BAŞÖRTÜSÜ KONUSU ÜZERİNE BİR İNCELEME


BAŞÖRTÜSÜ KONUSU ÜZERİNE BİR İNCELEME

from:  mehmet cayıragası <mcayiragasi@gmail.com>
reply-to:  ne_mutlu_turkum_dyene@googlegroups.com, 02.11.13

1.         Ahzab  (67) “Yine derler ki: “Ey Rabbimiz, doğrusu biz, beylerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yanlış yola götürdüler.”

Müzzemmil (4)  “Yahut buna biraz ekle! Ve Kur’an’ı ağır ağır, düşüne düşüne oku!”

Bu ayetler bize geçmişten gelen alışkanlıklar, dikkatsizlikler, bilgi eksikliği nedeniyle yanlışlıklar yapılabileceğini işaret eder. İnsanı sürekli araştırmaya ve okumaya teşvik eder. Böylece eskide var olan bir şey varsa düzeltilme imkanını da sağlar. Çünkü, herkesin gerçeği bildiği kadardır. Konuyla ilgili bilgi, “Kur’an’ı ağır ağır, düşüne düşüne oku” emri ile  dikkat ve farkındalıkta önemlidir.

Diyanetimizde hurafe, batıl ve uydurma hadislerle ilgili çalışma yapılması
konuyu daha da önemli hale getirmekte bizde bu çalışmalarda bizim de katkımız olsun istemekteyiz.

Maide (77) “De ki: “Ey Kitap ehli! Hakkın dışına çıkarak dininizde aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, bir çoklarını da saptırmış ve dümdüz yoldan da şaşmış bir milletin arzu ve keyiflerine uymayın.”

Bu ayette de dininizde aşırı gitmeyin diye emrettiği için gerçekler ortaya konmalıdır. İşimiz ne eksik, ne de fazlayı gerektiriyor.

2.         Kur’an; kelime sıkıntısı çekmeyen (31-Lokman Suresi 27), en iyi yasa koyucu olan (5-Maide suresi 50), unutkan olmayan (19-Meryem Suresi 64),
Kuran’ı detaylı bir şekilde indiren(11-Hud Suresi 1) Allah’ın yasasıdır.

Demekki, kimse Allah adına, haram, helal, günah, sevap, yasak kural koyamaz demektir. Kur’an detaylı bir şekilde indirilmiştir. O zaman peygamberimiz bir elçi olduğuna göre Kur an da detayı olmayan hükümlerin nasıl yapılacağını, konuya açıklık getiren hadisleri olmak durumundadır. Mesala namaz nasıl kılınacak, abdest nasıl alınacak gibi konular çerçevesi gibi konularla ilgilidir.

Peygamberimiz bir konuda, Kur’an a uygun bir açıklayıcı emir verdiği zaman emrini yerine getirmek gerekli ise de ben  şundan hoşlanmam, şunu yapmam demesi
kişisel tercihini gösterir. Emir olduğunu göstermez. Onun için emir olup olmadığı ve hadis’in de sıhhatli olması gerektiği de önemlidir.

3.         “Nur (31) … Örtülerini/başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar.” Bu ayette, hımar (örtü) geçer. Hımar- ı res (başörtüsü) geçmez.

Biz  bu anlamları “Örtülerini/başörtülerini” diye koyarak açıklamaya çalışalım.
Burada, nereyi/neyi kapasınlar, nereyi/neyi örtsünler, neyin/nerenin üzerine vursunlar  sorduğumuzda  emir ortaya çıkar. “Gögüs yırtmaçlarıdır”. Emir artık anlaşılmış ve  göğüş yırtmaçlarının kapatılmasını emrediyor. Yani başörtüsü kişinin tercihine bırakılmıştır.

“Nur  (31)., .görünen kısımlar müstesna, açmasınlar. …” emri de genel olarak nerelerin kapatılacağını gösterir,

Abdest alırken mecburen açılan yerler görünen yerleri gösteriyor ve emrediyor diyerek de başörtüsü kişinin kendi tercihine bırakılmış ve abdest uzuvları açık olur diyerek ayetleri yorumlayabiliriz.

4.         Artık konuyla ilgili hadisi dikkate almaya da gerek yoktur. Gerçek ortadadır. Ama yine de, örtü ile ilgili “en önemli ve delil” olarak kabul ettikleri,  rivayeti yine de inceleyelim.   Çalışmamız eksik kalmasın;

Hazreti Âişe buyurdu ki: Allahü teala, “Mü`min kadınlar başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar!” âyetini indirince onlar eteklerinden kesip hemen onunla başlarını örttüler.” (Buhari)

a.         Hemen kesip  onlar örttü ise, oldukça bir biçimde “bacakları görünür”. Niye bu yola girdiler.

b.         Hemen eteklerini kesecek bir alete sahipler miydi?

c.         Bir yere gidip makası, kesici aleti alıp kestilerse, “onlar” neden herkesin evinde başörtüsü varken onu alıp kapamadılar da kestiler. Çünkü sıcak yerlerde, özellikle ülkemizde tarlada çalışanlar için başörtüsü, başa güneş geçmemesi için her evde bulundurulan bir şeydir. Eve gidip başörtüsünü alabilirlerdi. O dönem de de, Araplarda zaten eşarp takmak bir modaydı.

ç.         Önemini açıklamak için bu şekilde anlatılmıştır. Diyebilenler olabilir, önemini anlatmak için başka bir yol yok muydu?

d.         Gerçi burada ayet inince “onlar başörtülerini örttüler” cümlesinde de peygamberimizin başörtüsü takılacak diye ümmetine direk bir emir de mevcut da değil.  Bir emir verilmemişken herhangi bir uygulama emir olarak telakki edilebilir mi? Eteklerini keserek??? Yola koyulup, bir yere mi gidilecekti eve uğramayalım yola koyulalım. Zaten evdeler.  Bu neyin acelesi.  Ayrıca, o dönemde başörtüsü zaten kullanılıyordu.

Yani bu sorular ile bu rivayetin de “uydurma” olduğu gerçeği ortaya koyulmuş olunmuştur.

5.         Kadının ne tür kıyafet tarzı ile giyeceği kişinin kendi tercihine bırakılmıştır.
Etek giyebilir, pantolon giyebilir.

5.         Kutsal emanetler de o dönem ile ilgili giyilen bayan elbisesi vardır.

6.         14’ ncü yüzyıla kadar Türk kadınları yüzlerini örtmemiş, çarşaf ve peçe gibi örtüler kullanmamış ve toplantılara “başları ve yüzleri açık” olarak katılmışlardır.[1]

Bu durum, 14. yüzyıla kadar devam etmiş, peçe ilk olarak I. Murat döneminde (1360-1389) kullanılmaya başlanılmıştır. Çarşafın ise Abbasilerde (750-1258) gayrimüslüm kadınlara  giydirildiği, bu kadınların Müslüman bir erkekle evlenmeleri halinde çarşaf giymekten kurtulabileceğini öngörülmek suretiyle islamiyetin yayılmaya çalışıldığı bilinmektedir. [2]

Osmanlı minyatörlerindeki kadın figürlerinden anlaşıldığı kadarıyla Türk kadınları, Fatih Sultan Mehmet döneminde Orta Asya geleneklerini sürdürecek biçimde açık giyinmektedirler

14. yüzyılda birtakım Türk ülkelerini dolaşan ünlü seyyah İbni Batuta’nın anlattığına göre de Türk kadınları henüz örtülü değildir.

1333 yılında İznik’i ziyaret eden Batuta, o zamanın Osmanlı Padişahı Orhan Bey’in karısı Nilüfer Hatun’un huzuruna kabul edildiğini ve beraber yemek yediğini anlatmıştır.[3]

Osmanlı’da ilk örtünme olayı, I. Murat döneminde Bursa’da yaşanmıştır.
I. Murat döneminde Karamanoğlu Alaaddin Bey’in katliamından kaçıp Osmanlıya sığınan  kabilenin çok güzel kadınları vardır. Herkes bu kadınları seyretmeye başlayınca, ulema kadınların yüzlerinin saklanılmasını istemiştir. Bu durumdan etkilenen diğer kadınlar ve kızlar da örtünmeye başlayınca örtünme bir “adet” halini almıştır.[4]

Aynı dönemde Bizanslı kadınlar da yüzlerini peçe ile örtmektedirler.
İstanbul’un fethinden sonra Bizanslı kadınlardan etkilenen İstanbul’daki Türk kadınları da peçe kullanmaya başlamışlardır. Ancak yine de Silvestre’nin 1680 tarihli albümüne kadar yabancı ressamların resimlerinde ve eski Türk minyatürlerinde “yaşmaklı” bir
Türk kadınına rastlanılmamaktadır.[5]

15’nci yüzyıldan  sonra da Osmanlı’da peçe ve çarşaf kullanımı artmaya başlamıştır. Hatta bu konuda III. Osman, III Ahmet, II. Abdulhamit çıkardıkları fermanlarla
(denetim altına almak, denetlenmesi amacıyla) zorunlu tutmuşlardır.[6]

II. Mahmut, yayınladığı bir fermanla Hıristiyan kadınların Müslüman kadınlar gibi, Müslüman kadınların da Hiıristiyan kadınlar gibi giyinmelerini yasaklamıştır.

1850’lerde Suriye Valiliğinden dönen Suphi Paşa’nın hanımı İstanbul’da ilk çarşaf giyen kadın olmuştur.

  • Çarşaf daha çok bir “Yunan-Bizans“ giysisidir.

Osmanlı’da peçe ve çarşaf kullanılması kimi sorunları da birlikte getirmiştir.

  • Peçe ve çarşafın arkasına gizlenen hırsızlar rahatça suç işlemişlerdir.
  • Bunun üzerine II. Abdulhamit çarşaf giyilmesini yasaklamıştır.[7]

3. SONUÇ                                      :

  • Peçe ve çarşaf Bizans, Yunan giysisidir.

Peçe zaten dinimizde yeri olamaz, dinde aşırıya gitmeyin ayetine de de uygun değildir. Tanınmadan suç işlemeye de elverişlidir.

Bu izahata göre başörtüsü takabilir veya takmayabilir, kişinin tercihine kalmış
bir şeydir ve “abdest uzuvları açık olur” gerçeğine bizi ulaştırmaktadır.

“Din icabı tesettür; kadınlara sıkıntı, külfet vermeyecek ve adaba aykırı olmayacak
basit bir şekilde olmalıdır. Tesettür şekli, kadını yaşamından, varlığından dışlayacak bir biçimde olmamalıdır”. [8]

[1] Müjgan Cunbur,” Türk Kadını için”, Ankara,1997,s.17; Turgut Sönmez, “Kadın Giyim Kuşamı ve Atatürk”, Atatürk Haftası Armağanı,10 Kasım Ankara,2006. s. 151;  s. 98

[2] Turhan Olcaytu, “ Dinimiz Neyi Emrediyor, Atatürk Ne Yaptı?”, 5. basım, Duesseldorf, 1980,.s.166

[3] M. Şakir Ülkütaşır. Türk Toplumundaki Kadının Yeri”, Hayat Tarih Mecmuası, C.1, No:4 Mayıs 1967,.s.47

[4] Tarihçi Şikari’nin “Karaman Tarihi’inden nakleden Pers Tuğlacı,”Osmanlı Döneminde İstanbul Kadınları”, İstanbul, 1984,s.68; Turgut Sönmez, “ Kadın Giyim Kuşamı ve Atatürk”, Atatürk Haftası Armağanı, Genelkurmay Askeri Tarih ve Strateji Etüt Başkanlığı Yayınları, 10 Kasım 2006, s.151,152

[5] Turgut Sönmez, “ Kadın Giyim Kuşamı ve Atatürk”, Atatürk Haftası Armağanı, Genelkurmay Askeri Tarih ve Strateji Etüt Başkanlığı Yayınları, 10 Kasım 2006,.152,153

[6] Turgut Sönmez, “ Kadın Giyim Kuşamı ve Atatürk”, Atatürk Haftası Armağanı, Genelkurmay Askeri Tarih ve Strateji Etüt Başkanlığı Yayınları, 10 Kasım 2006,.,s. 152,153

[7] Rukiye Bulut,” İstanbul Kadınlarının Kıyafetleri ve II. Abdulhamit’in Çarşafı Yasaklaması”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, No:8, Mayıs1968, s.35

[8]  Sinan Meydan, “Atatürk ile Allah Arasında”, İnkılap yayın evi, 5.bs. 2009, S.616-618,625

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir