ÜLKE BÖLÜNÜYOR GÖRMÜYOR MUSUNUZ? OTURDUĞUNUZ MAKAMDAN UTANMIYOR MUSUNUZ?


ÜLKE BÖLÜNÜYOR GÖRMÜYOR MUSUNUZ?
OTURDUĞUNUZ MAKAMDAN UTANMIYOR MUSUNUZ?

Naci_Bestepe_portresi   Karamsar mıyım?
  Ülkemin kurumlarına ve ulusuma güvendiğim sürece hayır.
  Öyleyse bu başlığı neden attım?
  Güven sorunum var da ondan.
  Gelişmeleri izliyoruz.
  Görünen köy ne diyor?
  PKK, arkasında AB-D, İsrail; böğründe AKP, cemaat, Barzani, Esad karşıtları ile el ele Türkiye’yi bölerek Büyük Kürdistan’ı kurma yolunda
açık ve hızlı adımlarla ilerliyor.
  Açıkça, çünkü artık PKK-BDP takiye dönemini kapattı.
  Amacını da, yaptığını da, yapacağını da gizlemiyor. Örtülü ifade etmiyor.
  Artık; insan hakları, kimlik, kendini ifade etme, eşit vatandaşlık, geri kalmışlık filan gibi bahaneler dillendirilmiyor.
  Amaçlarının Kürtlerin kendi kendini yönetmesi( özerklik, eyalet ve/veya nihayetinde bağımsız),ana dilde eğitim, kendi güvenlik güçleri ile
öz savunma, başta bebeklerin ve 50 bin insanın  katili Öcalan ile
tüm teröristlere af, TSK’nın bölgeden çekilmesi, karakolların kaldırılması, koruculuğa son verilmesi ve bunları sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması.
  Hem de hemen. Gecikmeden. 
  Verilen sözlere göre ikinci aşama başlamıştır. Uyutulmaya gelmez. (Türk milleti ne olduğundan, ne pazarlıklar yapıldığından habersiz dolaysıyla uyutulmaya devam edilebilir.)
  Eylül sonuna kadar bunlar bitecek.
  Bitmezse yakıp-yıkacaklar. Eskisinden beter edecekler.
  Ön hazırlıklar yapılmaktadır;
  – Güvenlik güçleri teşkil edilmektedir,
  – Yol kontrolü yapılmaktadır,
  – Karakol inşaatlarına izin verilmemekte, basılmaktadır,
  – Silahlı birimler törenlere katılmaktadır,
  – Yerel yönetim birimleri teşkil edilmektedir,
  – Yerel mahkemeler kurulmaktadır,
  – Uluslararası ilişkiler geliştirilmektedir,
  – Barzani ile ve Suriyeli muhaliflerle anlaşmalar yapılmaktadır,
  – Veee böyle böyle, bu yol üzerinden görünen köye gidilmektedir…
 
  Bunlar olamaz, olmuyor, tekil olaylardır genellenemez diyebilir misiniz?
  Derseniz sorun yok.
  Sözüm demeyenlere.
 
  Bunlar olup giderken, ülke uçurumun kenarına, bölünmenin eşiğine gelmişken sorumlu makamları işgal edenler ne yapıyor?
  Örneğin yürütmenin başı.
  Gezi parkındaki demokratik eylemlerle uğraşmaktan başka ne yapar?
  Ülke insanını dini inancına göre, etnik kökenine göre bölmekten başka ne yapar?
  Komşuyu komşuya karşı kışkırtmaktan başka ne yapar?
  Kendi vatandaşlarını savaştaki düşmanı gibi boğazlatmaktan, dövdürmekten,tutuklatıp hapsetmekten,işkence ettirmekten başka
ne yapar?

  • Suriye kuzeyinde yeni bir Kürt yönetimi ilan edilirken kimi desteklemektedir? 
  Hala Esad yönetiminin gidişi için çığırtkanlık yapmasının ülkemiz için ne yararı vardır?
  Suriye’de ölenleri dert ederken kendi gençlerinin ölümüne neden tek kelime ile değinmez?
 
  Yasamanın parçası olan muhalefet partilerimiz ne yapar?
  RTE’nin kuyruğuna takılıp O’na laf yetiştirmeye çalışmaktan öte işlevi var mıdır?
  Anayasa çalışmalarına neden katılırlar?
  Anayasanın parça parça pazarlık konusu yapılmasına neden hiç düşünmeden karşı çıkmazlar?
  Bölünmeye giden olayları neden gündeme taşıyıp yeri göğü inletmezler?
 
  Yargımız ne haldedir?
  Yüksek yargının başına geçecek şahıslar AKP-Cemaat pazarlığı ile belirlenirken neden susarlar?
  Yargı diktacı siyasetin aleti haline getirilirken ne beklemektedirler?
  Alet oldukları davaların, Türkiye Cumhuriyeti’nin yeniden şekillendirilmesi ve yıkımına giden merdivenin basamakları olduğunu nasıl görmezler?
  Hukuk ortadan kalkınca kendilerinin de yok olacağını bilmezler mi?
 
  Ve askerler.
  TSK’nın komuta kademesi.
  Türk yurdunun savunması için yemin edenler.
  Ülke terör örgütünün, silahlı eşkıyanın cirit attığı bir alan olmuşken ne yaparlar?
  Yasaya karşı suç teşkil eden emirleri uygulayarak terör örgütünü nasıl görmezden gelirler?
  Şehit ve gazilerin canları ve kanlarının sorumluluğunu hiçe mi sayarlar?
  Değiştirilen 35. madde ile, vatanın bölünmesine karşı koyma görevlerinin kalmadığını mı düşünürler?
  Peki vatan içeriden mi dışarıdan mı daha kolay bölünür, bilmezler mi? 
  PKK, AB-D vatanı bölmüyor da birleştiriyor mu, ayırdındalar mı?
  Bu millet (RTE’nin milletini kastetmiyorum), yani Türk milleti askerini niçin besliyor?
  Gürcistan, Bulgaristan, Yunanistan, Suriye veya Irak mı gelip bölecek
bu ülkeyi?
 
  Ve hepsine (sorumlu kurumların başındakilere) birden soruyorum;
  Ülke bölünürken makamlarınızda rahat mısınız?
  İftar sofralarında görüntü vererek kimi oyalıyorsunuz?
  Şehit çocuklarını kucağınıza alıp poz vererek kime sevimli görünmeye çalışıyorsunuz?
  Şehit ailelerine, fakir insanlara devlet olanaklarıyla veya avanta verdiğiniz iş adamlarının parasıyla  iftar vererek mi koruyorsunuz yurdumuzun bütünlüğünü?
  Yedikleriniz boğazınızdan nasıl geçiyor?
  İçtiğiniz su sizi ferahlatıyor mu?
  Akşam yastığa başınızı koyup rahat uyuyabiliyor musunuz?
  Koltuğunuzdan,rütbelerinizden, makam araçlarınızdan, korumalarınızdan, konutlarınızdan, el pençe divan durup iki büklüm selamlayanlarınızdan memnun ve mutlu musunuz?
  İnsanlığınız, inancınız, ulus kimliğiniz, üniformanız, halkın bakışları sizi rahatsız etmiyor  mu?
  
  Ne kadar da pişkin,rahatsınız.
  Ne kadar da vurdumduymazsınız.
  Makamlarınızda süs bitkisi gibisiniz.
  Size ne söylenebilir ki, pes…
 
  Sizlere rağmen karamsar değilim.
  Çünkü Türk halkı var.
  Siz uyurken, halkı da uyutmaya çalışırken halk uyandı.
  Artık uyutamazsınız.
  Sizi de, sizleri yönetenleri de şaşırtacak.
  Makamlarınızı size dar edecek.
  Ülkenin gerçek sahipleri, ülkesine sahip çıkacak.
  Az sonra…
 
  Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“ÜLKE BÖLÜNÜYOR GÖRMÜYOR MUSUNUZ? OTURDUĞUNUZ MAKAMDAN UTANMIYOR MUSUNUZ?” üzerine 8 yorum

  1. Duran Aydoğmuş

    Sevgili Dostlar,
    (Çok Önemli)

    “Aşağıda özetlenen durumlar bizim ülkemizi ilgilendirmiyor, böyle yazanlar konuşanlar ülke insanını karamsarlığa sürüklüyorlar vb” diyenler varsa, sadece konu başlığını okuduktan sonra silebilirler. Kimselerle paylaşmalarına, kimselere anlatmalarına da gerek yok bence. Çünkü, mevcut durumu anlatanlar ve “vatan-millet için ben ne yapabilirim” diye düşünenler, vatanı düştüğü durumlardan kurtarmak için 94 yıl önce ortaya çıkan birinin yine çıkmasını bekleyenlere benziyorlar-benziyoruz!

    Ancak, hayatı pahasına ortaya çıkanın başına 94 yıl önce ne dendiğini hatırlayalım. Hayatı pahasına mücadeleye başlayan(lar)a :
    “Bunlar baldırı çıplak, bunlar bozguncu, bunlar yönetime karşı isyan eden şakilerdir. İşgalci İngilizler-Yunanlar bunlardan daha iyidir. Bunların başını koparmak caizdir” diyerek, yakalatmak için üstüne adam salan işbirlikçileri hatırlayalım.

    Bu günlerin o günlerden farkı şu ki; 94 yıl önce düveli muazzama dedikleri işgalci devletler, orduları ve silahları ile işgal etmişlerdi ülkemizi ve şimdiki gibi vatanı içten bölmeye çalışan ülke insanı pek yoktu. Evet, yer yer isyanlar vardı ama, ulusal mücadele yıllarında ülkeyi bölmeye çalışan etnisite yoktu. Daha doğrusu, vardı da onları dışardan yönlendiren dış düşmanlara karşı şimdiki gibi değillerdi. Ülkesinin evlatlarıydılar.

    Ne zaman ki ikinci süper güç 1991’de yıkıldı, meydanı boş bulan küresel düşünce sistemi BOP-GOP gibi projelere dönüştü, işte son 30-40 yıldır biz ve bizim gibi bağımsızlığını yitirmiş ülkelere, yaşadıklarımızı uygulamaya başladılar. Adına da “Arap Baharı” dediler. Bu projeyi yürütecek kimseleri de bularak Ortadoğu’da 22 ülkenin haritasını-yönetimlerini kendilerine uygun hale getirmeye başladılar. Bu projeyi yürütmek için hedef ülkelerde ulusal bilinç zayıflamalıydı, ülkeyi koruma hassasiyeti demek olan “milliyetçiliği” de ırkçılık olarak anlattılar. Türkiye için bununla da kalmadılar; Atatürk ve Atatürkçülüğü de çağı geçmiş ideoloji olarak anlattılar. Daha önemli ayağı ise, ülke insanının etnik ve inanç farklılıklarını pompalayarak ayrılıklar yaratıp birbirine düşürdüler. Aktörleri de belli zaten. Gop-BOP devam ediyor, uygulama sırası ülkemize geliyor. Hadi hayırlısı!..

    Saygılarımla.

    22.07.2013
    Antalya

  2. ORDU BÖLÜNMEDEN BİR ÜLKENİN BÖLÜNMESİ İMKANSIZDIR!..

    Adam Arabistan’a gitmiş, arabasını otelin garajına bırakmış, odasına çıkmış, yatağına girip yatmış… Derin ukudayken gürültüyle uyandırılmış ve “KAZA YAPTIN!..” denilmiş…

    Adam, “ben arabayı garajınıza bıraktım, nasıl kaza yaparım?” diyecek olmuş…

    “Sen İstanbul’dan buraya gelmeseydin, yukarı çıkıp yatmasaydın, bu adam gelip senin arabana çarpmazdı!..” demiş ve İslam Ülkelerinin kadim mantığı gereğince odasında uyuyan adamı suçlu çıkarmışlar.

    Naci Beştepe, “otuz bin kişinin katiliyken teslim alınıp İmralı’ya tıkılan Apo’nun, artık elli bin kişinin katili olduğuna” hükmetmiş… Nasıl ve nerede olursa olsun, bütün cinaytleri Apo işlediği, bugün elli bin kişinin, yarın altmış bin kişinin, yarından sonra yüz bin kişinin katili de gene Apo olacağı için, Naci Beştepe, “Barış Süreci”nin sürdürülmesinin ihanet olduğunda karar kılmış.

    “On asker şehit oldu, yüz terörist ölü olarak elegeçti… dediğinizde bu yüz on kişiyi kim öldürmüştür?” diye sorarsak, Naci Beştepe gibi insanlar; “Pekaka ve Apo!..” diyebilmektedirler. Bu nedenle, böyle insanların barıştan yana olmalarıan imkan ve ihtimal yoktur…

    Bereket, resmi söylemlerinin dışında, Muhalefet Partileri de böyle bir mantıkla düşünmüyorlar… Ve aylardır gelmeyen Şehit Cenazelerini özlemiyorlar… Ölü PKK’lı
    görmekten zevk almıyorlar.

    Savaş, karşılıklı iki tarafın her türlü aracı kullanarak birbirini öldürmesidir. Savaş istedin mi ya öldürürsün ya ölürsün… Öldürdünse sen öldürdün, ölürsen sen öldün… Bu nedenle önce kendi canının kıymetini bileceksin!.. Sonra öldürmeye azmettiğin düşmanın da bir can taşıdığını, senin gibi ana baba kuzusu olduğuna akıl erdireceksin…

    Şimdiye kadar “on asker şehit olur, yüz terörist ölü olarak elegeçerdi…Artık ne şehit cenazesi, ne terörist ölüsü olsun!..” diyecek ve yaptığın bütün hataları düzelteceksin…

    Türkiye’nin bölünmesini gerçekten istemiyorsan, TSK’yı, Cumhuriyet Ordusu, Bürokrasiyi Cumhuriyet Bürokrasisi, Polisi Cumhuriyet Polisi, Adalet ve Yargıyı, Cumhuriyet Adalet ve Yargısı olarak geliştireceksin!.. Devletin genel denetleyicisi olarak bir Cumhuriyet Senatosu kuracaksın… Bütün halk ve milletleri, Özgürlük, Adalet ve Eşitlik temelinde Vatandaş olarak kabul edeceksin…

    Bu durumda ülkenin bölünmesi için, önce ordunun bölünmesi gerekir…

    Suriye’de yeni bir Kürt Bölgesi kurulmuşsa; sana ne Naci Beştepe?… Sen vatandaşlarından, Ordundan, Bürokrasinden, Cumhuriyet Senato’ndan emin mi değilsin?.. Yoksa gene herkese, sözde Türk deyip, herkesten kuşku mu duyuyorsun?

    Herkese, Türk demeye kalkarsan, herkesten kuşku duyarsın… Herkesten kuşku duydun mu rahat edemezsin!.. AB-D diye bir hayal ülke yaratır, bu hayal ülkenin Türkiye’yi böldüğü paranoyasına kapılırsın… AB, henüz gelecek planları olan bir ülke değil, ABD de 1929 Bunalımından sonra “bölme ve parçalama politikasından” vazgeçmiştir.

    ABD, artık yalnızca “ON ASKER ŞEHİT OLDU, YÜZ TERÖRİST ÖLÜ OLARAK ELEGEÇTİ…” diyerek kendi vatandaşlarıyla iç savaş yapan Politikacılar, Askerler ve Aydınlar yetiştiriyor… Dünyayı böyle askerler, böyle politikacılar ve böyle aydınlarla işgal edip teslim alıyor…

    Ahmet bey, hiç Atatürk’ten 1919’dan söz etmeyin!.. Bölünme paranoyası ve insan hayatına değer vermemekle, ne yazık siz de; Emperyalizmin istediği doğrultuda gidiyorsunuz…

    1. İnsanlar barış içinde yaşarken birisi çıkıp o insanları birbirine kırdırıyorsa
      o birisi herkesin katilidir.
      İşte o yüzden 54 bin canın sorumlusu Öcalan denen bebek katilidir.
      Bu gün ölüm haberleri gelmiyor ama ülkenin bir bölümünde devlet otoritesinin dışında bir otorite teşkil ediliyor.
      Eğer VATAN , DEVLET ve ULUS kavramlarının anlamı yoksa gelişmeler yerindedir. Silah tehdidi ile barış adına yeni bir devlet kurmaya çalışanlar ve onları destekleyen BARIŞSEVER SÜREÇÇİLER elbette haklıdır.
      Analar ağlamaz, sınırlar ağlar olur biter.
      Suriye’nin kuzeyinden BANA NE? Doğru.
      Libya’nın, Suriye’nin ve Mısır’ın içinden birilerine ne?
      “Sözde Türk” ‘ten bahseden ne tarihten ne TÜRK’ün zorda kalınca neler yapacağından habersizdir. Ama zamanı gelince anlar mutlaka.
      Biz kendi vatandaşımızla hiç iç savaş yapmadık. Hala da kapı komşu oturuyoruz. Eline silah alıp eşkıyalık yapan kim olursa olsun devlet gücü gereğini yapar.
      Şu anda herkese ağzını açtıran, NE OLDUĞUNU, NEYİ YÖNETTİĞİNİ BİLMEYEN ve vatandaşlarını parça parça ederek emperyalizme hizmet eden iktidardır.
      O ağızlar gücün arkasından kaydığını görünce büzülüverir.
      Emperyalizm bize uymaz. Biz Mustafa Kemal’in askeriyiz.
      İyi dileklerle.
      BEŞTEPE

  3. SEBEP NE VE KİM OLURSA OLSUN, KİM NİŞAN ALMIŞ, KİM TETİĞİ ÇEKMİŞSE KATİL O’DUR!..

    Sayın Naci Beştepe, benim “zamanı gelince anlayacağım,” bir şey yok!.. Her şey bugünden belli, her şey gayet açık…

    Vatan, Nazım Hikmet’in deyimiyle; DÖRT BİN KÖYDE YAKILAN İKİ MİLYON İNSANIN EVİDİR!..

    1789’dan beri dünyadaki bütün halkları, bütün milletleri, bütün milliyetleri eşit kabul etmek insanlığın ve uygarlığın olmazsa olmaz koşulu kabul edilmektedir. Güçlü olanın zayıf ezmesine, katletmesine , ortadan kaldırmasına da “vahşet ve barbarlık” denilmektedir.

    Franko Faşizmi bile “devlet adam öldürmez şartını ihlal etmemiştir!.”

    IRA ile yıllarca savaşan Birleşik Krallık da; “devlet adam öldürmez şartının ihlal etmemiştir!..”

    Franko Faşizmi bile ETA ile savaşında “on binlerce insan öldürüp,” Suçu ETA’ya atmamıştır. Devletin adam öldürmesi, idam cezasının uygylanmasıyla sınırlı kalmıştır.

    Birleşik Krallık’ta ise; “devletin adam öldürmesi ve suçu IRA’ya atması” zaten mümkün değildi.

    Sayın Naci Beştepe ise; “KAPI KOMŞUSUYLA BARIŞ İÇİNDE YAŞAMAYI KENDİ VATANDAŞLARIYLA İÇ SAVAŞ YAPMAMAK,” olarak tanımlıyor… Yani kapı komşusundan da memnun değil… Fırsat düşse kapı komşusunu da aradan çıkarıp, “Apo yaptı?” diyebilir.

    “Barış içinde yaşarken, biri çıkıp o insanları birbirine kırdırıyorsa; o birisi herkesin katilidir!..” diyor Naci Beştepe.

    Şöyle de denilirdi: “Bir yerde bir suçlu varsa; orda herkes suçludur!..”

    1970’li yıllarda Apo’yu ve Apocular’ı ilk duyduğumuzda, çoğumuz; ” BU DEVİRDE BİR ADAMIN ARKASINA TAKILMAKLA ÖRGÜT MÜ OLUNUR!..” diyorduk…

    Ama, “on binlerce insan öldürdükten sonra bile kendini masum sanan ve Apo yaptı,” diyenler sayesinde Apucular büyüdü ve bugünkü duruma geldi.

    Dört bin köyde iki milyon insanın evini yakmış, köyünü haritadan silmişsin… Bu iki milyon insanın yüzde biri dağa çıksa; yirmi bin kişi eder… Yüzde ikisi kırk bin, yüzde beşi yüz bin kişi eder.

    Apo’yu ve Apocuları; “bütün cinayetleri Apo işlemiştir… Bu cinayetleri nişan alıp tetik çekerek işleyenler masumdur…” biçimindeki kafa büyütmüş, geliştirmiş ve görüşme masasına oturtmuştur. Dünyadaki herkes, özellikle de emperyalizm bunun farkındadır…

    Bu nedenle, Naci Beştepe’nin deyimiyle “zamanı gelirse ” ya da başımıza bir Franko, bir Pinoşe gelirse; bugün gelinen noktadan geriye dönüş olmaz… Ama Naci Beştepe gibi Türkler, Alevilere, sosyalistlere, düşünce ve fikir adamlarını katletmenin fırsatını bulurlar… Onlar da bundan memnun olurlar…

    10-Kasım-1938’den beri Mustafa Kemal’in ne askere ihtiyacı var, ne izinden gidenlere…

    Emperyalizm ise “HARP AKADEMİLERİNİN KAPATILMASINI, TÜRKİYE’NİN ENTEGRE SUBAY YETİŞTİRMEMESİNİ, VAROLAN ENTEGRE SUBAY SINIFINI TASFİYE ETMESİNİ,” Nato’ya giriş şartı olarak Türkiye’den istemiştir.

    Sayın Naci Beştepe, Mustafa Kemal’in askeri olmaktan bahisle; HARP AKADEMİSİ MEZUNU-KURBAY YÜZBAŞI OLARAK ORDUYA KATILMIŞ-SUBAY olmadığını kabul ediyor… Ama Emperyalizmle çeliştiğini iddia ediyor…

    Sayın Naci Beştepe, Emperyalizmle çelişse bile, “Karargah Subayı” olarak, Emperyalizme karşı bir askeri deha, büyük bir stratejist, büyük bir taktisyen olamaz.

    Ama, bir Pinoşe, bir Franko devletin başına gelirse; Naci Beştepe’nin gücü, benim gibi düşünce ve fikir adamlarına yeter!.. Bundan başka bir düşünmez, anlamaz, anlamak da istemez.

    1. Yaftalama uzmanlığı ana bilim dalında eğitildiğini açıkça gösterenlerle fikir tartışması yapılabilir mi?
      Benim AK dediğime, ” sen KARA demek istiyorsun ” diyen biriyle hele..
      İyi günler.

  4. Evet Ahmet bey,
    Yunus’un deyimiyle yazı yazanlar söz söyleyenler “eğri büğrü” söz söyleyemezler…
    Ben eğri büğrü söz söylemedim. “Doğruya doğru, eğriye eğri,” dedim.
    “On asker şehit oldu, yüz terörist ölü ele geçti, “dediğinizde bu yüz on kişiyi kim öldürmüştür? diye sorulduğunda, ben, “devlet adam öldürmez şartını 110 kerer ihlal etmiştir!..” derim.
    Naci Beştepe ise; “Bu yüz on kişiyi Apo öldürmüştür !..” diyor… Herkesi Apo öldürdüğüne göre de terörle mücadele adı altında cinayetler, katliamlar, faili mechuller devam etsin!..” demek istiyor.
    Hatta, “Apo 54 bin kişinin katili,” diyebiliyor… Bu anlayışla memleketi bölünmekten kurtaracağını sanıyor.
    Ve sonuçta “öldürülen her adamı Apo öldürdüğüne göre; adam öldürmek, katliam ve soykırım yapmak bölücülükle mücadele oluyor. Nasılsa, herkesin katili Apo!..
    Böyle düşünce, böyle yazı, böyle fikir olmaz… Böyle tartışma da olmaz.
    Tartışmak için Aka Ak, Karaya Kara demeyi bilmek gerek.
    Kabahat ben de değil, Ahmet Bey…

  5. Ahmet bey,

    ben buradaki yazılarda hem doğrudan, hem dolaylı olarak “on asker şehit olsa, yüz terörist ölü olarak ele geçse; bu yüz on kişiyi kim öldürmüş olur?” diye soruyorum Naci Beştepe; “54 bin kişinin katili Apo,” diyerek dolaylı, hem “barış içinde yaşarken, birisi çıkar, oradaki insanları birbirine kırdırırsa; o birisi hepsinin katilidir!,” diyerek doğrudan “bu yüz on kişiyi Apo’nun öldürdüğünü iddia ediyor.

    Ben Ak Parti’yi sözde Laik Cumhuriyet’in yarattığı Din Bürokrasisi’nin, gene Cumhuriyetin yarattığı Halifelik Örgütlerinin partisi olarak tanıyorum. Ak Parti’nin Suriye Politikası da Cumhuriyet’in izlediği Alevi düşmanlığı politikasından farklı değil… Ak parti’nin emperyalizmin taşeronluğunu yapması gerektiren bir iş ise yok…

    Taşeronluk bir işte yapılır. Ak parti Emperyalizmin hangi işinde taşeronluk yapıyormuş?

    Perinçek’in “Ergenekon yalanı, Amerikan Planı” ya da BOP saçmalıklarıyla, ABD Politikaları arasında Lut Çukuruyla Everest Tepesi kadar fark vardır… ABD politikaları daima en yüksek zeka, en yüksek mantık seviyesinde düşünülür ve asla Perinçek seviyesinde bir ABD politikası olmaz.

    “54 bin kişinin katili Apo,” diyebiliyorsanız ve bu kafayla savunma yapıyorsanız, dünyanın her yerinde mahkum olursunuz…

    ABD’nin “54 bin kişinin katli Apo,” diyen kişilerle uğraşacak zamanı da yoktur, adamı da…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir