MİLLİ KAMU HUKUKU İHTİYACI


Dostlar
,

Yılların hukukçusu (40+ yıl??) Sayın Prof. Dr. Anıl Çeçen, son derece kritik konuları derin bir ehliyet ile işlemeyi sürdürüyor. Biz de elimizden gelen ölçüde bu çok değerli, uyarıcı ve yol gösterici yazıları sitemizden yayımlamaya çabalıyoruz.

Özellikle hukukçuların, sonra da politikaya soyunanların Sayın Prof. Çeçen’in tümüyle bilimsel ve son derece yerinde kaygılarını ortaya koyan ve somut çözümler öneren ulusalcı makalelerini dikkatle okumaları gerek.. Ama bizim sitemizde de Sayın Çeçen’in makalelerine yorum gelmiyor pek.. Yazılar ağır mı geliyor? Bu soruyu sormak bile
bizi rahatsız ediyor.

Ama yeri gelmişken, Anıl hocadan

– daha kısa tümceler kurmasını,
– yazılarında ara başlıklar kullanmasını,
– bir SONUÇ – ÖZET- ÖNERİLER bölümüne mutlakla yer vermesini..
– hep 7-8 sayfa yerine 3-4 sayfayı geçmeden yazmasını…
– kaynakça eklemesini..

bir kez daha rica edebiliriz sanırım.

Bu yazıyı tümüyle sitemizde ön sayfada verebildik. Ama daha uzun olsaydı alıntılar yaparak pdf olarak eklemek zorunda kalacaktık. Bu da okunurluğu korkarız
olumsuz etkiliyor. Ayrıca bizim de ek olarak zamanımızı alıyor.. Yazıyı özetlemek gibi..
Bir de bu özetleme işini gereği gibi yapamama kaygısı taşıyarak..

Sonuç olarak Sayın Prof. Çeçen’e ufuk açıcı yazıları için şükran borçluyuz.
Daha çok okunması için yukarıdaki önerilerin işe yarayacağını düşünüyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
15.7.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=================================================

MİLLİ KAMU HUKUKU İHTİYACI

portresi


Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

 

 

Hukuk fakültelerinde dersler ayrı bilim dalları olarak örgütlenirken, iki ana dal ortaya çıkmakta ve bütün dersler, özel hukuk ya da kamu hukuku bölümleri çatısı altında toplanarak öğretim düzeni buna göre yapılandırılmaktadır. Bu nedenle, bütün hukuk fakültesi mezunları hem kamu hukuku bölümlerini hem de bunun yanı sıra genel kamu hukuku dersini iyi bilmek durumundadırlar. Tarihin gösterdiği gibi gelmiş geçmiş
en büyük hukuk sistemlerinden birisini kurmuş olan Roma İmparatorluğu’ndan kalan bilimsel miras doğrultusunda, hukuk alanı önce kamu ve özel olarak ayrılmaktadır.

Küresel dayatmalar
, şirketler ve sermaye çevreleri, Hukuktaki geleneksel kamu-özel ayırımını ortadan kaldırarak her şeyi küresel şirketler ve sermayeninin çıkarları doğrultusunda düzene koymağa çalışan işbirlikçi neoliberal kadrolar hayranı oldukları batı kapitalist sisteminin gereksinmeleri doğrultusunda hareket ederek,
küresel şirketlerin güdümündeki bir dünya imparatorluğunu gerçekleştirecek
emin adımları bir kararlılık içinde atarlarken, kendilerine karşı büyük bir engel olarak gördükleri hukuk alanını aşabilmek üzere kamu-özel ayırımını silip atarak hukuk adına küresel şirketlerin çıkarları doğrultusunda bazı yeni dersleri gündeme getirmeğe çalışmışlardır.

Çağdaş dünya yapılanmasının ve modern uygarlığın temel çıkış noktalarından birisi olan Roma İmparatorluğu’nun bıraktığı büyük hukuk mirasının bütünüyle yok edilmeğe çalışılması da, küresel emperyalizm döneminde hukuk alanının ne denli büyük bir
tehdit altında kaldığını açıkça göstermiştir.Hukuk fakültelerinde son yıllarda genel kamu hukuku ve Roma hukuku derslerinden sonra bir de Atatürk ilkeleri ve cumhuriyet tarihi dersi de kaldırılmak istenmiştir. Bütün üniversite gençliğini ülke ve dünya sorunları üzerinde aydınlatmayı hedefleyen bu kamu dersinin de, eğitim programlarından kaldırılmak istenmesi, gene aynı doğrultuda küresel emperyalizmin ulus devletleri ortadan kaldırma süreci içinde dış baskılar ile yaratılan zorlamalar doğrultusunda gündeme getirilmiştir.Uluslararası finans kapitalin çıkarları doğrultusunda geleceğin dünya imparatorluğuna yönelen küresel şirketler ulus devletlerin kamu düzenlerini tasfiye etmeğe yönelirken, işe hukuk alanından başlayarak kamu bölümlerini ve genel kamu hukuku derslerini kaldırmaya öncelik vermiştir. Türkiye’de iş, Atatürk ilkeleri dersinin kaldırılma aşamasına gelmesiyle birlikte işin rengi belli olmuş, yeni dönemde özel üniversiteler dışa açılma görünümü altında batının önde gelen üniversitelerine bağımlı bir duruma gelerek onların önerdiği programlara yönelmişler ve Türkiye’deki
cumhuriyet hukukunun temel esaslarından uzaklaşmışlardır.

  • Küreselleşme sürecinde şirketlerin özel alanları genişletilirken,
    ortadan kaldırılmak istenen devletlerin kamusal alanları daraltılmağa çalışılmıştır.

Kamusal alandaki işlerin büyük çoğunluğu özel şirketlere aktarılırken, kamu kurumları küçültülmeğe çalışılmış, batı kapitalizmi “küçük güzeldir” yaklaşımını bütün dünyaya yayarken var olan kamu düzenlerinin, kamu kuruluşlarının ve kamusal yapıların hepsinin küçültülmesine çalışmış ama özel sektör kuruluşlarının büyümesine öncelik verilmiştir.

  • Küreselleşme döneminde milli hukuktan emperyal hukuka geçilirken
    önce kamu hukuku birikimleri yok edilmeğe çalışılmıştır.
Genel kamu hukuku alanının geçmişten gelen ve yaşanan olayların yarattığı birikimlerden yararlanan zengin içeriği görmezden gelinirken, dıştan kumandalı emperyalizm, kendine uygun yeni bir kamusal alan yaratabilmenin arayışı içine girmiştir.Kamu kavramı, etimolojik olarak incelendiği zaman; bir tek insanın ötesinde var olan bir insan topluluğuna olan açıklığı ifade etmektedir.Özel hukukun temelinde var olan özellik, her zaman için kişilere özgün bir özel durumu yansıtırken, kamusallık herkese ve bütün topluma olan açıklığı dile getirmektedir.  Ne var ki, içinde bulunulan ortama göre kamusallığın boyutları değişiklik göstermektedir.  Kamu denilince, önceden sadece topluma ya da herkese olan bir açıklık ifade edilirken, küreselleşme aşamasından sonra kamusallık olgusu da hem yapı hem de görüntü değişikliğine uğramıştır. Bugün gelinen aşamada kamu denilince beraberinde
“hangi” sorusu da gündeme gelmekte ve kamusallık

  1. küresel,
  2. ulusal,
  3. yerel,
  4. dinsel,
  5. etnik ve
  6. ekonomik

olarak 6 ayrı türde öne çıkmaktadır.

Küresel kamu ile evrensel alan belirtilirken,

Ulusal kamu
ile bir milli devletin sınırlarının içinde kalan kendi ülkesi ve milleti vurgulanmakta, yerel kamu ile kentler ve öbür yerleşim bölgelerindeki açıklık
ortaya konulmaktadır.

Dinsel kamu ile cemaatler ve öbür din grupları arasındaki toplumsal ilişkiler ve yaşam düzeni,

Etnik kamu ile ulusal toplumlar içinde yaşamakta olan etnik kümelerin oluşturduğu sosyal alan belirtilmeğe çalışılmaktadır.

Küresel kamusallık ulusal kamusallığın yerini alarak ulus devletleri bitirirken,

  • yerel kamusallık, dinsel kamusallık ya da etnik kamusallık
    ulusal toplumların tasfiyesinde kullanılmaktadır. 
Hukuk bilimi, her türlü karışıklığı önlemek, güçlüye karşı güçsüzleri savunmak,
var olan yaşam düzenlerini her türlü tehlikeye karşı koruyarak güvenlik içinde sürekliliği sağlamak gibi önemli görevlere sahip bulunduğu için, küresel güçlerin kendi imparatorluklarını kurabilme uğruna bir kaotik gidişe karşı çıkmak zorundadır.
Bir başörtüsü meselesi ile kamusal alanı daraltmağa çalışan,
– alt kimlikli gruplara devlet kurma hakkı getirerek ulusal yapıları
  tasfiyeye yönelen
,– tekelci şirketlerin önünü açarak kendi
ulusal ekonomisini iflasa götüren, – bir avuç azınlık fazlasıyla zenginleşirken,
halk kitlelerinin çoğunluğunun yoksulluğa sürüklendiği bir süreçte,
artık kamu hukuku adınauluslararası emperyal atraksiyonların benimsenmesiyle bir yerlere gidilemeyeceği anlaşılmağa başlanmıştır. Küresel kamu anlayışına öncelik tanınmasıyla
dünya yeni bir düzensizlik dönemine sürüklenmiştir.

  • Çeyrek yüzyıllık saldırılara karşın yıkılmayan ve halen ayakta kalan
    ulus devletlerin varlıklarını iç ve dış tehditlere karşı koruyabilme doğrultusunda yeni bir milli kamu hukukuna gereksinmeleri vardır.
Finans kapitalin dünya imparatorluğu için ulus devlet düzenleri bozulurken,
devletlerin kendi kamu hukuku birikimleri doğrultusunda düzenlerini ve çıkarlarını korumalarına izin verilmeyerek, küresel imparatorluk için gerekli olan adımlar,
yeni kamu hukuku görünümünde empoze edilmeğe çalışılmıştır.
Son yıllarda birbiri ardı sıra atılan adımlar ile küresel bir kamusallığa doğru geçiş yaşanırken, ulusal kamusal alanların bu doğrultuda tasfiye sürecine doğru sürüklendikleri açıkça görülmektedir. Ulus devletleri geri kalmış düzenler olarak ilan eden tekelci şirketlerin patronları, küresel imparatorluk doğrultusunda atılan adımları
ileri gelişmeler olarak görmüşler ve bu doğrultuda olayları zorlayarak bir an önce hedeflerine ulaşabilmenin yollarını aramışlardır. Ulusal içerikli kamu hukuklarını kendileri için engel gördükleri için, bunların kaldırılmasını ya da tasfiye edilerek yerlerine
yeni bir tür kamu hukukunu küreselci çizgide monte etmeğe çalışmışlardır.
Ulus devletlerin içine düşmüş olduğu çıkmazdan kurtulabilmek üzere,
her türlü küresel, yerel, etnik, dinsel ya ekonomik yaklaşımın ötesine giderek
yeni bir milli kamu hukuku oluşturmak gibi görevi yeniden gündeme gelmektedir.

  • Çeyrek asırlık zorlama döneminden sonra, dünyadaki bütün ulus devletlerin
    güç yitirdikleri görülmektedir. Yarı yarıya güç yitiren ulus devletler,
    bütünüyle Yugoslavya gibi tarih sahnesinden çekilmedikleri için,
    yeniden kendilerini toparlayacak bir milli kamu hukukuna gereksinimleri
    her geçen gün daha da artmaktadır.
Özellikle kamusal alanda ortaya çıkan çelişkili durumların zaman içsinde karışıklığa
yol açması her yönü ile düşündürücü bir ortam yaratmıştır. Kamusal alanda hukuk adına düzen ya da istikrar yerine karışıklıkların belirmesi, bir daha kolay kolay görülemeyecek kritik durumları öne çıkarabilmiştir.

  • Ekonomi daha fazla kazanç uğruna patronlara yol gösterirken,
    hukuk da böylesine bir durumu dengeleyerek hak ve adalet içinde bir gelişmeyi sağlamak durumundadır.

İşte bu noktada, ekonominin sarstığı denge ve düzenlerin yeniden kurulabilmesi için genel kamu hukuku disiplinine gereksinme bulunmaktadır. Genel kamu hukuku,
ulus devletler çatısı altında böylesine bir dengeyi sağlayabilmek üzere, yeni dönemde milli kamu hukuku olarak ekonomik kamu hukukuna karşı dengeleri yeniden sağlayabilecektir. Kamusallığın odak noktasına ulus kavramı yerleştirilebilirse,
o zaman milli kamu hukuku ile sorunlar daha kolay çözülebilecektir.

Ekonomik kamu hukuku olamaz ama,
milli kamu hukuku genel ilkeler doğrultusunda olabilir.

Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN
(Bu yazının daha geniş metninee; http://www.kemalistyaklasim.info/ adresinden erişebilirsiniz.)

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir