Sanayi Çağına Hangi İnsanla Katılacağız?


Sanayi Çağına Hangi İnsanla Katılacağız?

  • Çağa katılmak bütün ülkelerin tek sorunu.
    Önümüzdeki 10-20 yıl içinde katılamayanların ekonomik köle olmaktan öte bir statüleri olmayacak. Zayıf ülkeler dışarı atılacak. İklimsel değişme ve geleneksel enerji kaynaklarının giderek önem yitirmesi, seçenek (alternatif) enerji araştırmalarının yönünü değiştirdi. Çünkü enerjinin yakın gelecekteki kullanımı, iklimsel tehlike fonksiyonunun değişkenlerinden birisi.

DOĞAN KUBAN

portresi

 

 

 

Almanya’nın nükleer enerjiden vazgeçmesi..

Bu sanayi devi için olağanüstü bir karardı. Bilimsel araştırma bu yeni enerji teknolojileri üzerinde yoğunlaşıyor. Teknoloji ve bilimsel araştırmada başı çeken ABD’nin yeni projelerini inceleyin. Petrol şirketlerinin yeşilden söz eden reklamları bile öğretici.

Sorun, bu dünyaya hangi bilgi katmanıyla katılacağımız?

Geleceğin teknoloji dünyasını öngörmek ilk temel sorun. Yaşamsal!

Düşünmeye başlayalım:

Ülkenin geleceğini çocuklarımıza ve torunlarımıza bırakacağız. Onlar bizimkine benzemeyen bir dünyada yaşayacaklar. Benim gibi uzun ömürlü olup, babaları, çocukları ve torunlarıyla birlikte yaşamış olanlar her kuşakta bütün hesapların
ters gittiğini bilirler.

Cumhuriyeti kanla ve özveri ve cesaretle kuranlar 15 yıl sonra dünyanın
o zamana kadar görmediği ölçekte bir dünya savaşı olacağını akıllarına bile getiremezlerdi.

1. Dünya Savaşını kaybeden Almanların silah teknolojisini geliştirmek için
bütün yaşamlarını silah teknolojisi üzerine odaklayacaklarını, 6 milyon Yahudi öldürüleceğini, ama Müslümanların elinden Filistin’in alınacağını, ABD’nin savaştan sonra evrensel jandarmalığa soyunacağını, Avrupa’nın politik öneminin marjinal kalacağını, komünist fakir Çin’in sanayi üretiminin birincisi olacağını hayal bile edemezlerdi.

Köylerinden yüzyıllarca çıkmamış, okuma yazması olmayan Anadolu köylüsünün kentlere dolacağını ve iktidarı kentliden alacağını kimse aklına getiremezdi.
Bugün Türkiye’nin öğrenci nüfusu benim üniversiteden mezun olduğum yıllardaki Türkiye nüfusundan fazla. Bugün ilkokul öğrencileri bile internetli telefon sahibi olabilirler. Bundan on yıl önce Irak savaşını çıkaran ABD’nin şimdi bu alanlardan çekilmeye başlayacağını da kimse kestiremezdi.

  • ABD’nin egemenlik politikası devam ediyor, ama sanayisi
    başka perspektiflere yöneldi bile. Bunları düşünmek zorundayız.

BİZİM GELECEĞİMİZ BUGÜN SAPTANIYOR

Geleceği sorgulayıp yanıt aramak Türkiye’nin temel yaşamsal sorunudur.

Sorgulamanın birinci koşulu bu durumun şimdiki gibi sürüp gitmeyeceğini anlamak demektir. Bu irdelemenin ana yöntemi, her durumu bütün boyutlarıyla sorgulamaksa, ikinci yöntemi de dünya ülkelerinin ve yeni teknolojinin gelişme aşamalarının toplumların yaşamı ile ilişkilerinin karşılaştırılmasıdır.

Geleceğin teknolojide olduğunu anlayıp gereklerini yerine getirmek için,
öğretim modelleri düşünmenin zamanı çoktan geldi. Cahil bir toplum, sayısal olarak şişen bir öğretim sisteminin içeriğini diploma almaya yönelten programlar ve yeterli bir bölümünü teknolojiye ayıramamış bir öğretim. Birkaç gökdelen yerine yüksek matematik, fizik, biyokimya araştırma enstitüleri açmak zor mu?

Politika bulaşmayan pırıl pırıl laboratuvarlar..

Benim gibi Cumhuriyetle birlikte doğanlar büyük ideallerle yetiştik.

Biz Türkiye’nin dünyaya ortak olacağına ve onu gerçekleştireceğine inanan bir kuşağın üyeleriyiz. Demokratik bir toplum, aynı şekilde düşünen insanlardan oluşmuyor. Birbirine taban tabana zıt düşünenler var. Dünya toplumu da benzer düşünenlerden oluşmuyor. Bir büyük apartmanın sakinleri de benzer düşünenlerden oluşmuyor. Bu çok yönlülük çağdaş dünyanın tanımı.

Ne var ki dünya yine de ikiye ayrılmış durumda. Biri bilim ve teknolojinin önünde gidiyor. Çağdaşlık temelde bu. Diğeri eski öyküleri yineliyor. Ve başta gidenlerin müşterisi olarak yaşıyor. Eskiden Katolikler Protestanları yakıyorlardı.

Şimdi de Sünniler ve Aleviler birbirlerini öldürüyor, ya da öldürmek için komplo kuruyorlar. Müslümanlar Hinduları, onlar da Müslümanları öldürüyorlar.
Mısır’da laik Müslümanlarla laik olmayan Müslümanlar da birbirlerini öldürüyorlar.
Fakat dikkat ediniz. Avrupa’da Hıristiyanlar orada yaşayan milyonlarca müslümanı öldürmüyorlar. Gerçi arada birkaç faşist çıkıyor. Ama o tipler, Norveç ya da Amerika’da olduğu gibi kendi toplumlarını da hedef alıyorlar. Fakat Amerika, Avrupa ve Çin, Arap ülkelerinde ya da Güney Amerika’da ya da Afrika’da olanlarla çok ilgili. Sorun, eskisi gibi sömürge değil, pazarı korumak. Ekonomik sömürgeleştirme.

ÜSTÜN BEYİNLERİ KULLANMIYORUZ

Bütün bunların teknoloji ile ne ilgisi var? diyeceksiniz. Sorun da burada.
Bu durum bilgi ve teknoloji farkını ayna gibi yansıtıyor. Örneğin biz dünyaya iyi yetişmiş insanlarımızı ihraç ediyoruz, hem eli iş tutan teknisyen, hem de çöpçülük yapanları gönderiyoruz.

Türkiye kendi yetiştirdiği üstün beyinleri kullanmıyor,
ortaboy yetişen insanları gerçek uzman yerine kullanıyor.

Biz öğretmenlerimize, profesörlerimize, fabrikalarda çalıştırdığımız mühendislere yeterli ücret vermeyip onları işlerinden ediyor, ya da yurtdışına kaçırıyoruz.
Her giden iyinin yerini daha kötü biri dolduruyor.

Bunun nedenleri kuşkusuz karmaşık. Türkiye’nin nüfusu büyük. Eğitim ve öğretim örgütlenmesi bu büyük nüfusa üstün hizmet verecek nitelikte olamıyor.
Sonunda büyük bina içine birkaç derleme öğretim üyesi ile üniversite açtık.
Bu öğretim, sadece orta boy adam yetiştirebiliyor. Her kesimda küçükboy ya da ortaboy. Bilim ve teknoloji dahil.

Üniversite programlarına bakın. İşletme, bürokrasi, sosyal bilimler ve politikada milyonlarca ortaboy insan yetişiyor. Peki fizik, kimya, matematik, makine mühendisliği, biyoteknoloji, buralarda okuyanların oranı ne? Kaldı ki ileri teknolojide ortaboy yeterli değil. Çünkü modern teknolojinin doğası akıllı, çok zeki, çok bilgili, yaratıcı adam gerektiriyor. Bütün tarih boyunca orta ve küçük boy adam daha çok yetişti.

Şimdi hapse mahkum olan Berlusconi ile Sarkozy’yi hepimiz biliyoruz.
Oysa bunların daha kötüleri dünyanın her köşesinde.
Geri kalmış ülkelerin sorunu entelektüel gelişmeye geç başlamaktı.
Avrupa bizden önce eğitimde, öğretimde, bilim, sanayi ve teknolojide ileri gitti. Onları Japonya, Çin nasıl izledi! Ama nasıl? Aynı kalitede adam yetiştirerek.

Türkler -dünya onları öyle tanıyor- dünya ulusları içinde göçer olmalarına karşı,
çok büyük bir ulus. Sonradan Müslüman oldular ama, İslam dünyasının en sürekli ve büyük imparatorluğunu kurdular. Bu gün de 1.5 milyarlık İslam dünyasının en güçlü devleti, petrol üzerinde oturan az bir Arap nüfusu dışında, adam başına geliri en fazla olan ülke.

Türkiye Müslümanların içinde hiç sömürge olmayan tek ülke.
(Bir anlamda İran da öyle sayılabilir).

Fakat kültür, bilim, felsefe, sanayi ve teknoloji alanında 16. yüzyıldan bu yana geri kaldık. Avrupa dünyaya egemen olmasını sağlayan bilimsel, teknolojik atılımı daha önce yaptı. Bugün Avrupalı ve Amerikalılar üstün performanslarını bizden daha zeki ve üstün adam oldukları için değil, gelişmiş düzenlerinden dolayı sağlıyorlar.

Bir soru daha var:

Kendi dahilerimiz, üstün zekâlı, yaratıcı Türkler ne olacak?
Onlar nefes almayacaklar mi?
Bizim büyük bilim adamımız, sanatçımız, düşünürümüz nerede yetişecek?
Nereye göç edecek?
Ortaboy’u geçince ne olacak?

İNSAN HERŞEYİN ÖLÇÜSÜ

Sanayi Devrimi İngiltere’de gerçekleştiği zaman Newton’un dehası bir bilimsel davranış temeli oluşturuyordu. Fakat Sanayi bağlamında James Watt daha önemli bir yaratıcı idi. Faraday da, bilim adamı olarak değil sanayi de yenilik yapan olarak önemliydi.

Bizde ne Newton oldu, ne de Watt.

Bilim ve teknolojiyi dünya düzeyinde yapamayanın hiç sansı olmayacak.

İslam dünyasının hali yeteri kadar açıklayıcı değil mi? Dünya teknoloji ile değişiyor. İslam tarihi geri kalmanın doğasını yeteri kadar iyi açıklamıyor mu?

  • Türkiye’yi kuranlar onun üst düzeyde yetişmiş asker ve sivilleriydi. 

Eğer üst düzey adam yetiştirmezsek, geleceğin dünyası ortaboy adamın yapacağını robotlara da yaptırabilir.

Protagoras, Sokrat’ı kötülediği için pek sevilmeyen ünlü bir sofist filozoftur.
Fakat unutulmayan bir sözü var.

  • “İnsan her şeyin ölçüsüdür.”

(Cumhuriyet Bilim Teknik, 16.08.13)

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir