Teğmen Mehmet Ali Çelebi’ye Selam Duruyoruz!

Dostlar,

Yiğit Teğmen Mehmet Ali Çelebi‘nin kaldığı evin elektriği kesilerek bir insanlık suçu daha işlendi.
Evde buzdolabındaki yiyecekler koktu..
Mehmet Ali Teğmenin akvaryum balıkları öldüler..
Oysa teslim olacağı günü bildirmiş, gecikmeden de teslim olmuştu.
(http://ahmetsaltik.net/2013/08/19/tegmen-celebi-nobete-vardiyaya-dondu/, 19.8.13)

Buna karşın bu insanlık dışı baskının anlamı nedir?

Bu acul ve vahşi buyruğu kim vermiştir?
Zamanla elbette bunlar öğrenilecektir ve an azından AİHM’de hesabı sorulacaktır.

***************

Bu dizelerin yazarının da başından benzer bir deneyim geçmiştir.
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı başkanı iken, Yrd. Doçent kadrosunda 3 yılı bitirmeden Ekim 1990’da doçentlik sınavını idarenin engelleme çabasına karşın başardığımız halde, Bölümde tek kurucu öğretim üyesi olmamıza karşın, 8 Nisan 1991’de görev süremiz gerekçesiz uzatılmayarak işimize son verilmişti. Dönemin YÖK başkanı İhsan Doğramacı‘ya çektiğimiz özlü telgrafı “İşsiz Üniversite Tıp Doçenti” diye bitiriyorduk ama yanıt telgraf, “hakkımızda gösterdiğiniz iyi dilek – niyet için teşekkür ederiz..” içeriğiyle geliyordu!

Edirne İdare Mahkemesi’nde yürütmeyi durdurma istemli dava açmıştık.
Ama yargının kararı beklenmeden, yönetmelikteki 2 ay dolmadan, hemen lojmanı boşaltmamız isteniyordu.

İlahlar gazaba gelmişlerdi!?

Ailece huzurumuz kalmamıştı ve İstanbul’daki yakınlarımızda kalıyorduk. Bir akşam lojmana geldiğimizde, karanlıkta buzdolabını açmamızla birlikte dayanılmaz bir koku ile karşılaşmıştık..
Sanki içeride günlerce ceset kalmıştı!
Sular da kesilmişti elektriğe ek olarak.
Gece ve karanlıktı.. Temizlik olanağı da bulamamıştık..

Oracıkta yere diz çöktüğümüz ve Yüce Tanrı’ya can-ı gönülden “sebebe kalmasın, yanlarına koyma Allahım” diye dakikalarca yakardığımız bu gün gibi belleğimizde..

O rektör – dekan ve kadrosu ilk seçimde yitirdiler.. Rektör emekli oldu.. Kendi ağzından duyduk; “Eşekten düşmüş karpuza döndük..” dediğini. Dekanın eşi kansere yakalandı ve dekan eşinden daha çok acı çekti.. Genel sekreter başka bir üniversiteye daha alt bir görevle gitti.. Biz mahkemeyi kazandık, idare temyiz etti ama Danıştay 8. Daire de lehimize karar verdi (Avukatımız İdare Hukuku Profesörü Sayın Yahya Zabunoğlu‘na bir kez daha şükranlarımızı sunarız..). Yeni yönetim (Rektör Prof. Dr. Poyraz Ülger) haklarımızı tanıdı, doçentlik kadromuzu aldık, Ocak 1996’da da aynı üniversitede profesör olduk. O Anabilim Dalının kurucusu olarak 16 yıl yönettik ve 2004’te kendi isteğimizle Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’na geçtik.

Adaletsizlik ve zulüm sürgit kalıcı olamıyor..

Büyük sözdür;

“Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste..”

*****************

Zalimleri zulümlerinin bedelini elbet bir gün ödeyeceklerdir ve tarihin çöplüğüne atılacakladır.

Yiğitler, kahramanlar, onur anıtları ise insanlığa bu paha biçilmez değerleri, ödedikleri bedel üzerinden örnek olarak aşılayacaklardır.

* Teğmen Mehmet Ali Çelebi’ye biz de selam duruyoruz!

Polis yakaladığında adli emanete alınan cep telefonuna birkaç dakika içinde 139 terör örgütü üyesinin numarasını polisin yüklediğini Teğmen Mehmet Ali Çelebi mahkeme önünde kanıtlamıştı. Ama bu savunmasını yapabilmesi için 33 ay tutuklu kalması gerekmişti. Çelebi o duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere salıverilmişti. Göreve geçince Ankara yerine Güneydoğu’da terörle savaşımda görevlendirilmesini istemişti.

Mehet_Ali_Celebi_Hasdal'dan_cikti_operasyona_gitti

Diyelim Çelebi Teğmen bu komployu kanıtlayamadı..
Salt bu numaraların telefonunda varlığının anlamı olabilir mi?
Hiçbiri ile konuşması – iletişimi olmadığına göre bunun anlamı nedir?
Anlaşılan, komplonun Telekom aşaması da planlanmış olmalıdır.
Bir dizi olmayan – yapılmayan konuşma – mesajlaşma “varmış – yapılmış” gibi gösterilecektir!

Komplo bu denli genişlediğine göre buyruk da büyük yerden, tepelerden gelme olmalıdır?

* Kimdir bu yüksek (!) tepelerdeki alçaklar??

mehmet-ali-celebinin-cep-telefonu-rehberine-yuklenen-kayitlar-ile-ilgili-gelismeler-2501111200_m

Şimdi, bu 3 “polisin” bu iğrenç iftirayı salt kendilerinin attığı kabul edilebilir mi?

Sizce de bunlar devletin polisi midir!?)

Hangi amirler, en üstte kimden emir alarak bu alçak komployu düzenlemişlerdir?

Bu sefil çamur atma eyleminin adı Ceza Hukukumuzda görevi kötüye kullanma bile değil, “görevi ihmaldir” öyle mi?

Görevi kötüye kullanarak nitelikli sahtecilik ile iftira atma eylemi değildir öyle mi?

Hangi savcı, neden ve nereden emir alarak böylesi bir yoruma gidebilmiştir?
Bu savcı ve polislerin adları nelerdir?
Gerçekten Müslüman mıdırlar?
Nüfus kağıtlarında dini “İslam” olarak yazıyorsa, işledikleri suçun karşılığını biliyorlar mı?

En ağır biçimde kul hakkı yediklerini biz mi söyleyelim?

Kul hakkını Tanrı’nın bile bağışlayamadığını da ekleyelim mi?

Bu durumda bu kişiler cehennemlik olacaklarını biliyorlar mı?
Bilmiyorlarsa nasıl Müslümanlar?
Biliyorlarsa gerçekten Müslüman oldukları söylenebilir mi?

Tegmen_Mehmet_Ali_Celebi_bu_bizim_icin_madalyadir

Zoraki takiyye

    “Türkiye’de laikçilerle dar-ül harpte olma”

(!?) safsatasına bile sığmaz.

Bu terazi bu sıkleti kaldırmaz.

Türk halkı ya da dünyanın herhangi bir halkı bunca zulme – adaletsizliğe boyun eğmez.

“Adalet mülkün (ülkenin) temeli” ise, o temel bombalanmıştır.

* Ülke başımıza çökmektedir.

Bu tablonun özürsüz ve hızla düzeltilmesi gerekmektedir ve
Teğmen Mehmet Ali Çelebi gibi yiğitleri doğuran anaların milleti Türk ulusu, gereğini mutlaka yapacaktır.

Teğmen Mehmet Ali Çelebi, yüce gönüllülükle – çelebilikle “bir başka vatan nöbetine” gitmiştir, gözü açıktır.

Ya zalimler, zulüm sahipleri ve aşağılık maşaları?
Uyuyabilmekte midirler, gözleri niye açıktır?

Sevgi ve saygı ile.
19.8.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“Teğmen Mehmet Ali Çelebi’ye Selam Duruyoruz!” üzerine 4 yorum

  1. hocam ben teğmen mehmet ali çelebi nin babası muharrem çelebi,gerçekleri yazdığınız için size minnettarız,

  2. Sevgili Ahmet Hocam,

    Tüma. Semih Çetin, geçtiğimiz Ocak ayında Kaynak Yayınları’ndan çıkan ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve özellikle de Deniz Kuvvetlerimiz’e yönelik operasyonları irdelediği, “Bir İhanetin Öyküsü” adlı kitabında, Teğmen Çelebi’nin tahliye edildiği günü de anlatıyor. Teğmen Çelebi’nin Hasdal’dan nasıl uğurlandığını; omzundaki tek bir yıldızla bile, apoletlerinde küçük birer galaksi olan komutanlarının yakınından dahi geçemeyeceği ölçüde büyük bir sevgi ve saygı uyandırabildiğini anlatan satırları okurken gözlerimin nemlenmesine engel olamamıştım.

    Hiş kuşku yok ki, Teğmen Çelebi bir dönemin sembol isimlerinden biridir. “Ne yaptığını, ne söylediğini hatırlayıp hatırlamadığını tam olarak anımsayamadığını” söyleyen ve bunun karşılığında mahkeme başkanından “Sizi kim general yapmış?” gibi küçük düşürücü bir yanıt alan komutanlarımızın varlığı da göz önüne alındığında, Teğmen Çelebi’nin ödün vermeyen ve kat’iyen aman dilemeyen bu tavrı, gerçek bir Türk subayının kim olduğunu dosta düşmana göstermiştir. Kendisiyle ne kadar kıvanç duysak azdır.

    Ne kadar acıdır ki, kendi ordusuna kumpas kurabilecek kadar alçalmış bir çeteyle karşı karşıyayız. Askeri liseyi birincilikle, Harbiye’yi dördüncülükle bitirmiş; müteakiben helikopter pilotluğu eğitimi almış ve kurmay olmasına kesin gözüyle bakılan pırıl pırıl bir Türk subayının geleceğinin karartılmasını inanın sindiremiyorum.

    Yorumumun sonunda erişkelerini de paylaşacağım, Sn. Mehmet Bori’nin Türk Ordusu’na yönelik operasyonları ve sonuçlarını ustalıkla irdelediği yazılarında da belirttiği üzere, TSK üzerine oynanan oyunlar artık somut sonuçlar vermeye başlamış bulunuyor. Benim üzerinde ısrarla durulması gerektiğine içtenlikle inandığım asıl konu ise, bu operasyonların askeri okullara nasıl yansıdığı. Şayet, devlet içinde bu denli uzun erimli bir operasyonun altından kalkabilecek güce sahip ve Türk Ordusu’nu yeniden dizayn etmeyi amaç edinmiş bir yapının varlığı sabitse, bu yapının sadece muvazzaf subayları hedef alacağını düşünmenin yanlış olacağı kanaatindeyim. Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki personel kıyımı, askeri okullardan ilişiği kesilmiş öğrenciler, Harp Okulları’ndaki sivil kaynaktan gelen öğrencilerin oranındaki muazzam artış ve isimli davalarla hedef alınan subaylarımızın ezici çoğunluğunun Alevi mezhebine mensup kişiler olması, beni daha derin endişelere gark ediyor.

    Harbiye, halen “Cumhuriyetin ölmez nigahbanları”nı yetiştebilmekte midir? Sorulması gereken soru budur. Teğmen Çelebiler son gerçek Harbiyeliler midir? Bu konu fevkalade önemi haizdir ve şiddetle üzerinde durulmalıdır. Türk Ordusu’na yönelik saldırıları bertaraf etmenin yolunun da Harbiye’yi korumaktan geçtiğini düşünüyorum.

    Saygılar sunarım.

    http://www.ulusalkanal.com.tr/-yas-mas-hikâye-makale,1482.html
    http://www.ulusalkanal.com.tr/iii-abdulhamit-erdogan-hanin-jurnal-teskilati-makale,1472.html
    http://www.ulusalkanal.com.tr/tsknin-tasfiyesinde-uzlasmaya-varan-uc-aktor-makale,1469.html

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir