ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan’ın Silivri konuşması; 08.04.2013


Dostlar,

8 Nisan 2013 Pzartesi günü, biz de, bilmem kaçıncı kez, Silivri’deki “Ergenekon tertibi” duruşmasını izlemeye gittik.

Ancak salona girmek ne olanaklı (mümkün)?

Dışarıda yüz bini aşkın insan; yurtsever tutsakları desteklemek için oradalar..
Yağmur bir yandan, fırtına ve soğuk bir yandan, yüzlerce metre barikatlar bir yandan..
Bir de çevik kuvvet polisleri, robokoplar ve onların zulümleri :

Bol biber gazı ve o soğukta basınçlı su!

350 kişilik avuç içi kadar salona kim sığabilir ki? 300’e yakın tutsak sanık var..
Bir bölümü son oturuma dek duruşmalardak alıkonsa bile..
Onların avukatları var 1’er – 2’şer..
41 CHP Milletvekili var.. Milletin vekilleri duruşmayı izleyecek..
Sanıkların 1. derece yakınları var..
Yerli – yabancı basın ve gözlemciler var; AÇIK YARGILAMAYI izleyecekler;
hukuk – hak ihlali yapılyor mu, yargılama adil mi vb. izleyecekler..

Ne mümkün; mahkeme duruşmayı açmamak için, elinden geleni yapıyor.
350 kişilik salonda 100’e yakın yer boş tutuluyor örneğin! İstanbul Barosu adına genel gözlemci avukatların çıkmaları isteniyor..

Çünkü dışarıda 100 bini aşkın yurtsverin destek coşkusu var..
Onu boşa çıkartmak gerek.. Nitekim öyle de oldu.. Heyet muradına erdi..
Duruşmayı yürüt(e)medi ve 11 Nisan’a erteledi..

İzlenimlerimizi sizlerle paylaşacağız. 9 Nisan günü yol yorgunluğu ile yazamadık.

ADD Genel Başkanı Sayın Tansel Çölaşan‘ın kulaklarımızla dinlediğimiz konuşmasının metnini aşağıda veriyoruz.. Kendisiyle de konuşması sonrası oturduğu miting otobüsünde selamlaştık.

Sevgi ve saygı ile.
10.4.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

================================

ADD Genel Başkanı
Tansel Çölaşan’ın Silivri konuşması; 08.04.2013

tansel colasan

Ergenekon Cumhuriyetin itibarsızlaştırılarak yıkımı sürecinde düğmeye basılma noktasıdır.

Cumhuriyetin kurumlarını yıkmak, saldırılarını Atatürk’e kadar uzatmak için planlanmış bir sürecin parçasıdır.

Bu dava hukuki bir dava değildir,
Cumhuriyetle sorunlu olanların siyasi davasıdır.
Cumhuriyetin kurumlarıyla ve cumhuriyetçilerle mücadele edilmektedir. 
Ergenekon süreci başlatıldığında halk, gerçekten ortada bir darbe tehlikesi var, suçlular var, yasal zeminde bir dava süreci, yargılama süreci yaşanacak zannetti.

  • Ama bugün gelinen noktada bu Ergenekon davası çökmüştür!

2007’den beri insanlar adil bir yargılama süreci gözetilmeden içeride tutsak edilmiş durumda. Hala örgüt nerede, kimler, ne yapmış belli değil, 120 milyonu bulan belgeler 15 günde incelendi!? Savcı, esas hakkında mütalaasını verdi.
Şimdi sıra son savunmada.

Ama sonuçta aynı Balyoz davasında olduğu gibi “kısa yoldan” davayı bitiriyorlar,
topu Yargıtay’a atacaklar.
Ama bütün bu süreç halkta yargıya olan inancı bitirdi.
Artık kimse burada bir hukuki dava olduğunu düşünmüyor.
Siyasi bir linç olduğunu görüyor.
13 Aralık’ta (2012) buradaydık.
Yine buradayız. Sonuç belli;
  • Düşman Ceza Hukuku uygulanıyor – uygulanacak!
İster beraat, ister ağırlaştırılmış müebbet versinler halk bu davayı çoktan olması gereken yere koydu.
Tarih de bu mahkemeyi savcısıyla, yargıcıyla hak ettiği yere koyacaktır.
TARİH AFFETMEZ.

Dikkat edin, davanın yürüyüşü ile Türkiye’nin gündemi birbirini tamamlamaktadır:

Bir yandan Cumhuriyetçi Kemalist, demokrat insanlar ve kurumlar bu ve
benzer davalarla hedef alınıyor, susturuluyor, toplum korkutulup, sindiriliyor;
öte yandan BOP, yaratılan bu ortamdan istifade ile uygulamaya konuluyor.

Nedir BOP?

İktidar, kendisine sunulan alanda; Laik Cumhuriyeti dönüştürerek
başkanlık sistemi adı altında diktatörlüğe doğru yol alırken, bu alanı iktidara sunanlar da, Türkiye’yi yeni Ortadoğu sınırlarının çizilmesi noktasında kullanmakta,
bölünmeye götürmektedirler.

  • Bugün vatan ve cumhuriyet tehlike altındadır!

  • Bugün ülkemiz emperyalist saldırı altındadır!

” ABD / AKP / BDP / PKK / Oslo – İmralı süreci” ile
bölünme Anayasası dayatılıyor!

  • Milletin birliği  –  vatanın bütünlüğü tehlikede!

DAYATILAN :

KÜRT – İSLAM SENTEZİ   / ŞERİAT DİKTATÖRLÜĞÜ
ULUSU VE ÜLKESİYLE BÖLÜNMÜŞ TÜRKİYE!
YENİ SEVR!
VER MİLLETİ  –  ÜLKEYİ   /  AL ŞERİAT DİKTATÖRLÜĞÜNÜ!

Halk bir tarafa bırakılmış,
Anayasada nelerin yer alacağı APO ile pazarlık ediliyor.

İçeriği halktan gizlenen bu pazarlığın AMACI; Ülkenin bölünmesine yol açacak TAVİZLER karşılığında iktidar alanını genişletmek
Yani Başkanlık ve laik Cumhuriyetin sonlandırılması için DESTEK almak.

Yüzleri yok, bunları halka açıktan anlatmaya.
“AKİL adamlar” buldular.
Onlar AKP yerine konuşacaklar, AKİL BİR AÇILIMA (!) destek sağlayacaklar.

  • Yani Başbakan Apo ile pazarlık yapacak,
    Akiller de pazarlığı pazarlayacaklar.

Boşuna gayret
Damat Ferit de, İngilizler İstanbul’u işgal ettiğinde, halk işgale direnmesin diye
böyle halkı ikna gurupları oluşturmuş, Anadolu’yu dolaştırmıştı.
Ama Erzurum – Sivas Kongreleri ile halk direnişi seçti. Yok olup gittiler.

Bugün şu akiller listesine bakın, çoğunluk bölücü Kürtler ya da yandaşları.
AKP ve bölücü PKK yandaşlarının çoğunlukta olduğu böyle heyetler bölünme anayasasını ve açılımı halka anlatamazlar, halkın desteğini alamazlar.
Hiçbir yasal, hukuksal dayanağı olmayan bu yol sonlandırılmalıdır.
Oynanan oyunu görüyoruz.
Oynanan oyunu bozacağız.

Biz 29 Ekim’de, 10 Kasım’da, 23 Aralık’ta , 24 Mart’ta bu sürece DUR dedik.
Bugün de DUR diyoruz.

Bu oyunu bozacağız.

Bozacak mıyız?
Bozacak mıyız?

Söz veriyoruz :

– Ulusun birliğini,
– Vatanın bütünlüğünü,
– Laik Cumhuriyeti koruyacağız.
– O’nu yeniden layık olduğu yere çıkartacak ulusal bir yönetimi iktidara getireceğiz.

Söz mü?

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan’ın Silivri konuşması; 08.04.2013” için bir yorum

  1. “VATAN Kİ BU İNSANLARIN EVİDİR / SEVGİLİM ONLAR VATANA DÜŞMAN…”

    Silivri Davaları; Cumhuriyet döneminin getirdiği ya da getirmeyi unuttuğu adaletin en son ve yeni örnekleridir.

    Ama bu davalara bakan Mahkemelerin; İstiklal Mahkemelerinden, Nazım Hikmet’i bir gecede Orduyu İsyana teşvikten 15 yıla, Donanmayı İsyana Teşvikten 20 yıla mahkum eden Mahkemeden, Seyyid Rıza’yı yargılayan Mahkemeden, Komünistleri, Sosyalistleri, Alevileri yragılayan Mahkemelerden, Sıkıyönetim Mahkemelerinden daha adil olmadıkları söylenemez.

    Cumhuriyet, Yezid Halife’nin 7. Yüzyılda yaptıklarını Türkçe’ye çevirmiş ve buna Laiklik demişti. Cumhuriyet’e dönemine kadar “namazımız kılınmış- orucumuz tutulmuş” diyen Aleviler de Türkçe anlayarak Kur’an okuyacaklar, Türkçe Ezan’la Cami’ye gelecekler ve Türkçe dualarla namaz kılacaklar ve buna Laiklik diyeceklerdi.

    Buna rağmen Seyyid Rıza; sözde Laik Cumhuriyet’ten “Alevi İnancına saygı gösterilmesini, devlet hizmetlerinden Alevilerin mahrum bırakılmamasını istemiş ve bu nedenle, sözde Cumhuriyetin ve sözde Laik yöneticileri tarafından mimlenmişti.

    Sözde Cumhuriyet’in sözde Laik yöneticileri Dersim’e Sünni-Şafi-Alevi düşmanı bir Vali atamışlar… Bu Sünni-Şafi-Alevi düşmanı Vali; “ALEVİ KADINLARA TECAVÜZ EDİLİRSE; ALEVİ ERKEKLERİ SESLERİNİ ÇIKARIR MI ÇIKARMAZ MI?” diye MUm Söndü Testi yaptırmış; DEVLETİN DERSİME YAPTIĞI KÖPRÜDEN, BU KÖPRÜNÜN BAŞINDAKİ KARAKOLUN ÖNÜNDEN GEÇEN ALEVİ KADINLARINI İÇERİ ALDIRMIŞ ve TECAVÜZ ETTİRMİŞTİ.

    Kadınlarına tecavüz edilen, Alevi Erkekleri seslerini çıkarmakla kalmamışlar, KADINLARINA TECAVÜZ EDİLEN KARAKOLU BASMIŞLAR, akıllarınca MÜTECAVİZLERE gereken cezayı vermişlerdi. Dersim’in Sünni-Şafi-Alevi düşmanı Valisi de bunu beklemekteydi. Mum Söndü Testi yaptırdığını, kadınlara karakolda tecavüz edildiğini gizleyerek, bu olaya bir isyan süs vermiş ve Ankara’ya böyle bildirmişti.

    Ankara’da, “ALEVİLER, KERBELA’DAN BU YANA İSYAN ETMEZLER, bu işte bir yanlışlık olmalı,” diyen kimse var mıydı?

    Yoktu!.. Aksine, “fırsat, bu fırsat!..” denildi… “Tehçirle Ermenilerden, Mübadeleyle Rumlardan, Dersim’le Alevilerden kurtulur, Sünni ve Türk bir Ulus Devlet kurarız…” denilerek 3. Büyük Alevi Soykırımı yapıldı.

    Dersim 3. Büyük Alevi Soykırımı’ndan sonra kurulan Mahkeme, bugün Silivri’deki özel Yetkili Mahkemelerden daha adil miydi?

    Değildi, Adalet semtine bile uğramamıştı. “BİR ALEVİYİ MAHKUM ETMEK İÇİN, BAHANE DE GEREKMEZ!..” demek adetindeydi. Suç, kabahat, kusur aramadığı gibi, bahane de aramıyordu.

    Sayın Tansel Çölaşan, Silivri davalarında “Yurtsever Tutsaklar,” değil, Cumhuriyet döneminin Adaletsizliğini Savunanlar ve bu Adaletsizliğin devamı için çalışanlar yargılanıyor…

    Cumhuriyet döneminin bütün ADALETSİZ MAHKEME VE YARGILAMALARINA karşı çıkmıyorsanız; Silivri Davalarına da karşı çıkmayın. Nazım Hikmet’inki de candı, Seyyid Rıza’nınki de…

    Bir kere de HERKES İÇİN ADALETİ, ÖZGÜRLÜĞÜ VE EŞİTLİĞİ SAVUNUN…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir