Mustafa BALBAY : AB Raporunun Anımsattıkları…


Dostlar,

Yandaş basın AB İlerleme Raporu‘nu balık bellekli ve okuma alışkanlığı olmayan yığınlara yine allayıp – pullayarak  sundu ve özellikle “Demokratik açılım” (!?) politikalarının onandığı biçiminde sundu.. Basın olarak görevini yapmadı, iktidarın borazanlığını yaparak halkı kandırmaya yöneldi..

Çok yalın bir soru     : 14 Kasım 2002’den bu yana AKP 11 yıldır iktidarda.
2 tane Ulusal Program (!?) kabul etti ve yüzlerce mevzuat düzenlemesi yapıldı.
{ İlk “Ulusal Program”ı (!?) 57. koalisyon hükümeti olarak Ecevit – Yılmaz – Bahçeli sunmuşlardı AB’ye; 24 Mart 2001 tarih ve 24352 Mükerrer sayılı Resmi Gazete, http://www.abgs.gov.tr/index.php?p=112, 22.10.13 } “AB Bakanlığı” adıyla Bakanlık bile kuruldu. Türkiye, AET’ye ortaklık için 31 Temmız 1959’da başvurdu. Aradan 54 yıl geçti.. Bu arada kimler kimler AB’ye Tam Üye olmadı ki? Üye sayısı 28’e yükseldi. Bütün bunlar aslında AKP hükümetinin AB’ye tam üye olmada gerçekten istekli olmadığını, “mış” gibi yaptığını, kendince iç ve dış kamuoyunu oyalamaya -nafile- çabaladığını kanıtlamıyor mu? Örn. ilkokulunda kara çarşaflıöğretmenleri olan bir Türkiye’yi AB içine tanm üye alır mı? Ham hayal.. artık halkımızın ve özellikle
AKP’ye oy veren kitlenin mutlaka bu ikiyüzlü oyunu gömesi gerek..

Balbay yazısının sonunda ne diyor ?

  • Bu tablo sürdürülebilir değil.

“RTE’nin ve AKP’si – AKP’nin RTE’si” alemi kör ve sersem mi sanıyorlar; yoksa ??

Sevgi ve saygı ile.
22.10.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==================================

AB Raporunun Anımsattıkları…

Silivri'de hapis

Mustafa BALBAY

AB İlerleme Raporu, Türkiye’nin 10 yılda model üreten ülke olmaktan yönünü arayan ülke haline geldiğini gösterdi.

 

2003 yılında AB’ye ilişkin rapordan zirve toplantısına kadar her şey
“AB’ye tam üyelik” göstergesi sayılırdı. 2005 yılına kadar, yılda ortalama iki kez AB’ye girerdik.

Aynı dönemde Kıbrıs’ta da “çözüm yılına” girmiştik. 2004, “kesin çözüm yılıydı.”
O yıl olmayınca “ertesi yıl mutlaka” demeçleri verilirdi.
2014’te Kıbrıs’ta çözüm yılına girişin 10. yılını kutlayacağız. Geçen hafta,
“galiba bu sefer olma olasılığı var” haberleri gazete sayfalarını süslüyordu.
Bayramın ikinci günü açıklanan AB İlerleme Raporu’nun ve raporun hazırlanış sürecindeki kulis bilgilerinin özü şuydu:

Türkiye’nin yönünün AB’ye dönük olmasını sağlayacak bir metin olsun yeter.
2003 yılında, “2013-2014 tam üyelik için en geç takvim” yorumları yapılıyordu.
O gün bunun gerçekçi olmadığını söyleyenler “AB karşıtı”, “statükocu” ilan ediliyordu. Bugün ortada takvim bir yana, yön tayini arayışı var.

*** 
Biraz daha geriye gittiğimizde, 1991’de Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından
tarih sahnesine çıkan Balkanlar, Doğu Avrupa, Orta Asya ve Kafkaslar’daki ülkelerin
her biri bulundukları coğrafyanın koşullarına uygun olarak kendilerine yeni bir gelecek aradılar.

Balkanlar’daki iç savaş koşulları 1991’den 2010’lara dek sürdü. Bosna Hersek’in ardından Kosova’da da yeni dengeler kuruldu. Bosna Hersek, 15 yılda aldığı mesafeyi 2014’te Brezilya’da yapılacak Dünya Futbol Şampiyonası’na katılmaya hak kazanarak gösterdi.

Doğu Avrupa ülkelerinin tümü 1990’lı yıllarda NATO’ya, 2000’li yıllarda da
AB’ye üye olarak yönünü netleştirdi, iç ve dış düzenini kurdu.

Orta Asya ülkeleri 1995’te Şanghay Beşlisi adıyla kurulan, daha sonra genişleyip Şanghay İşbirliği Örgütü adını alan bölgesel yapılanmanın parçası oldular.
AB ve ABD dışında kalan küresel iddiaya sahip 5 ülke de ayrıca bir ortaklık oluşturdu.

Brezilya (B), Rusya (R), Hindistan (İ), Çin (C), Güney Afrika Cumhuriyeti (S) BRICS
adı altında örgütlendiler.

“Dünya devletiyiz” demeçleri verirken mangalda kül, tespihte püskül,
edebiyatta fasikül bırakmıyoruz ama halimiz keşkül!

Gelinen noktada İslam Konferansı Örgütü ile bile aramızda ittifaktan çok nifak var.
Uzun yıllar Batı ile her düzeyde sorun yaşayan İran da en son Birleşmiş Milletler zirvesi ile birlikte yeni bir yöne girdi. Cumhurbaşkanı Ruhani’nin attığı her adım karşılık buldu.

*** 
Yukarıda özetlediklerimizin hemen tümü AKP iktidarı döneminde oldu.
Bu dönemde Türkiye uluslararası alanda ne kadar yol aldı?
AB raporu bunun özetidir.
Alınan yol ileriye değil, geriye doğrudur.
Bu gidiş mehter yürüyüşü ile de tarif edilemez; bir ileri iki geri değildir.
Bir ileri iki yana, iki geri üç ters yana diye tarif edebileceğimiz bir yönsüzlüktür
aldığımız yol.

En kararlı siyasetimiz Suriye konusunda. O kadar kararlı ki, sorunu adım adım içimize doğru çekiyoruz. Suriye’den gelen sığınmacı sayısı bu gidişle milyonu bulacak.
Komşu bir ülkede masum insanların ölmesine elbette sessiz kalamayız.
Ancak izlenen politika kanın durmasından çok, ne pahasına olursa olsun taraflardan birinin kazanmasına dönük.

Ne yönümüzü görebiliyoruz ne önümüzü.
Bu tablo sürdürülebilir değil.

(Cumhuriyet, 21.10.13)

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir