İstanbul’da Yeni Bizans


İstanbul’da Yeni Bizans

portresi

Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN
Türkiye bir ayı aşkın bir süredir ayağa kalkmış bir manzara göstermektedir.
27 Mayıs 2013 günü Taksim parkında başlayan protesto hareketleri,
ülkeyi yeni bir 27 Mayıs’a doğru götürüyor gibi bir sürece ülkeyi teslim etmiştir.İstanbul’un tam ortasında yer alan Taksim meydanında “Gezi” diye adlandırılan parkın kaldırılmak istenmesi, meydana yeni bir düzenleme yapılması doğrultusunda Büyükşehir Belediyesinin yeni bir projeyi uygulama alanına getirmek istemesi üzerine doğan tepkiler birbiri ardı sıra gündeme gelince, uzun süredir birikmiş olan çeşitli protesto konuları büyük bir patlama göstererek ülke gündemini işgal etmeğe başlamıştır.
Geçen yıl söz konusu meydanın tam ortasında yer alan Atatürk Kültür Merkezi‘nin yıkılmak istenmesi üzerine başlamış olan protesto hareketlerinin, bu kez Gezi Parkının ortadan kaldırılmak istenmesi üzerine daha da gelişerek devam ettiği ve birçok grubun işin içine girmesiyle beraber tam anlamıyla içinden çıkılmaz bir durum yarattığı anlaşılmıştır.
Önceleri bu kültür alanı ile ilgili İstanbul aydınlarının oluşturduğu grupların ve ilgili bazı derneklerin gösteriler yapması ile “Taksim Olayları” başlamış ama bir süre sonra
işin içine çeşitli marjinal grupların katılmaları üzerine işin rengi değişmiş ve birçok dernek ve siyasal partinin de burada yer almasıyla beraber iş bütünüyle toplumsal bir kalkışma hareketinin başlangıcına dönüşmüştür.
Taksim’deki gezi alanındaki protesto gösterilerinin, küresel medyada yer bulması ve daha sonraki aşamada tıpkı Mısır’daki Tahrir Meydanındaki gösterilerde olduğu gibi, sürekli olarak çeşitli haber kanallarında ısrarla yayınlanması üzerine, konu iyice kamuoyuna mal olmuş ve zaman içinde kitleselleşmiştir. Özellikle, Mısır’da bir yıl önce Tahrir Meydanında o ülkenin hükümetine karşı başlayan protesto gösterileri sonucunda ülkenin otuz yıllık diktatörünün istifa ederek görevi bırakmak zorunda kalması üzerine, bu durumdan esinlenen bazı siyasal çevreler ve Taksim olaylarından Mısır’daki
Tahrir Meydanı gösterilerine benzer bir hükümet karşıtı eylem süreci başlatmak isteyen muhalif kesimler, elbirliği yaparak Taksim’deki protesto gösterilerini büyük şehirlerin meydanları üzerinden bütün Türkiye’ye taşımağa doğru bir yöneliş göstermişlerdir.Eylemlerin, sanki önceden hazırlanmış gibi peş peşe gündeme gelmesi,Türk kamuoyunda haklı bir kuşku yaratmış ve ortalık toz dumana çevrilince de,
birçok kentte kamu düzeni bozulduğu için insanlar günlük işlerine gidemez hale gelmişler, çarşı ve pazar yerleri eylemlerle dolu olunca esnaf satış yapamaz bir duruma gelmiş, bu nedenle de iflaslar ortaya çıkmıştır.Ankara ve İstanbul gibi büyük kentlerin her köşesinde tekelci şirketlerin satış yerlerinin yer aldığı alışveriş merkezleri Türk ekonomisini tam anlamıyla bir küresel pazara dönüştürürken, geleneksel çarşıların ortasında yer alan esnaf kesimi sahipsizliğe itilmiştir. İşte böylesine bir sürecin yaşanması nedeniyle çarşı esnafı bir araya gelerek Taksim olayları içinde protestocu grupların başında yer almış ve bu çevreci hareketin zaman içinde, ekonomik kavga yüzünden siyasallaşmasına yardımcı olmuştur.
Bir avuç zengin azınlığın dışarı ile ve yabancı sermaye ile işbirliği yaparak,
Türk ekonomisini alışveriş merkezleri üzerinden sömürge ekonomisine dönüştürme girişimlerine karşı çarşı esnafı geleneksel Türk ekonomisinin temsilcisi ve sahibi olarak öne çıkarak bütün dünyaya meydan okumuştur.

Özal döneminde başlatılmış olan küresel ekonomiye Türk ekonomisini
teslim etme
girişimlerine karşı Türk esnafı karşı çıkarak, Taksim meydanı üzerinden bu gidişe tam anlamıyla karşı çıkmıştır. AVM’lerde dolar ya euro üzerinden kira ödeyen, dükkân sahipleri bu merkezler üzerinden Türk ekonomisinin dünya ekonomisi ile bütünleşmesine aracı olmakta ve böylece Türkiye’deki ulusal ekonominin
küresel ekonomiye dönüşmesi
ne katkı sağlamaktadırlar.
Bir anlamda sömürge merkezleri olarak açılan alışveriş merkezlerine karşı yeniden ulusal ekonomiye dönüşü sağlayacak çarşı esnafına sahip çıkılması konusu, esnaf eylemleri ile Taksim meydanında Türk ve dünya kamuoyuna bir kez daha duyurulmuştur.Yabancı sermayenin yerli işbirlikçileri olarak Türkiye’deki sermaye çevreleri ve zengin kesimler, dış destekler ile sahip oldukları zenginliklerini korumak ve
Taksim olayları sırasında esnafların katılımı ile gündeme gelen küresel emperyalizm karşıtlığının önüne geçmek üzere Taksim gezi parkına temsilcilerini göndermişler ve daha sonra da çocuklarını devreye sokarak alanda egemen olan gençlik kesimini
kendi istedikleri doğrultuda yönlendirebilmenin arayışı içine girmişlerdir.İş adamı derneği yöneticileri ellerinde pankartlarla yürüyüşlere katılarak kendilerini çapulcu ilan etmişler ve böylece faşist yüzlerini gizleyerek çapulculuğun sevimli yüzünü yakalayarak halk kitleleri üzerinde kendi çıkarları doğrultusunda etkinlik kurmağa çaba göstermişlerdir. Gezi parkında nöbet tutan aç çocukları doyuran, onları korumak için çadırlar getiren, eylemcilerin cebine para koyan
  • zengin iş adamları,
    Taksim olaylarının kendi gayrimüslim çizgileri doğrultusunda yeni bir
    Bizans arayışına doğru yönlendirilmesinde açıktan çaba göstermişlerdir. 

Taksim’deki olaylar sırasında milliyetçi ve ulusalcı kesimler önceleri alandan
uzak durmağa çalışmışlardır. Milliyetçiler sonuna kadar, hiçbir mili sesin çıkmadığı
bu alandaki gelişmeleri uzaktan izlemişlerdir. Ne var ki, işi hükümet karşıtlığı çizgisinde ele alan kesimler ise bazı ulusalcı örgüt ve çevreleri taksim protesto gösterilerine katarak hükümet karşıtı eylemlerde bunları da değerlendirmek istemişlerdir.

Hükümetin İslamcı kimliği öne çıktıkça İstanbul’un gayrimüslim kesimleri
aktif eylemci ulusalcı grupları devreye sokarak hükümet karşıtı bir doğrultuda
gezi parkı eylemlerinin yönlenmesi için çaba göstermişlerdir.

Yeni Bizans yapılanması peşinde koşan zengin sınıflar ve küresel sermayenin
yerli işbirlikçileri, bu amaçları doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti milli devletini
geride bırakabilme doğrultusunda Taksim olaylarını ülkeyi bir siyasal girdaba sürüklemek için kullanmak istemişlerdir.

Cep telefonları üzerinden sosyal medya kanallarının kullanılması da gene gayrimüslim Batı blokunun yeni bir oyunu olarak devreye girmiş, küresel sermayenin dünya imparatorluğu doğrultusunda sosyal medyanın yeni bir kamusal alan olarak kullanılmak istendiği belli olmuştur. Son bir yıl içinde Türkiye’nin Akdeniz komşusu olan İtalya’da yaşanan olayların bir benzerinin Taksim protestolarından ortaya çıkarılmağa çalışıldığı görülmüştür.

Üç dönem seçim kazanarak Türkiye’yi yönetmekte olan ılımlı İslamcı iktidarın
küresel bir programa angaje olmasını, ülkenin İslami bir çizgiye sürüklenmesi nedeniyle görmezden gelen yeni Bizans arayışı içindeki İstanbul zenginleri,
Türkiye’yi Bizans döneminde olduğu gibi yeniden gayrimüslim bir yapılanmaya sürükleyecek İtalya’daki Beş Yıldız Partisi gibi, gayriciddi bir partinin
Taksim meydanından çıkartılabilmesi için yoğun çaba sarf etmişler ama,
İstanbul’daki marjinal, neoliberal küçük sol particiklerin boyutunu bir türlü aşamamışlardır.

İktidar partisinin küreselci politikaları doğrultusunda Türkiye’yi bir yerlere sürüklemek isteyen zengin çevreler, Taksim olayları ile bu kez Türkiye’nin muhalefetini de küreselleştirmeğe çalışmışlar ve bazı neoliberal oluşumları geleceğe dönük bir biçimde yeni bir siyasal hareket olarak örgütlerken, Soros’un çocukları
hep ön planda olmuştur.

Bir türlü yıkamadıkları Türk ulusunun mili devlet yapılanmasını devre dışı bırakabilme doğrultusunda her yolu denemişler ama istedikleri gibi bir sonuç alamayınca bu kez Taksim parkındaki olayların bütün yurt düzeyinde bir kaos ve karışıklık hareketi biçimde gelişebilmesi için bazı oyunlara girişmişlerdir.
Türkiye Cumhuriyetinin kurucu önderi büyük Atatürk’ün ifade ettiği üzere;
  • Türk devletinin başına gelen bütün kötülüklerin kaynağı olduğu ilan edilen
    Fener Rum Patrikhanesi‘nin, Türkiye sınırları içerisinde bütün Kiliseleri
    yeniden onartarak, Bizans döneminden kalma gayrimüslim vakıflarının, okullarının ve gayrimenkullerinin yeniden ele geçirilerek, Türklerin Anadolu ve Trakya topraklarından Orta Asya’ya geri gönderilmesi planları
    Yeni Bizans Projesi doğrultusunda uygulama alanına getirilmektedir.
  • Musevilerin büyük İsrail Projesi ile yarışan Yeni Bizans projesinin
    yeniden İstanbul ya da Konstantinopolis merkezli olarak devreye sokulmağa çalışılması, bu doğrultudaki Yeni Bizans atılımlarını hızlandırmış olarak göstermektedir.

Taksim meydanı yeniden yapılandırılırken, İstanbul’un bir Türk ve İslam kenti olduğu unutulmamalıdır.

Atatürk Kültür Merkezi korunurken Türkiye Cumhuriyeti döneminde olduğumuz
her zaman anımsanmalıdır.Bu çerçevede, Taksim olaylarından İstanbul’un ortasında yeni bir Bizans yapılanması ortaya çıkarmağa çalışmanın ne derece gerçek dışı bir girişim olduğu görülebilmektedir.
Taksim olayları bu açıdan öğretici olmuş, toplum içinde her kesimi sarsarak
günümüz koşullarının gerçekçi değerlendirilebilmesine fırsat hazırlamıştır. Unutulmaması gereken tarihsel gerçek şudur:
  • İstanbul Bizanslaşırsa, Anadolu yeniden Selçukluya geri döner.
Dünya kamuoyu merkezi alanda kalıcı bir barışın sağlanabilmesi açısından,
bu gerçeği iyi değerlendirmek durumundadır.
  • Türk ulusu ve Ankara’daki Türk devleti, İstanbul’da yeni bir Bizans yapılanmasını kabul edemez, eğer etmek zorunda kalırsa kendisi yok olur.
Türk ulusu Kuvayı Milliye’den gelen bilinci ile hareket ederek
böyle bir duruma izin vermeyecektir.
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir