Yeniden ATATÜRK DEVRİMİ

Dostlar,

Çok değerli arkadaşımız, geçmişte birlikte ADD GYK (Genel Yönetim Kurulu) üyesi olarak çalıştığımız çalışkan ve yurtsever insan Sayın Fethi Karaduman aşağıdaki yazıyı göndermiş.. Paylaşalım..

Sevgi ve saygı ile.
13.10.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=======================================

Fethi Karaduman

ATATURK_DEVRIMI_kitabi_kapagi

SÖYLEV 

Tarihin akışına yön veren Atatürk, tarihe tanıklık eden anıtsal yapıtı Söylev’i; 15-20 Ekim 1927 günleri arasında altı gün boyunca, 36 saat süreyle,
CHP’nin 2. Kurultayında, TBMM’nin büyük salonunda okur.

Söylev’in amacını, “Türk Devrimi’nin incelenmesinde tarihe kolaylık sağlamak” olarak belirten Atatürk, 

  • “Ulusal varlığı sona ermiş sayılan bir ulusun, bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğumu anlatmaya çalıştım.” 

diyerek “yaptığı tarihi” “yazarak” da Türk Ulusu’na ve gelecek kuşaklara ders alınacak, tarih bilinci oluşturacak önemli, büyük bir başyapıt armağan eder.

Söylev, “Varlığına son verilmek istenen bir ulusun”, emperyalist işgalcilere karşı başkaldırışını ve Türk Ulusu’nun yeniden doğuşunu anlatan tarihte eşine rastlanmayan destansı bir başyapıttır.

Türk Ulusu Atatürk önderliğinde yarattığı bu destanda işgallerle, ihanetlerle, acılarla, savaşlarla dolu günlerin yaşandığı karanlık bir dönemi, aydınlığa dönüştürme uğraşıları ile bir ulusun yeniden dirilişi dile getirilir.

Mustafa Kemal Paşa, Söylev’de, 19 Mayıs 1919’daki genel durum ve görünüşü, Osmanlı Devleti’nin o günkü durumunu gelecek kuşaklar için belgeler. Atatürk vatanın kurtulması için üstlendiği görev ve sorumluluğun bilinciyle, o günün kurtuluş önerileriyle birlikte, kurtuluşa giden yolda uygulanan yöntemler, içteki ve dış düşmanların yıkıcı eylemlere karşı savaşımı anlatır.

Ulusun örgütlenmesi, ulusal bir kurulun oluşturulması (Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti), ulusal egemenliğe dayalı Meclis ve Hükümetin kurularak bağımsızlık ve kurtuluş yolunda gerçekleştirilenler, iç ve dış düşmanla savaşım
gelecek kuşaklar ve Türk gençliğine nesnel olarak belgelere dayanarak aktarılır.

Kurtuluş, Bağımsızlık ve Özgürlük yoluna çıkılırken parola tektir:

  • “Ya İstiklal (Bağımsızlık) Ya Ölüm!”

Kurtuluş ve bağımsızlık yolunda tüm engellemeler, zorluklar kararlılıkla, yiğitlikle aşılır. Türk Ulusu, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın güvenini boşa çıkarmaz ve emperyalist işgalci güçlere karşı, olanaksızlıklar içinde gerçek bir destan yazar.

Bu destanda, tüm güçlüklere, zorluklara, zorbalıklara, elverişsiz koşullara karşın, emperyalizme karşı ölümü göze alarak gerçekleştirilen Ulusal Kurtuluş Savaşı ile bağımsızlığın, özgürlüğün kazanılması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş temeller üzerinde kuruluşu, yapılandırılması yer alır.

Tarih, toplumların yalnız bugününe değil, geleceğine de ışık tutar. Söylev, içeriğiyle topluma ulus, yurt ve tarih bilincini kazandırır. Söylev, yalnızca anlattığı döneme
ışık tutmakla kalmaz, günümüzü ve geleceğimizi de aydınlatır. Dün olduğu gibi
bugün de, gelecekte de yol ve yön göstericidir.

Her evresi düşünülüp tasarlanarak gerçekleştirilen, ezilen ulusların ışık kaynağı olan Türk Devrimi’nin oluşum ve gelişim süreci ile anlam ve öneminin öğrenilmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin korunması, yaşatılması ve yükseltilmesi açısından
çok önemlidir.

Bu anlamda, Bağımsızlığın ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin korunması, ulusun ve gelecek kuşakların “Özenli ve uyanık” olması, ancak bu tarihsel bilince erişmesiyle olanaklı olacaktır.

Söylev’in sonunda, Mustafa Kemal Atatürk;

  • “Yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığı” olarak elde edilen ve “Ulusun, geleceğinin biricik temeli” olan bağımsızlığı ve Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza dek koruma görevini Türk gençliğinin koruyuculuğuna bırakmıştır.

“YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!” parolasının kalıtçısı olan TÜRK GENÇLİĞİ,
bu onurlu görevigenlerine işlediği “VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN” inancıyla  yerine getirmekte bir an olsun duraksamayacaktır.

*****

BUGÜN;

  • ULUSUN BAĞIMSIZLIĞI VE BÜTÜNLÜĞÜ YENİDEN TEHLİKEDEDİR…
  • BÜTÜN TERSANELERİNE GİRİLMİŞ, BÜTÜN KALELERİ ALINMIŞ…
  • GAFLET ve DALALETİN ÖTESİNDE İHANET KOL GEZİYOR… 

YENİDEN MÜDAFAAİ HUKUK, YENİDEN KUVAYI MİLLİYE…

ÇIKIŞ YOLU : Yeniden ATATÜRK DEVRİMİ

Fethi Karaduman

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“Yeniden ATATÜRK DEVRİMİ” üzerine bir yorum

  1. FARENİN ASLANIN YERİNE GEÇMESİ DE, ASLANA DÖNMESİ DE BOŞUNADIR!..

    19 Kasım 2002’de Mustafa Balbay’a çektiğimiz bir faksta; “hepimiz iflas ettik,” demiş ve başta Cumhuriyet’te bir Hıyar-ül Azam Saltanatı kuran İlhan Selçuk olmak üzere herkesin aklını başına toplaması gerektiğini söylemiştik… Ne ki, olmayan aklı başa toplamak da mümkün değildi.

    Osmanlıya kabul ettiremedikleri her şeyi Türkiye Cumhuriyeti’ne kabul ettiren Sünni Yezitçi din adamları; hem -2002 Mayıs’ında (Yezid’in 1. Harun Reşid’in 2. Engizisyonu’ndan sonra) 3. Engizisyonu toplamışlar; hem 2002 Kasım’ında çok seçkin bir kadroyla iktidara gelmişlerdi… Artık Alevilik aracılığıyla uygarlığa bir kapı açmaktan başka çare yoktu.

    68 Kuşağıyla umutlarımız, 78 Kuşağıyla ideallerimiz toprağa gömülmüştü; meydan hiçbir davanın adamı olmayan üçkağıtçılara kalmıştı… Kendi gövdelerinin açlığını doyurmaktan başka bir şey düşünmeyen adamlar, gazetelerin köşelerine kurulmuşlar; memleketin kaderini belirlemekte, sosyal ve siyasal hayatını düzenlemekte söz sahibi olmuşlardı.

    Ve bu kafalarının içinde mercimek kadar akıl olmayan adamlar, kurtuluşu ölülerde birleşmekte görüyorlar, ellli altmış ve hatta yüz sene önce ölmüş adamlarda birleşip ayrılıyorlardı…Sünni Yezitçi din adamları, rakiplerinin bu entellektüel boşluğunu, akılsız ve mantıksız oluşlarını keşfetmekte zorluk çekmedi…

    Zaten İlhan Selçuk’un eline geçen Cumhuriyet Gazetesi aptallıkta, ahmaklıkta ve budalalıkta adeta rekor kırdı… Ya Atatürk hiç ölmemiş gibi, ya her an AnıtKabir’den kalkacakmış gibi yayın yaptı… Her gün akılsızlığı, beytinsizliği, aptallığı ve budalalığı yüceltti… Ve Sünni Yezitçi din adamlarını, akıl ve bilim eleştirisinden kurtardı. Sünni Engizisyonunu yenilgiye uğratacak bir beyin fırtınasının önüne aptallıktan ve ahmaklıktan bir set çekti.

    Bu nedenle; daha fazla Atatürk’te birleşmenize gerek yok!.. Atatürk’ün 10 Kasım 1938’de öldüğünü kabul edin, Atatürk’ün bir daha mezardan kalkmayacağını idrak edin, yeter…

    Engizsyon, uygarlığa bir kapı açmadan yenilgiye uğramaz… Türkiye’de Engizisyon Alevilik aracılığıyla uygurlığa bir kapı açılarak yenbilgiye uğratılabilir… Ve başka türlüsü asla mümkün değildir.

    Aslanın yerine fare koyarak bir mücadele kazanılmaz… Farelerin ölü aslanda birleşmesi ise; ölen aslana hakaret sayılmalıdır…

    Uygarlığa bir kapı açmak ve dirilerde birleşmek ise; .ok yüksek bir akıl ve bilim düzeyi gerektirmektedir… Ahmet Bey, herkesin, özellikle de sizin sitenize yazı yazanların akıl ve bilim düzeylerini yükseltmeleri gerekiyor…

    Ahmet bey,”1923’ten beri Laiklişğin Dinsizlik, Atatürk’ün de Dinsiz Olmadığını Kanıtlamaya Çalışan Askerlerin Dikkatine…” başlıklı yazıyı neden yayınlamadınız?”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir