Savaş barış ödülü getiriyor!

Savaş, barış ödülü getiriyor!

necdet_sarac_portresi

Necdet Saraç

necdet.sarac@yurtgazetesi.com.tr
YURT, 02 Eylül 2013

Ortalık yalandan ve yalancıdan geçilmiyor. Bozacılar sürekli yalan üretiyor, Şıracıları da kendilerine şahit gösteriyorlar! Adına “müdahale” dedikleri savaşın ölüm demek olduğu, Irak’ın on yıllık tablosu bütün çıplaklığıyla orta yerde olsa da onlar Suriye’ye müdahalenin demokrasi getireceği yalanını yayabiliyorlar ve inanılır gibi değil ama, bu yalanlarına hatırı sayılır “müşteri” de buluyorlar!

Yalanlar öyle bir hal almış durumda ki, barış gibi birçok toplumsal değer bile anlamını yitirmiş durumda. Fransa’da neredeyse bütün solun desteğini arkasına alarak Sosyalist Parti adayı olarak, Cumhurbaşkanı seçilen François Hollande, tam bir emperyalist ülke lideri gibi konuşuyor. Hollande “Suriye’yi hemen vuralım” korosunda sesi en çok çıkanlardan biri, bizim Başbakan Erdoğan’la ve El Nursa cephesinin komutanı Ebu Muhammed el Sesi Culani ile yarışacak düzeyde fazla! Böyle biri, yani Hollande, dünyanın en saygın kuruluşlarından biri UNESCO (BM Bilim, Eğitim ve Kültür Örgütü) tarafından “Afrika’da barış ve istikrara yaptığı katkılardan dolayı” barış ödülüne layık görülüyor. Adında “barış” olan ödülün gerekçesinde Fransa’nın Mali’ye “İslamcı terör gruplarına yönelik” yapılan askeri müdahale olsa da, asıl gerekçenin uranyum olduğunu herkes biliyor! Ancak dünyada yalanın iktidarı yaşandığı için bunun hiçbir hükmü yok! Fransız Komünist Partisi savaşa karşı çıkıyormuş, Fransız Sosyalist Partisi içinde savaş karşıtı ciddi bir muhalefet varmış, bunların hiçbir karşılıkları yok!

Nitekim aynı şey Obama için de fazlasıyla geçerli! Obama, 2009 yılında “dünyada nükleer silah stokunun azaltılması çağrıları, Ortadoğu barışı için çalışması ve Müslüman dünyasına yaptığı açılım nedeniyle” hem Nobel Barış Ödülü’nü hem de
“10 milyon İsveç Kronu para ödülü” almadı mı? Benzer bir durum Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan için de geçerli değil mi? Erdoğan’da daha sonra kendisinin de destek verdiği bir NATO operasyonu ile öldürülen Kaddafi’den “İnsan Hakları Ödülü” almıştı. 2010 yılında aldığı bu ödülden sonra ettiği laflar ise unutulur gibi değildi. Erdoğan bunları hatırlamak istemez ama biz hatırlatalım:

  • “Şahsımdan ziyade, ülkem ve milletim adına teslim aldığım bu ödülün, bölgesel ve küresel ölçekte, insan hakları noktasındaki mücadelemizi teşvik edeceğinden emin olabilirsiniz. Bu vesileyle bölgesel ve küresel ölçekte işbirliğinin geliştirilmesi yönünde gösterdiği gayretlerden ötürü Libya Lideri Muammer Kaddafi‘ye şükran ve takdirlerimi ifade etmek isterim.”

Obama, Hollande ve Erdoğan. Üçü de “barış ödülü” sahibi ama üçü de
1 Eylül Dünya Barış Günü’nde bile “savaş hemen şimdi” diyecek derecede savaşçılar! Savaşı hep barış, demokrasi ve özgürlükle yan yana kullanan bu şahsiyetlerin diğer ikisini bilemem ama bizim Başbakan’ın işi giderek zorlaşıyor.
Ne kadar süslü cümleler kurarsa kursun, en azından 2014 yerel seçimlerine kadar siyaseti gerilim ve savaş üzerine kurduğu için hızla irtifa kaybediyor. Kaybetme korkusunun yarattığı icraatlar özgürlük, eşitlik, hak ile beslenen süslü cümleleri dinlemiyor!

1 Eylül’de insanlar barış zinciri yapmasın diye Gezi Parkı’nı insanlara kapatıp, metro seferlerini iptal ettikten, insanların üzerine basınçlı su sıktıktan sonra; Eylül ayı ile birlikte büyük şehirlerde yükselecek muhalefeti bastırmak için, Güneydoğu’dan beş bin kişilik özel Jandarma Tugayı’nı İstanbul’a getirdikten, Sıkıyönetim dönemlerindeki gibi, üniversiteleri ve stadyumları genelge yayınlayarak muhalefete kapattıktan sonra; Erdoğan’ın “sadece bu bölgenin birliği ve dirliği için mücadele veriyoruz;
bu coğrafyadaki kardeşlerimize sadece nizam, huzur, istikrar, barış telkin ediyoruz.” demesinin hiçbir inandırıcılığı yoktur!

  • Tıpkı Ali İsmail, Ethem, Abdullah ya da Mehmet için, onlarca Gezi mağduru yaralı için tek bir duygusal ifadede bulunmadan Rabia işareti yaparak ağlamada olduğu gibi! 

Hele hele, Erdoğan’ın, Suriye’de Esad’tan kaçtığını söyleyenlere her türlü olanağı sunup, El Nursa Cephesi’nin saldırılarından kaçarak Türkiye’ye sığınan Suriyeli Arap Alevilerini ortada bıraktıktan sonra “Biz bu coğrafyada, her etnik kökene, her inanca
ve her mezhebe eşit mesafedeyiz. Sünni de, Şii de bizim kardeşimizdir.” demesi ise uzaktan bile görünecek kadar kuyruklu bir yalandır!

 

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir