DOĞU PERİNÇEK : TUNCEL’in adını da değiştirebilecek misiniz!

TUNCEL’in adını da değiştirebilecek misiniz!

portresi_bayrakla

DOĞU PERİNÇEK

Tuncel Kurtiz, 1 Şubat 1936 günü doğdu.
Dersim’in Tunceli olmasından bir ay sonra.

Değerli Dostumuz Kamer Genç, yalnız birinden
söz ediyor, üst üste üç Tunceli Kanunu vardır.

Birinci Tunceli Kanunu: 25 Aralık 1935

İkinci Tunceli Kanunu: 4 Ocak 1936

Üçüncü Tunceli Kanunu: 13 Ocak 1936

Devrimin kucağına doğdu

Tuncel Kurtiz, Birinci Tunceli Kanunu’ndan 38 gün sonra, Üçüncü Tunceli Kanunu’ndan 19 gün sonra İzmit Bahçecik’te Cumhuriyet Türkiyesine gözünü açtı.
Devrimin kucağına doğdu.

Künyesine yazılmış O’nun devrimciliği, başı dikliği, yaratıcılığı, insanlığı,
emek davası ve sevdaları.

Müfide’den doğma, babası Vâlâ Kurtiz.
Acılı ve acılı olduğu kadar isyankâr kökler: Balkanlı bir aile.

Kütüğüne daha köklerden istiklal ve hürriyet kimliği kazınmış.
Çivi yazısıyla! Silinmez ve bozulmaz!

Nüfus kâğıdındaki kimlik

İçeri girmeden önceki günler, hep dün gibidir. Ne güzel bir akşamdı. Şule Perinçek ağırlıyor bizi. Ayşecan Bugay ve Umur Bugaylar, Jale Konduk ve Kandemir Konduklar, Tunca Yönder ve Can Perinçek elbette. Masanın başında Tuncel Kurtiz oturuyor.
Gül alıp gül veriyoruz. Gül ile gülü tartıyoruz. Gönül pazarındayız.

Tuncel yarım yüzyıllık arkadaşlarımdan, o akşama kadar sormak aklıma gelmemiş.
Ama artık güncel. Niçin Tuncel? İsminin hikâyesini anlattı bize. Dersim Tunceli olunca, Cumhuriyet devriminin derebeyliğine karşı savaş ilanı, nüfus kâğıdına yazılmış.

Tunceli’nin ve Tuncel’in şerefine

Göğüslerimizi dolduran bir rüzgâr esti o an.

“Haydi Tunceli’nin şerefine içelim.”

Kadehler kalktı.

Kadehlerle birlikte Cumhuriyet Devrimciliği de ayakta.

Yalnız Tunceli için olur mu, Tuncel’in de şerefine!

Yürekler arkadaşlık aşkıyla çarpıyor. Havalanıyor gönül kuşları.
Geleceğe uzanan dallara konuyor. O an umut çiçekleri patlıyor dallarından.

Sonsuz hasrete uğurluyoruz

Planlar yapıyoruz, Ulusal Kanal’a ilişkin, Türkiye’nin büyük geleceğine dair.
Ne bilebilirdik önümüzde hasretler var. Önce bizleri duvarlar ayırdı.
Ve şimdi Tuncel Kurtiz’i sonsuz hasrete uğurluyoruz.

Öyle adamların hasretleri, ancak sonsuz olur. Yerine yenisi gelemeyecektir.
Yaratıcının ölümü gerçek ölümdür. Kendisiyle birlikte bundan sonra yapacakları da ölür. Toplum yetim kalır.

Tunceli olmasa biz olur muyduk?

Tuncel ile Tunceli arasındaki bağı düşünün. Ama derinlemesine!

Dersim Tunceli olmasaydı, Tuncel olur muydu?

Biz olur muyduk?

Kim olurdu?

Bizleri doğuran ne anamızdır, ne babamızdır.
Bizler Devrimci Cumhuriyetin çocuklarıyız.

Soyumuz sopumuz, Cumhuriyetimizdir.

Kimimiz kimsemiz, Cumhuriyetin kimsesizleridir.

  • Sicilimizde devrim çocuğu yazılıdır.

Haylazlık yapıp anamızı, babamızı bazen unutsak da böyledir.

Sahnelerimizin ve perdelerimizin Tunçları

Sahnelerimizde ve perdelerimizdeki Tunçlara bakın:

Tuncel Kurtiz: 1 Şubat 1936

Tunç Okan: 19 Ağustos 1936

Tuncer Necmioğlu: 17 Aralık 1936

Tunca Yönder: 1 Ocak 1938

Tuncer Cücenoğlu: 10 Nisan 1944

Beş Tunçlarda Tunçlaşan nedir?

“Beş Tunçlar” diyelim onlara.

Hepsi Dersim Tunceli olduktan sonra doğmuşlar.

Bu nedenle mi hepsinin başı dik?

Bu nedenle mi emekçiler için soluk alıp veriyorlar?

Hepsi özgür!

Beşi de yaratıcı!

Beşi de iliklerine kadar insan!

Başları dumanlı dağlar gibi gururlu adamlar ve kadınlar.

Sizce bunun bir anlamı yok mu?

Abdülhamit, Vahdettin adını taşıyan büyük bir sanatçı var mı?

Tunceli’den önce Tunç var mıydı? Araştırın bunu.

Biz ne zaman tunçlaştık, araştırın!

Tunceli’nin tuncu niçin künyemize yazılmış?

Tunçlaşan nedir burda?

‘Dört dağ içinde’ neler vardı?

“Ama” diyor Atatürk Devrimiyle sorunu olan politikacı,
“Türküler söylenir Dersim diye.”

Doğrudur, o türkülerde Dersim hep “4 dağın içindedir”:

  1. Ağalık,
  2. seyyitlik,
  3. eşkıyalık,
  4. pederşahilik.

Ve o dört dağın içinde, Tunceller olmaz; marabalar olur, müritler olur,
ocağı yağmalananlar olur, aşiret boğazlaşmaları olur, kan davaları olur ve
saçlarından sürüklenen kadınlar…

Canlandırılamayan karakter

Yaptığı işlere bakın, bir devrimin ortaya çıkardığı büyük yeteneği göreceksiniz!

– Umut’ta Arabacı Cabbar ile define arayan Tuncel

– Otobüsteki Tuncel

– Tunca Yönder’in Ağrı Dağı Yolculuğu’nda trendeki Tuncel

– Hamo Ağa

Şeyh Bedrettin

– Ramiz Dayı.

Her karakteri oynayabilirdi. Ama Tuncel Kurtiz karakterini kimse canlandıramaz.
Çok özel bir kişilik, kendine özgü. Taklidi imkânsız.

Almanya’da Şeyh Bedrettin’i tek başına oynarken birkaç gün birlikte gezdik.
Serez Çarşısı‘nda ağaca asılacak kadar Bedrettin olmuştu.

Aydınlık’ta okuyunca, Can dostum ve Parti Yoldaşım, efsanelerin ressamı
Muzaffer Akyol’u kıskandım. Son gecesinde Tuncel ile muhabbet etmişlerdi.
İlk defa dışarıda olmayı bu kadar yürekten istedim.
Gözlerinde yanan ışığı bir kez daha görseydim.

Haydi kadehlerimizi sonsuza kadar kaldırıyoruz

Tunceli’yi Dersim yapacaklarmış!

Peki Tuncel’in adını ne yapacaklar!

Bakın bu sorunun cevabı, Mecliste parmak kaldırarak verilemez.

Bu bahtsız karşıdevrim koalisyonu öğrenecektir:

  • Devrimin kanunu bütün kanunların üzerindedir.

Haydi arkadaşlar, biz kadehlerimizi, bir kez daha ve sonsuza kadar,
Tuncel için ve Tunceli için kaldırıyoruz!

İLAN

Adı Tunç köklü okuyucularımızın doğum tarihlerini e-postayla veya mektupla bildirmelerini diliyorum. Bakalım Tunceli Kanunu’ndan önce Tunç var mı?
Tunceller, Tunçerler, Tuncalar, Tuncaylar, Aytunçlar, hepsi Tunç’a dahildir.

TUNCELİ KANUNU’NA İLİŞKİN NOT

Milletvekilimiz Kamer Genç, Birinci Tunceli Kanunu’nun Bakanlar Kurulu tarafından
6 Kasım 1935 tarihindeki adına bakıyor: “Munzur Vilayeti Teşkilatı ve İdaresi Hakkında Kanun”

Ama O tasarının bir buçuk ay sonra 25 Aralık 1935 günü Meclis’te kabul edilen adına bakmıyor: “Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun”

Tunceli adı kanunla kabul edildi.
Başbakan İnönü, gerekçeyi şöyle açıkladı:

  • “Halkı ağaların ve mütegallibenin nüfuz tesirlerinden korumak.” 

Anlamı budur!

Bir ilin ve ilçenin adı kanunla verilir. İllerin ve ilçelerin adları milletin yetkisindedir.
Yoksa yerel halkın değil. Bu da bir devrim ilkesidir.

  • Küreselleşme, yerelliği kışkırtıyor, hâlâ görmüyor muyuz?

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir