ORTADOĞU’da DİN SAVAŞLARI


Dostlar
,

Sayın Prof. Dr. Anıl Çeçen, tek başına bir kale gibi Atatürk Cumhuriyeti‘ni savunmayı sürdürüyor.

ANKARA KALESİ dizisi içinde 174. makalesi ORTADOĞU’da DİN SAVAŞLARI başlıklı. Tipik biçimde bu yazı da 8 sayfa. Çok uzun olduğu için pdf olark paylaşacağız.

İşlenen konu çok kritik..
Türkiye’nin gözünü 4 açması gerek..

Yazı şöyle başlıyor :

portresi

 

 

 

 

  • ” Dünya pupa yelken bir üçüncü cihan savaşına doğru sürüklenip giderken din ve mezhep tartışmaları yeniden olayları belirleyici
    bir biçimde siyasal gündemin tam ortasında yer almağa başlamışlardır. Orta-Doğu bölgesinde her gün yaşanan sıcak gelişmeler, sürekli çatışma ve kanlı terör olayları bir türlü durmak bilmemekte ve bu olumsuz süreç giderek tırmanırken, bölge daha geniş bir düzeyde geniş bir savaş coğrafyasına dönüşmekte ve yakın gelecekte bir üçüncü dünya savaşı ihtimali zamanla güçlenmektedir. Merkezi bölgedeki dünya devleti olan Osmanlı İmparatorluğu’nun gücünü yitirmesi üzerine, merkeze bağlı olan ülkeler saldırı ve isyan olayları ile dolu bir tarih dönemecini yaşamak zorunda kalmışlardır. Tarihsel gelişmelerin sonucunda merkezi alanda yedi yüzyıl hüküm süren Osmanlı tarihi her açıdan dünya tarihinin odağında yer alan bir konuma sahip olmuş ve yerkürenin yönlenmesinde birinci derecede etkili olmuştur. Asya, Avrupa ve Afrika gibi üç büyük kıtanın tam merkezinde yer alan orta dünya bölgesi her dönemde, güç çekişmelerinin sahnesi olmuş, bazen bir büyük devletin çatısı altında barış düzeni kurulabilmiş bazen da bu gibi düzenlerin yıkılması üzerine uzun süren sıcak çatışmalara bölge ülkeleri ve halkları alet olmuşlardır. Bu gibi çekişmelerin odağında yer alan ana konu ise dinler arası çekişme ve çatışmalar olmuştur.”

Ve Anıl Hoca yazısını şöyle bağlıyor :

  • “Halkının çoğunluğu Sünni İslam olan bir devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti içinde barındırdığı önemli orandaki Alevi kesimin çıkarlarına da dikkat etmek ve Cumhuriyetin toplumsal tabanını oluşturan bu kesimi öne çıkararak, Şii-Sünni karşıtlığı yaratma girişimlerine karşı tıpkı Atatürk döneminde olduğu gibi bir Alevi-Sünni birlikteliğinin örgütlülük düzeyinde yeni yapılanmaya kavuşturulması gerekmektedir. Orta Doğu’da dinler savaşı giderek tırmanırken, Türk dünyasının Şii ve Sünni olarak ikiye bölündüğü görülmeli, İran, Irak ve Suriye Şiilerinin büyük çoğunluğunun Türk asıllı oldukları dikkate alınarak Sünni-Şii kardeşliği yaklaşımı hızla bölgede geliştirilmelidir. Türkiye’nin Sünni halkı bölgedeki Şii Türkmenlere daha yakın dururken, Türkiye’nin Alevi kesimleri bir kültür köprüsü olabilmeli ve Türkiye Alevileri ile bölgedeki Şii Türkmenler arasında kopmaz bağlar geliştirilmelidir. Kuzey Irak üzerinden bölgedeki dört devletin bölünmesi için işbirlikçi bir yapılanmada kullanılan güneydoğu halkının etnik kimliğinin, yıllarca Türkiye’ye karşı yürütülen bölücü senaryolarının dayanağı olarak öne çıkarıldığı dikkate alınmalı, etnik bölücü unsurların Sünnilik adına Şii Türkmenlerin karşısına, Sünni kamplar içinde çıkarılmasına Türkiye kesinlikle alet olmamalıdır. Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan, Ürdün gibi bölgenin yapay devletleriyle oluşturulan Sünni bloklaşma içinde, etnik bölücü terör örgütü ile beraber Şii İran ve Suriye’ye karşı Türkiye’nin kullanılmak istenmesi, merkezi alandaki dinler savaşının yeni görüntüsü olarak öne çıkmakta ve hem Türk dünyasını bölmekte hem de Türkiye’yi komşuları ile savaşa doğru zorlamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk dünyası, hiçbir zaman Yahudilerin ya da Hıristiyanların bölgesel hegemonya savaşlarına alet olmamalı ve kendi politikalarını oluşturarak dünya barışına katkıda bulunmalıdırlar. Hiçbir dinin ya da mezhebin kendi çıkarları doğrultusunda kıyamet senaryoları üreterek bütün dünyayı ve insanlığı tehlikeye atma hakkı bulunmamaktadır. Herkes ve her toplum kendi varlığını koruayabilmek ve varlığını sürdürebilmek için, savaşlara karşı halklar arasında dayanışmacı barış senaryolarını savunabilmelidir. (Temmuz 2013)”

Bu önemli makalenin tümünü okumak için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

ORTADOĞU‘DA DİN SAVAŞLARI ANKARA KALESİ-174

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 12.7.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“ORTADOĞU’da DİN SAVAŞLARI” için bir yorum

  1. TÜRKİYE ALEVİLİK ARACILIĞIYLA UYGARLIĞA BİR KAPI AÇMAK ZORUNDADIR!..

    Sünni Engizisyonu, bütün insanları dört grupta toplamakta; yalnızca “Müslüman,” denilen birinci grubu Hak ve Hukuk sahibi kabul etmektedir.

    “Kitaplı Kafir” denilen Hırıstiyan ve Yahudilere Müslüman Ülkesinde, “başı önünde utanç içinde,” Müslümanlara haraç verirlerse; yaşamalarına ve kendi olanaklarıyla iş güç sahibi olmalarına izin vermektedir.

    “Kitapsız Kafir” denilen diğer din ve mezhepteki insanlar ise; ya “Müslümanların gözüne görünmeden yaşayacaklar” ya da Müslüman Ülkesini terk edip gideceklerdir.

    Alevilerin de dahil olduğu Dördüncü Gruptaki Dinsiz Kafirler grubunun ise “DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE YAŞAMAYA HAKLARI YOKTUR!..” 1514 Tarihli İbni Kemal Fetvası’nda da; “Alevilerin görüldükleri yerde öldürülmeleri sevap” kabul edilmiştir.

    Türkiye Cumhuriyeti, Türkçe Ezan, Türkçe İbadet, Türkçe Kur’an, Türk İslamı, Diyanet İşleri Başkanlığı, İl ve İlçe Müftülükleri, İmam Hatip Okulları, İlahiyat Fakülteleriyle SÜNNİ ENGİZİYONUNU AYNEN KABUL ETMİŞ; TEVHİD-İ TEDRİSAT’LA OKUL YÜZÜ GÖREN HERKESİ YEZİTLİK TEZGAHINDAN GEÇİREREK KATMERLEŞTİRMİŞTİR.

    Yani Türkiye Cumhuriyeti, din ve Laiklik politikasıyla, Sünni Engizisyonunun bütün karar ve iddialarını aynen kabul etmiştir.

    Hırıstiyan ve Yahudilerden “HARAÇ ALAMADIĞI İÇİN, her fırsatta yaşama şartlarının ağırlaştırmış Tehçirle Ermenilerden, Süryanilerden, Rumların ve Yahudilerin bir kısmından kurtulmuş, Mübadeleyle Rumları temizlemiştir.

    Sözde Laik Türkiye’de “Kitapsız Kafirlerin” esamesi okunmamış, Dinsiz Kafirler Türkiye’ye uğramamış, Dinsiz Kafirler grubundaki Aleviler’in, “BEN ALEVİYİM DEMESİ” DE BÖLÜCÜLÜK SAYILMIŞTIR!

    Dünyadaki bütün insanların dört grupta toplanması ve “ALEVİLERLE, DİNSİZ KAFİRLER GRUBUNDAKİ bütün İNSANLARIN KATLİNİN VACİP OLMASI” ve bu nedenle; DERSİM’DE 3. BÜYÜK ALEVİ SOYKIRIMININ YAPILMASI; insanlık adına utanç vericidir.

    Türkiye’nin din ve Laiklik politikası deve gibidir, hem doğru bir tarafı yoktur; hem de insanlık adına utanç vericidir.

    Anıl Çeçen’in, “ATATÜRK DÖNEMİNDEKİ GİBİ ALEVİ SÜNNİ BİRLİKTELİĞİNİN ÖRGÜTLÜLÜK DÜZEYİNDE YAPILANDIRILMAYA KAVUŞTURULMASININ GEREKLİLİĞİ”nden söz etmesi de utanç vericidir.

    Aleviler, “BEN İNSANIN DEĞERİNİ BÖLEMEM, DOĞU BATI GAVUR MÜSLİM BİR BANA” demekte ve dünyadaki bütün insanlara kendilerine baktıkları gözle bakmaktadırlar.

    Dünyada Alevilerin düşmanlık güttüğü bir insan topluluğu yoktur. Alevilikte bütün insanlığa kardeş gözüyle bakılmaktadır. Alevileri diğer insanlara düşman eden bir Ulema ve Ruhban Sınıfı da bulunmamaktadır.

    Buna karşılık Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde yetiştirilen din adamaları ve ulema, yukarda belirttiğimiz gibi, hem bütün insanlığa düşmandır, hem de Sünni inancındaki insanları bütün diğer insanların aleyhinde kışkırmaktadır.

    Bu nedenle, ALEVİLİK VE DEDELİK ÜSTÜNDEKİ YASAĞIN KALKMASI, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lağv edilmesi; Anayasa hükmünde bir LAİKLİK, ANTİ-ENGİZİSYON VE ANTİ HİLAFET KANUNU’NU ÇIKARILMASI; İnsanlığa aykırı bütün Fetvaların bu kanunla geçersiz kılınması gerekmektedir.

    Sözde Tehçir, Mübdele ve Dersim 3. Büyük Alevi soykırımından sonra, SÜNNİ YEZİTÇİ DİN ADAMLARININ KEYFİNE GÖRE BİR LAİKLİKLE TÜRKİYE İSLAM ÜLKELERİNE UYGUN BİR ÖRNEK OLAMAZ.

    Sünni Engizisyonu, Anıl Çeçen’in sandığı gibi Türk Şiiler’le de birleşmeyi kabul edemez… Şiilerle Vehhabiler de BİDAT EHLİDİR. Bunlara karşı, sert ve hoşgörüsüz davranmak esas kabul edilmiştir.

    Evet… Ahmet bey, Anıl Çeçen’in bu sekiz sayfalık yazısında sekiz kelimelik doğru bir fikşir bile yok… Tamamen boşuna çaba, tamamen yanlış…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir