Kabe’de 1 Hafta Tatil : Oya Baydar ve Bizden Başbakan’a açık çağrı..


Kâbe’de 1 Hafta Tatil : Oya Baydar ve Bizden Başbakan’a açık çağrı.. 

Dostlar,

Sosyolog yazar Oya Baydar,

oya_baydar

19 Haziran 2013 günü, T24 Bağımsız İnternet gazetesinde aşağıdaki makaleyi yayımladı :

 

İzleyen hafta, 26 Haziran 2013’te de ardışık makalesini sundu :

Her 2 makale de Türkiye gündemini gerçekte sarsması gereken içerik ve nitelikte.
Ancak kuşatılmış medya bu iletileri, görevi gereği (!)  boğdu.
Bildiğimiz ölçüde YURT Gazetesi ilk makaleye yer verdi.

Biz her 2 yazıyı da sitemiz izleyicilerinin dikkatine getirmek istiyoruz.

Makaleler uzunca sayılır. İlkini aşağıda verelim.. 2. nin ise erişkesi yukarıda..

2 makale birlikte okunmalı ve Sn. Baydar’ın soluğuna güç katmalı..
O hengamede yitip gitti.. Şimdi ortam biraz daha uygun bu uyarılara kulak kabartmaya.
Başbakan’ın çevresindeki danışmanların namusuna kalmış bu tür gerçekçi – kritik iletileri Başbakana ulaştırma yükümü.. Yarın çok geç olmasın..

Biz de 40 yıla yaklaşan bir hekim olarak kaç kez yazdık, uygun bir gerekçe ile
Başbakan bir süre dinlensin.. Hatta bunu apaçık söylesin kamuoyuna.. Çok iyi olur..

Yerini söylemesin.. Ama Kabe manzaralı bir malilkane – saray hiç de fena fikir değil..

“1 hafta izin istiyorum, çok yorgunum, dinlenecek ve düşüneceğim.” desin..

İnanın bize oyları birkaç puan artar.. Eh buna da bu zor dönemde gereksinim çok.

Hepimizin selameti için Sayın Erdoğan, bütün iyiniyetimizle size çağrımızdır.

  • Kabe’de 1 hafta tatil; iyi fikir!

Sevgi ve saygı ile.
3.7.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Not : Her 2 makalenin tüm metnini ve bizim yukarıdaki eklemelerimizi
topluca 
pdf olarak izlemek için lütfen tıklayınız..

Basbakan_RTEye_ihbar_mektubu_ve_çagri_2_yazi_19_ve_26_Haziran_2013

========================================

Bu Bir İhbar Mektubu: Suç Duyurusunda Bulunuyorum

Sayın Erdoğan,

Bu mektup size acilen ulaşmalı, çünkü hem bir ihbar mektubu, hem de maalesef
çok yakında patlak verebilecek tehlikeli gelişmeleri iş işten geçmeden haber vermeye çalışan bir uyarı mektubu. Suç duyurusu olarak da kabul edebilirsiniz.

  • Çevreniz çıkar gruplarıyla, rant lobisiyle, ikbâl bezirgânları, bilinçli bilinçsiz
    ajan provokatörler, bir de siyasî-ideolojik at gözlükleri yüzünden olup bitenleri
    hiçbir şekilde kavrayamayan akıldanelerle öyle bir çevrilmiş ki; en güçlü olduğunuzu sandığınız bir dönemde hızla siyasi sonunuza doğru itiliyorsunuz.

Bunlara bir de sizin artık çok iyi öğrendiğimiz kişilik özelliklerinizi, kör inadı tutarlılık sanmanızı, kibrinizi, öfkenizi, “var mı bana yan bakan!” bıçkınlığınızı ekleyince,
sadece kendinizi değil, hepimizi, bütün ülkeyi tehlikeye sürüklüyorsunuz.

Korkmayın, askerî darbe ihtimali yok; ama sizcileyin muktedirlerin sonu sadece darbeyle gelmez. Son seçimlerdeki %50’lik oyunuzun (ki bu oy oranına halen sahip olup olmadığınız çok şüpheli, ayrıca miting meydanlarındaki kalabalığa da fazla güvenmeyin) düşüşü engellemeye yetmeyeceği durumlar vardır. Çünkü 50 yüzün sadece yarısıdır ve demokrasilerde oy çoğunluğu işin sadece bir bölümüdür. Yurt içinde ve dünya kamuoyunda kişisel yıpranma, itibar yitimi, güven aşınmasıyla; kendi adamlarınızın bile kapalı kapılar ardında yaptığı artık dizginlenemiyor, “hepimizi uçuruma sürükleyecek bu adam” muhabbetleriyle; insanın bu kadar gerilimi yüklenemeyip zaten sarsılan
ruhsal dengesini, sağlığını yitirmesiyle de gelir.

Yerine ulaşacağından kuşku duyduğum, önünüze konan basın özetleri arasında
yer bulabileceğini ve önemseyeceğinizi pek ummadığım bu açık mektup,
sizi böyle bir düşüşten ve asıl, ülkemizi uçuruma düşmekten sakınmak için yazılıyor.

Ben kim miyim?Bu mektup elinize ulaşırsa, “Bize akıl öğretmeye kalkışan bu dili uzun karı da kim?” diye soracağınızı tahmin ettiğim için, hiç hoşlanmadığım halde “ben” demek ve kendimden
söz etmek zorundayım: 68 kuşağından, soldan gelen, 27 Mayıs darbesinden bu yana Türkiye’nin çalkantılarının içinde her türlüsünü görmüş, bütün darbelerin acısını çekmiş, askeri kışlaların işkencehanelerinden, hapishanelerinden geçip, 12 Eylül sonrasında
12 yıl mülteci olarak yaşamak zorunda kalmış, meslek hayatı, kariyeri, özel yaşamı alt üst olmuş, yani ülkenin duyarlı namuslu insanlarının ortak kaderini kendi çapında yaşamış
73 yaşını tamamlamak üzere olan bir yurttaşım. Hani iktidar olduktan sonra bile oynamaktan hoşlandığınız mağdur rolü var ya, onu rolde değil gerçekte yaşamış olan milyonlardan biriyim.

Kendimi bildim bileli, ister devletten, ister iktidardan, ister örgütten, ister aileden, babadan, ister sevgiliden kocadan; nereden, kimden gelirse gelsin hotzotçuluğa, otoriteye, baskıya eyvallah demedim. Hani yalakalarınızın bile savunamayacağı sözler söyleyip ortalığı kırıp geçirdiğinizde “Başbakan’ın huyu böyle, üslubu böyle, alışacaksınız” deniyor ya, ben de böyleyim işte, huyum kurusun! Haa, bir de kendime yapılmasını istemediğim, bana yapılırsa isyan edeceğim şeylerin başkalarına yapılmasına da dayanamam, isyan ederim. Bu yüzden hem mağdur oldum hem de mağdurların yanında yer aldım hep: işçilerin, emekçilerin, mazlum halkın, Kürtlerin, bütün “ötekiler”in ve de vesayetçi elitlerin 90 yıldır hayat ve siyaset sahnesinin gerisine itmeye çalıştıkları
İslami kesimlerin, küçümsedikleri “karnını kaşıyan” halkın yanında…Bir de unutmadan ekleyeyim: Ayıptır söylemesi sosyoloğum; hani bugünlerde pek moda olan, danışmanlarınızın da sizin de ağzınızdan düşmeyen sosyal bilim dalı.
Yani son olayları analiz ederken, çevrenizdekilerin bir bölümü gibi işkembeden atmadan, gerçekleri eğip bükmeden, siyaseten değil objektif kriterlerle değerlendirmeyi bilirim.

Hiçbir örgütsel-siyasal bağlantım, hiç kimseden, hiçbir kesimden en küçük çıkar beklentim, adalet-özgürlük-barış mahallesi hariç hiçbir mahalleye mensubiyetim olmadığı için de, kafa ve vicdan özgürlüğümün önünde kısıt yok. Bazı kesimlerin varlık nedeni haline gelmiş, psikolojik saplantı olmuş AKP düşmanlığım da yok. Bana göre iyi olanı, benim değerlerime doğrularıma uyanı; söyleyen, öneren, gerçekleştiren kim olursa olsun desteklerim.

Bu yüzden söyleyeceklerime kulak verin.
Önümüzdeki zor günlerde, eğer ki hatırlarsanız, “demişti” diyeceksiniz.

Gezi’de ne olduğunu bir de benden dinleyin

“Gezi bir parktan ibaret değil, ne olduğunu anlamıyorsunuz” diyenleri yüzbinlerin karşısında hedef göstererek saldırırken, aslında sizin de Gezi’nin Gezi’den ibaret olmadığını bildiğinizi düşünüyorum.

Olayların yirmi günlük seyrini izleyen ortalama zekâdaki herkesin anladığını,
bütün cinliğinizle sizin anlamamış olmanız mümkün değil. Parkta çevreci bir protestoyla başlayan olayların ülke çapında isyana dönüşmesi, sandığınız, daha doğrusu kandırılıp inandırıldığınız gibi iktidarınızı hedef almış iç ve dış bilmem ne lobilerinin komplosuyla gerçekleşmedi. Elimizde belgeler var denilerek önünüze sürülen düzmece paranoyak senaryolara inanmayın, güvenmeyin. Bunların bir bölümünü senaristlerinin ağzından veya kaleminden duyduk, okuduk. Siz de can simidi olarak yapıştınız bunlara.

  • Bir komplo teorisi kurduğunuzda, her şey paranoyayı destekleyen kanıt haline gelir, hele düzmece belge ve yalanlarla beslenirse.

Gezi’deki ağaç koruma eylemini topyekûn direnişe ve isyana dönüştüren, ölçüsüz ne kelime, vahşi polis saldırısı oldu.

Zamanlar kötü sayın Erdoğan, zamane çocukları da fırlama. Sosyal medya “başbelası” bir yandan, devletin siyasetin demir yumruğuyla henüz tanışmamış 90 kuşağının gözü kara pervasızlığı ve “sus otur”lara pabuç bırakmayan özgürlük ruhu öte yandan, o vahşi saldırının ört bas edilip geçiştirilmesine imkân tanımadı. Taksim’e önce onların, sonra herkesin dalga dalga akışı o saldırıdan sonra başladı. Henüz ne size ve iktidarınıza
kast etmiş lobiler vardı ortada ne de Ergenekoncu komplo. Hele de CHP hiç yoktu, istenmiyordu da zaten. Bir süredir herkesi hizaya getirmeye çalışan buyrukçu, kibirli üslubunuza karşı çok değişik kesimlerde biriken tepki, Gezi eylemcilerini en ağır sözlerle suçlamanızdan ve saldırmanızdan sonra büsbütün kabardı.
İsyan; hükümetinize, partinize bile değil, bir süredir sizden farklı düşünce, kültür ve yaşam biçimleri benimsemiş bütün insanları aşağılayan, “bunlar, şunlar” diyerek ötekileştiren, dizilerin konusundan ne yiyip ne içeceğimize, nasıl sevişip kaç çocuk doğuracağımıza kadar bütün yaşam alanlarına burnunuzu sokan pervasızlığınıza karşıydı.Başkan Baba’lığınıza karşıydı.

Herkesi zırcahil olmakla itham eden zır-alim danışmanlarınız, akla ziyan komplo teorileri üretmekle meşgul olacaklarına kitle psikolojisi üzerine düşünseler, sizi ona göre bilgilendirseler, üslubunuzu eleştirebilseler, size gerçekleri söyleselerdi işler bu boyuta varmazdı belki.

Herkesin: şahsınıza, partinize, iktidarınıza, siyasetinize muhalif olan bütün insanların, partilerin, örgütlerin, sizin seveceğiniz deyimle “bütün karnı ağrayanların”,
son zamanlarda aşağılayarak hedef aldığınız bütün kesimlerin “yetti gayri” diyerek Gezi’ye, Taksim’e koşmasından ve ülke sathında yeni Gezi parkları üretmesinden
başka ne beklenebilirdi ki o koşullarda…
Bu arada, evet: darbe nostaljikleri, devrimciliği askercilik oyunu veya şiddet sananlar ve belki gerçekten de yerli-yabancı ajanlar, buldukları fırsatı neden kaçırsınlar, tabii ki
oraya doldular. Ve, bırakın bu çapta bir kitle hareketini, en küçük gösteride birbirleriyle güç yarıştırmak ve kurtlarını dökmek için cam çerçeve kırıp, otobüs yakmaktan çekinmeyen, 80 öncesinin benzer örgütlerinin karikatür devamcısı olan grupçuklar da mevcutlarından daha fazla bayrakları, filamalarıyla oradaydılar.
Ve tabii
– ezilmişliğinden,
– yoksunluğundan başka kaybedecek şeyi olmayan,
– mahkûm edildiği hayata itirazını ve öfkesini kör isyanla dile getiren..
çoğu genç kalabalıklar…
Özetle, Gezi bir park olmaktan çıkıp, birbiriyle ilişkisi, ortak amacı olmayan,
size oy vermemiş öteki % 50’yi birleştiren bir muhalefet odağı haline geldiyse,
bu sonucu Beşiktaş Çarşı grubundan terör örgütü çıkarma becerisini göstermiş olan adamlarınız ve bizzat siz yarattınız.Gelişmeler boyunca her yumuşama ve normale dönüş umudunu kışkırtıcı, cepheleştirici, suçlayıcı söyleminizle yok ederken, komplo teorilerini besleyen yalanları miting meydanlarında kitleleri kışkırtmak için tekrarlarken dolduruşa mı getirildiniz yoksa
sizi itidale davet eden yakın çevrenizi dinlemeyip bildiğinizi mi okudunuz, diye soruyorum kendime.

Meselâ, köprülerin atılmasına neden olan Cumartesi gecesi saldırısını kimlerin
hangi istihbaratı üzerine emrettiğinizi merak ediyorum. Eğer bilinçli olarak çarpıtılmış olmasaydı size ulaşan bilgiler, Gezi parkı direnişçilerinin çadırlarını toplamaya başladıklarını, parkı boşaltmaya hazırlandıklarını, bu işin artık bitirilmesi gerektiği yolundaki sağduyulu çağrıların birbirini izlediğini öğrenirdiniz.- Ortada ağır bir suç var Sayın Erdoğan.
– Ortada anayasal bir suç var.
– Ortada demokrasiye kastetme suçu var.
– Ortada, son beyan ve tutumlarınızla Türkiye’yi dünyadan koparmaya,
izole etmeye, yalnızlaştırmaya teşebbüs suçu var.

Sizi bu suçlara azmettirenler çevrenizdekilerse onları size ihbar ediyorum.Eğer siz çevrenize rağmen tek başınıza karar verdiyseniz bu uygulamalara o zaman da siz Tayyip Erdoğan’ı Başbakan’a ihbar ediyorum.

Ve yurttaşlık hakkımı kullanarak suç duyurusunda bulunuyorum.

Oya Baydar

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir