Türk Ulusu AKP ve Yandaşlarını Elbet Defedecek!


Türk Ulusu AKP ve Yandaşlarını Elbet Defedecek!

Dostlar,

Yoğun gündem ve uzun bir yolculuk yüzünden 1 Haziran 2013 günü sitemize
yeni birşeyler koyamadık.. Ama Türkiye gündemi de olağandışı bir tempo ve içerikte idi.
Gözledik, eylemsel olarak katılamadık Ankara dışında olduğumuz için..

Yeni, yepyeni birşeyler oluyor..

Birşeyler yapılıyor..

Tarihin diyalektiği budur işte.

En az bin yıllık kadim Anadolu Türk halkının kutsalları ile oynamanın ağır bedeli vardır.

Biz, bu siteden kezlerce yazdık; halkımız sabırlıdır, teenni ile davranır, hatta belki “İzmir’in işgaline” dek bekler.. Ama sonra da baltası, nacağı, orağı.. nesi varsa kuşanır ve harem-i ismetine saldıran düşmanla savaşır.. diye..

**********

Bu kaçıncı oluyor, siyasal iktidarın halkın kutsallarına saldırısı..

En son 2 tanesi apaçık ortada :

İlki                          :

Alkollü içki kullanımına getirilen kabulü ve uygulanması olanaksız sınırlamalar ve daha da uyarıcısı, Başbakan RT Erdoğan‘ın bu yasanın gerekçesini bu kez “inanca” dayaması oldu. Erdoğan, partisi AKP eliyle kendi dinsel inancını yasalaştırıyordu. Milletvekillerini -adaylarını- kendisi belirlemişti zaten. Halk da seçimlerde önüne konan listeyi oylamaktaydı. Tercihli oy hakkı olmadığı gibi, Milletvekillerini adaylarının önseçim vb. yollarla belirlenmesinde de düşüncesini soran yoktu..

Her ne hikmetse, iktidarının 11. yılındaki AKP, Türkiye’yi sözüm ona
demokratikleştireceği masallarıyla dinci – faşist bir iklime sürüklerken,
seçim yasasını demokratikleştirmek, temsilde adaleti sağlamak
hiç ama hiç aklına gelmemişti. Bu konuda TBMM’deki BDP dışında (bilinen nedenlerle) CHP ve MHP’den de anlamlı bir muhalefet gelmiyordu.

Seküler – laik düzen ve yaşama bir kez daha, bilinçli bir kademeleme ile bir saldırı daha yapılmıştı.. Zaten Başbakan’ın laik olmadığı kendi ağzından itirafları ile biliniyordu. “Ters mıknatıslanma” yapardı kişi laik olursa.. Devlet laik olabilirdi ancak Başbakan
RT Erdoğan’a göre.. Bir kez Fizikte “Ters mıknatıslanma” diye bir olgu yoktur.
Manyetik alanda tutulan metal (demir) çubuk mıknatıslanır ve uçları zıt yüklenir.
Bunun tersi yoktur. Dolayısıyla ilgili kişinin ne denli temel fizik bildiği de ortaya çıkmaktadır.

Yeterli bilimsel – politik birikimi olan herkes, zaten önce yurttaşın laik bilince ulaşacağını ve bu bilincini kurulacak toplumsal düzene de yansıtacağını, seküler bir devlet düzenini benimseyeceğini bilir. Laikliğin gökten inmediğini, Avrupa’da uzun yılların kanlı savaşları sonucu varılan kaçınılmaz – geri dönülmez bir uzlaşma olduğunu bilir.

Ayrıca toplumsal barış ve demokrasinin güvencesi ve adeta oksijeni olduğunu da bilir.
Bunun tersini de.. Herhangi bir dinsel inancın, dahası bu dinin bir yorumunun (Hanefi – Sünni mezhebinin) kurallarının (şeriatının) tüm halka dayatılmasının toplumsal barışı da demokrasiyi de dinamitleyeceğini bilir..

Bir adım daha; bu tür bir dönüşümün dayatılmasının toplumda ciddi çatışmalar olmadan başarılamayacağını da bilir.. Tüm bunları siyasal iktidar ve onun başı da elbette bilir!

  • Eğer bu olgu verili gerçek ise; AKP iktidarı ülkemizde
    bilerek ve isteyerek bir çatışmayı mı tohumlamaktadır ??

Daha önce de alkol kullanımını sınırlayan yasal düzenleme yapılmıştı bu alanda ve
Başbakan RT Erdoğan o zaman Anayasa’nın 58. maddesine sığınmıştı.
Şimdi ise açıktan meydan okumakta ve “inancın gereği” olarak yasayı dayatmaktadır. Çünkü artık elde “Yeni Anayasa Mahkemesi” vardır, 12 Eylül 2010 referandumu ile değiştirilen 26 maddeden birinin sayesinde.. Anlaşılan, iktidar partisinin “Yeni Anayasa Mahkemesi” varlığında sırtı pektir ve hiçbir çekincesi, korkusu yoktur.

Oysa en başta Anayasa’nın 24. maddesi olmak üzere pek çok Anayasa maddesi ülkenin düzenini “laik” olarak tanımlıyor ve güvenceye alıyor. Örn. 3 maddede de Cumhuriyet’in 6 temel niteliğinden biri “laiklik” ve 4. maddede de ilk 3 maddenin değiştirilemeyeceği, değiştirilmesinin bile önerilemeyeceği buyurulmakta. Madde 24/son aşağıda :

  • “Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasal veya hukuksal temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasal veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne yolla olursa olsun dini veya
    din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve
    kötüye kullanamaz…” 

Kaldı ki bu partinin (AKP) laikliğe karşı eylemlerin (düşüncelerin değil!) “odağı” olduğu da Anayasa Mahkemesince karara bağlanmış ve ne tuhaftır ki,
kapatma gerekçesi sayılmadan, adli para cezası ile yetinilmiştir!

Hal böyle iken AKP adeta, açıkça meydan okuyarak son alkollü içki kullanımını neredeyse kökten yasaklayan 4. Murat Yasası‘nın gerekçesini Başbakan’ın ağzından “inancın gereği” olarak belirtmektedir. Eğer bu anlatım söz konusu yasanın genel
ya da madde gerekçelerinde de yer aldıysa, Anayasa Mahkemesi tarafından iptali kaçınılmazdır. Öte yandan, bu yasayı Anayasal yargıya taşıma olanağı olan CHP,
bu yetkisini kullanmayacağını açıklamıştır. Bu çekince yanlıştır. Başbakan RT Erdoğan’ın itirafı tek başına iptal nedeni için yeterlidir. CHP bu gerekçeyi öne çıkararak iptal başvurusu yapmalıdır.

Ya da ileride yurttaşlar bu yasa yüzüden başları derde girdiğinde, yargılanma sırasında “def’i” yoluyla itirazlarını nahkemelerde dile getirerek bu yolu denemelidirler.
Bunu davaya bakan mahkemeler de yapabilirler. Ayrıca Anayasa Mahkemesine
bireysel başvuru olanağı da var…

Tüm bunlar olurken, demokrat (!?) ve uygar (!?) Batı’nın karnından mırıldanmanın ötesine geçmediğini de kaydetmek zorundayız.. Çıplak gerçek :

“İki yüzlü Batı” değil mi??

İkincisi                          :

Taksim gezi alanına AVM + Rezidans ve kışla yapımı..

Planın bir yerlerinde eminiz cami de vardır.

Hem nalına hem de mıhına.. İlkiyle muazzam kent – imar rantları yaratarak yandaşlara peş keş çekmek ve cepleri doldurmak, AKP siyasetine finansman sağlamak;
ikincisi ile de din istismarı ile oy avcılığı yapmak..

Hesap öyle büyük ki, kentin Belediye başkanı ve valisi ortalarda yok..
Bu bir anlamda “teknik” projeyi de Başbakan RTE savunuyor, ağırlığını koymak zorunda  kalıyor.. Üstelik de TV’lerden karşıtlara göz dağı vererek..

Ne yaparsanız yapın, biz kararımızı verdik.. diyerek.

Halkın artık bu ucuz manevralara karnı tok görüldüğü gibi..

Dayatmalara ve yaşam alanına tahammül edilemez müdahelelere, kibirle ve iktidar sarhoşluğuyla aşağılanmaya da… sabrı yok artık..

******

Tablo ortada.. Bir kez daha görülüyor ki, örgütlü halk yıkılmaz, yenilmez..
İktidarlar gelip geçicidir, yıkılırlar görevden uzaklaştırılırlar, hesap sorulur..
AKP iktidarının yazgısı da başka türlü olmayacak.

TSK’yı tasfiye çabalarının, içeride Polis ordusu kurma girişimlerinin amacı artık apaçık ortadadır. Bir yandan kulağa hoş gelen tuzak gerekçelerle “teknik ve ateş gücü yüksek Ordu” denecek, öbür yandan ha bire polis alarak sayı 300 binlere dayanacak..
Bir yandan da hiç ama hiç gerekmediği halde polise ağır silahlar alınacak..
(28 Şubat 1997 sürecinde bu silahlar Polisten geri alınmıştı..)
Tüm bunları Türk halkı görmezden gelecek?!

Artık oyun ortadadır..

Ancak bereket, başoyuncu arada “müthiş” gaflar yapmaktadır..

  • Örn. “2 ayyaşın yaptığı yasa oluyor da bizimki mi olmuyor??..”

Başbakan RT Erdoğan, adeta bilinçaltını kusmuştur.

Halk, bu çok ağır, çok haksız ve tümüyle yanlış, onurunu zedeleyen benzetmeyi içine sindirememiştir. Açıktır ki, iktidarın başı, Türk Devrimi’nin en önde gelen 2 kadim önderini, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK‘ü ve O’nun en yakın dava arkadaşı
2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü‘yü adreslemektedir.

Bir yandan da “ekonomi tıkırında” masallarına karşın yoksullaştırılan milyonlar..

Geldiğimiz yer apaçık bir “sivil itaatsizliktir.”

Halkın meşru direnişidir çünkü iktidar apaçık hukuk dışına çıkmıştır ve demokrasinin olanaklarını onu yok etmek için kullanmaktadır.. Dünyada hiçbir demokrasi buna izin vermez!

Hayal edilebilir mi ki, sözde “yeni anayasa” yapılır ve RT Erdoğan “Başkan” seçilirse Türkiye’de demokrasinin son kırıntıları daha ne denli yaşatılabilir??

Sonuç olarak;

AKP iktidarının ve de  iç dış yandaşlarının akıllarını başlarına almaları zorunludur.

Halk yığınlarını örgütlemeye devam etmek ve biliçli önderlik yapmak gereklidir.

Özellikle CHP’nin, ateşin bacayı -CHP’yi de!- sarmak üzere olduğunu artık görmeli
ve halk yığınlarını mitinglerle hükümeti istifaya zorlamaldır.

AKP’nin kapatılması için Yargıtay C. Başsavcılığına başvurulmalıdır.

Alkol kullanımını neredeyse olanaksız kılan yasayı Anayasa Mahkemesi’ne taşınmalıdır.

* Bu arada, değişik tutsakevlerinde tutulan asker – sivil yutseverlerimiz
asla unutulmamalı, iktidarın gündem oyununa gelinmemelidir..

Türk halkı, BİRLEŞEREK VE DAYANIŞARAK geçmişte tarihi değiştirmiş,
7 düveli yenmiştir..

Başarı gene halkımızın, Türk Ulusu’nun olacaktır.
Büyük Atatürk, okunu hedefe şaşmaz biçimde atmıştı :

*  “Sömürgecilik ve yayılmacılık (emperyalizm) yeryüzünden yok olacak ve yerlerine uluslararasında hiçbir renk, din ve ırk ayrıcalığı gözetmeyen
yeni bir işbirliği ve uyum çağı egemen olacaktır.”

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 2.6.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir