Onur Öymen : Karayılan’ın Mülakatı ve Muhtemel Senaryolar


Onur Öymen

portresi2

Karayılan’ın Mülakatı ve Muhtemel Senaryolar

New York Times gazetesinin 11 Nisan tarihli nüshasında Kandil’de Murat Karayılan’la yapılan bir mülakat yayınlandı. Bu mülakatta Karayılan özetle, silahlı teröristlerin silahlarını bırakmayacaklarını, bunun ancak sürecin en son aşamasında müzakere edilebileceğini, savaş yoluyla amaçlarına ulaşabileceklerine inandıklarını, silahlı mücadele biterse Türkiye’de siyaset yapmayı istediğini ama

  • mücadele bitmezse büyük bir savaşın yaşanacağını söylemiş.

Mülakatı yapan muhabir, görüşmelerin sürdürülebilmesi için Türk Hava Kuvvetlerinin bombardımanlarını durdurduğunu belirtiyor.

PKK’nın yeni Anayasada;

– Kürtlerin haklarının genişletilmesini ve
– Türk hapishanelerindeki binlerce “siyasi mahkûmun” serbest bırakılmasını talep ettiğini yazıyor.

Karayılan’ın sözlerine bakılacak olursa PKK’nın koşulsuz silah bırakma, hatta Türkiye’den çekilme niyeti yok. Sözlerinin içinde şimdiye kadar 35.000 kişinin öldürülmesinden duyulan bir üzüntü, pişmanlık ifadesi, bir özür de yer almıyor.
Tam tersine silahlı mücadele sayesinde istedikleri sonucu aldıklarını söylüyor.

Bu sözler, Hükümetin PKK’ya hiçbir siyasi tavizin verilmediği yolundaki beyanlarıyla çelişiyor.
  • En azından PKK’nın koşulsuz silah bırakma gibi bir niyetinin olmadığı görülüyor. 

Gazetenin haberi doğruysa Türkiye, artık Kuzey Irak’a hava harekâtı yapmıyor.
Başbakan’ın Türkiye topraklarını terk etsinler sözünün hukuk açısından savunulamaz niteliği bir yana, aynı zamanda sınırlarımızın bitişiğinde silahlı bir PKK terör varlığıyla yan yana yaşamaya hazır oluğumuz ve bundan sonra Kuzey Irak’a askeri operasyon yapmayacağımız anlamına da gelmiyor mu? Bunun Hükümetin onay için Meclis’e bile getiremediği Dubai Anlaşmasından ne farkı var? Sayın Babacan’ın Amerikan Hazine Bakanıyla imzaladığı o anlaşmada 1 milyar $ hibe veya 8,5 milyar $ kredi karşılığında Türkiye’nin Kuzey Irak’a harekât yapmamayı taahhüt ettiği belirtilmiyor muydu?
İşte şimdi Amerika istediği sonucu elde etmiş oluyor. Meclis’te onaylanmış bir anlaşma olmasa da Türkiye fiilen Kuzey Irak’ta PKK’yla askeri mücadele yapmaktan
vaz geçecek. Peki, ileride PKK’nın tekrar sınırı geçip Türkiye içinde askerlerimizi
şehit etmeyeceğinin, masum insanlarımızı öldürmeyeceğinin garantisi var mı?

Biz bu sürecin sonunda ne elde etmiş olacağız? Terörü tümüyle bitirmiş olacak mıyız? Hayır!

  • PKK’nın saldırıda bulunmayacağı yolundaki sözlü güvencesi karşılığında Anayasa’mızın temel direklerini bile tartışmaya açacağımız şimdiden anlaşılıyor.
  • Anayasamızın değiştirilemez maddelerinin bile değiştirilmesi için verilen önergeleri nasıl yorumlayacağız?
  • Peki, Kuzey Irak’ta PKK terör örgütünün tasfiyesinden kim sorumlu olacak?
Bağdat Hükümeti mi, Barzani mi, yoksa Amerika mı?
Bu yolda bize güvence veren var mı? Yok!
Dünyada bizden başka hangi ülke bir terör örgütünün varlığını tümüyle sona erdirmeden bu işi çözdü?Amerikalı yetkililer yıllardan beri bize PKK’yla siyasal çözüm için telkinde bulunurlarken bunun terör örgütüyle bir müzakereye, bir pazarlığa yol açacağını ve Türkiye’nin
bu pazarlığın sonucunda önemli siyasal, yasal hatta anayasal tavizler vermek durumunda kalacağını bilmiyorlar mıydı? Bunu düşünmemiş olmaları mümkün mü?

Öcalan’ın Misak-ı Millîden söz etmesi, Orta Doğu’yla ilgili yeni bir yapılanma hedefinden bahsetmesi, Hükümetin de Eyalet sistemini dile getirmesi acaba tesadüf sayılabilir mi? Yoksa kimilerinin hedefi Bağımsız bir Kürdistan Devleti kurulmasının birinci aşaması olarak Kuzey Irak’ın, hatta belki Suriye’nin Kuzeyinin de Güney Doğu Anadolu’yla birlikte bir Kürt Eyaleti halinde, çok geniş otonomi haklarıyla yapılandırılması, Türkiye’ye Konfedere bağlarla bağlanması, daha sonra da bunun adım adım bağımsız bir devlet haline getirilmesi mi?
Acaba, kendi çıkarlarının gereği olarak Sevr Antlaşmasıyla bağımsız bir Kürt devleti kurulmasını dayatmaya çalışanlar bu hedeflerinden tümüyle vaz geçmişler midir,
yoksa bunun için koşulların olgunlaşmasını mı beklemişlerdir? Türkiye’de son yıllarda çeşitli siyasal komplolarla siyaseti yeniden yapılandıranların bölgemizle ilgili bu projelerle hiç ilgileri yok mudur?Hükümetin sözcülüğünü yapan Akil adamlar bütün bunları biliyorlar mı? Bilmiyorlarsa kötü, bilerek yapıyorlarsa vahim. Meclis’te bu sürece destek olmaya soyunan iktidar ve kimi muhalif milletvekilleri bütün bunları düşünüyorlar mı?

Muhalefet, Öcalan’la müzakerelere başlangıçta kredi açarak bu tehlikeli gidişe meşruiyet kazandırdığının farkında mı? Her gece televizyonlarda, ileride milletçe ağır bir bedel ödememize yol açabilecek bu projeyi ballandıra ballandıra anlatıp savunarak halkımızı etkilemeye çalışanlar bütün bu sakıncaları hiç akıllarına getirmiyorlar mı?

Bir ülkede aklın durduğu bir döneme girilmişse bütün bunlara şaşırmamak gerekir. Şaşılacak olan, Atatürk’ün bağımsızlık ve egemenlik ülküsüne bağlı olarak
bilinen kimi siyasetçilerin bu gerçekleri gördükleri halde hala ses çıkartmamalarıdır.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir