşürmeyenlerin aslında bir yolsuzluk düzeni kurdukları ortaya çıktı.

‘AKP İktidarı’nın ulusal zenginliği ve halkın parasını yağmaladığı çarpıcı şekilde görüldü.

Bu halk her şeyi unutan ve inançlarını aklının önüne geçiren bir yapıya sahiptir.
AKP ve Erdoğan da zaten halkın bu özelliğine güveniyordu. Ancak yine bu halk bir şeyi unutmaz ve bağışlamaz; ekmeğini çalanları, yolsuzluk yapanları!..

  • Artık AKP’nin ‘30 Mart 2014 Yerel Seçimleri’nde yenilgiye uğrayacağını,
    en azından önemli bir güç kaybına uğrayacağını kesin olarak görebiliriz.

 8. SIRADA ERDOĞAN’IN GİZLİ HESAPLARI MI VAR?

AKP, kendisini beklenmedik bir şiddetle vuran ‘Yolsuzluk Operasyonu’na Emniyet’te  başlattığı tasfiye ile yanıt verdi. İki günde 100’e yakın polis şefi ile görevden alındı. ‘Cemaat’in Emniyet örgütlenmesini çökertmeye yöneldi.

‘Yargı’ya da müdahale için hazırlık yapmaya başladı.

Çatışmanın şiddetleneceği görülüyor.


Kuşkusuz ‘Cemaat’ Erdoğan’a ulaşan ‘Yolsuzluk Operasyonu’nu başlattığında,
bir bombanın pimini çektiğini biliyordu.
Dolayısıyla, sert bir karşılık verileceğini de bekliyor olmalıydı. Beklenen oldu.

‘Cemaat’in bu durumda mutlaka yeni bir karşı hamle hazırladığını düşünmek
yanlış olmayacaktır.


Bu hamle bir ‘altın vuruş’ değerinde olmalıdır. Eğer hükümeti etkisizleştiren bir
‘mat’ hamlesi olmazsa bu, ‘Cemaat’in kendisi tasfiye olacaktır.


Bu durumda akla, OdaTV Davası’ndan tutuklanarak Ergenekon tertibine dâhil edilen
MİT üst düzey yöneticisi Kaşif Kozinoğlu’nın açıklamaları geliyor.
MİT’in Orta Asya Masası sorumlusu olan Kaşif Kozanoğlu, bilindiği gibi tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nde kuşkulu bir şekilde ölmüştü. Ancak Kozinoğlu, başına bir şey gelebilir diye, geride 50 sayfalık el yazısıyla hazırladığı bir açıklama / belge bıraktı.


İşte Kozinoğlu’nun geride bıraktığı bu belgede,

  • Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı’ndan itibaren yolsuzluklardan elde ettiği paraları İsviçre’de 8 tane gizli hesapta tuttuğu ileri sürülüyordu.

Kozinoğlu bu hesapları kendisi dışında 2 MİT yöneticisinin daha bildiğini, ancak onların Erdoğan’la pazarlık yaparak anlaştığını belirtiyordu.

Söz konusu hesapları Alman ve ABD istihbaratının da bildiğini yazan Kozinoğlu, tutuklanmasını bu bilgiye bağlıyor ve başına bir şey gelebileceğinden kuşkulanıyordu.

İşte Cemaat’in ‘mat’ hamlesi bu hesap numaraları olabilir.


Nasıl ama! Ortada bir hukuk devleti değil, sanki bir çeteler düzeni var.

  • Siyasal İslamcı çeteler düzeni.

Üç hafta önceki Pazar yazımda AKP İktidarı’nın aniden ve büyük bir hızla çökebileceğini belirtmiştim.

Sanırım öyle olacak.

Sorun; bu çöküşten özgürlükçü, eşitlikçi ve toplumsal demokrasiyi egemen kılacak bir atılımla çıkmaktır.

Geçen hafta kurulan Sol Cephe bu bakımdan önemlidir.
Sol olmadan bu kaos ve fetretten çıkılamaz.

 

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir