Oslo-İmralı, Terörist Başına Teslim Olmak


E. Tümg. Naci BEŞTEPE

Naci_Bestepe_portresi

Oslo-İmralı, Terörist Başına Teslim Olmak

Temel Yanlış

  • İmralı görüşme tutanakları ortaya döküldü!

Tahminlerin aksine pek fazla bir şey olmadığı görüldü.
Tahminlerin dışında bir şeyler var ama esası değiştirecek çapta değil.
Terörist başının ne istediğini tahmin etmek için falcı ya da kahin olmaya gerek yoktu.
Bu adam neden silah alıp dağa çıkmıştı?
Kürtçe TV ve gazete için mi?
Mahkemede Kürtçe savunma hakkı için mi?
Mitinglerde Kürtçe propaganda yapılabilsin diye mi?

Hayır, hiçbiri için değil.
Öyleyse ne isteyeceği belliydi.
O da istedi ve istemeye devam ediyor.
OSLO’da yolu açıldı. İMRALI’da yürüdü.
Ne konuşulursa konuşulsun, ne yazılırsa yazılsın temel hata şudur :

  • İki devlet ve onların silahlı kuvvetleri çarpışmış da bir taraf yenilgiyi kabul etmiş durumu yaratılmıştır.

Girişim T.C. Hükümeti’nce başlatıldığına göre yenik taraf da odur.
Yenen tarafın barış istediği tarihte görülmemiştir.
Bu temel yanlış bütün süreci de yanlış götürecektir.
Zaten tutanak notlarını okuyunca böyle olacağı açıkça anlaşılmaktadır.

Bebek katili, süreç yönetiminin avucunun içinde olduğunu bas bas bağırmaktadır.
AKP’yi kurdurmuştur, darbeye karşı korumuştur, şimdi de Tayyip Bey’in başkanlığına onay vermektedir.

Başbakan Erdoğan, meydanlarda, barış getirmek için baldıran zehiri bile içmeye razı kahraman-fedakar- kurtarıcı havaları ile nutuklar atarken,
iplerin APO denen terörist başının elinde olduğunu hiç söyleyememiştir.

Bizleri, “TBMM çatısı altında ANAYASA UYUM KOMİSYONU çalışıyor ve asker anayasasından kurtularak ileri demokratik bir anayasaya kavuşacağız” yalanı ile oyalarken PKK ve temsilcisi BDP ile anayasayı başka yerlerde şekillendirmiş bile.
“Komisyonda bütün partilerle anlaşma olmazsa kiminle anlaşırsak onunla devam ederiz” açıklaması bu işin başladığının işaretiymiş meğer.

“Diğer partilerle anlaşamazsak BDP ile referanduma götürürüz” açıklaması da
AKP-PKK Anayasası’nın yol aldığının işaretiymiş.

Neden Süleymaniye?

Üç mektup yazmıştı ya sayın terörist. Kandil’e, Hükümete ve Avrupa’ya.
Peki, BDP heyeti neden Süleymaniye’ye gitti?
İki olasılık var?
Birincisi, Kandil’dekiler elini kolunu sallaya sallaya Süleymaniye’ye geldi.
İkincisi, Iraklı Kürtler de çözüme ortak ediliyor.
İkinci olasılık kuvvetlidir, çünkü çekilme yeri K. Iraktır.
Böylece, silahlı olarak çekilecek teröristler canları istediğinde,
yani siyasi talepleri tam karşılanmadığında rahatlıkla geri döneceklerdir.
Talepleri karşılanırsa bu kez komşu ülkelerdeki silahlı dostları ile müştereken
Büyük ve Birleşik Kürdistan mücadelesini sürdüreceklerdir.

PKK Çekilir mi?

Ben PKK ‘nın tümüyle çekileceğini olası görmüyorum.
1999’da, APO teröristi İmralı’ya getirildiğinde, “Silahlarınızla birlikte Türkiye’yi terk edin” buyruğu vermişti. Örgütte büyük tartışmalar neden oldu.
Anlaşmazlık nedeniyle üst düzeydeki elemanlardan infaz edilenler bile oldu.
Sonuçta, kendilerince çok kritik olan üç bölgede (TUNCELİ, BİNGÖL ve HAKKARİ) çekirdek kadro bırakarak çekilme kararı verdiler.
Şimdi KANDİL’den gelecek yanıt bekleniyor.
Tümüyle çekilme kabul edilse bile gizlice aynı yöntemi uygulayabilirler.
Verilen sözlerin yani ödünlerin gerçekleşmesine kadar da beklerler.

PKK gerçekten terörü bitirme kararı vermişse silahlarını teslim ederek çekilmeyi
kabul ederdi. Silahlar teslim edilmedikçe PKK vardır. Tehdittir

Sızıntı

Tutanakları kim sızdırdı ?
Tutanaktaki koşulları kim görüştü ve kararlaştırdı ise onlar sızdırdı.
Tek taraf değil.
Tek taraf sızdırırsa oyun bozulur, herkes biliyor.
Öyleyse neden?
Kamuoyu tartışsın.
Alışsın.
Medyanın %80’den çoğu nasıl olsa RTE’nin davulunu çalacak.
Koşulların çok iyi olduğunu, birkaç sivri ifade için sürecin boşa gitmemesi gerektiğini savunacak hatta bir yerlerini yırtacak çok kalemşor var nasılsa.

CHP’li Matkap göbekten oydu bile. “CHP’nin ulus tanımı ile APO’nunki aynı imiş”
Ne mutlu.
İddia oynasa tutturacakmış sayın Matkap ve tanımı hazırlayanlar.
Ana muhalefet böyle başlarsa gerisini düşünmeye bile gerek yok.

VER KURTUL

  • PKK-AKP-BDP işbirliği ile
    Türkiye Cumhuriyeti’nin sonlandırılmasına karar verilmiştir.
  • Türk ulusu ve mevcut demokratik laik rejim silinecektir.
  • Özerklik veya federasyon önünde sonunda nasıl olsa verilecektir.
Hesap budur.
Çarşıya uyarsa, Türk ulusu kabul ederse yani.Hayaldir.

ASLA ETMEYECEKTİR!

Naci BEŞTEPE
4.3.13

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“Oslo-İmralı, Terörist Başına Teslim Olmak” için bir yorum

  1. KENDİ VATANINDA DİZ ÇÖKTÜKTEN SONRA BARIŞIP ANLAŞMAKTAN BAŞKA KAZANACAĞIN BİR ZAFER YOKTUR!..

    Afganistan’dan ayrılırken, Sovyet Ordusu’nun komutanı, kurmay heyeti ve sivil yetkililerle birlikte; on ondört saat esas duruş-selamlama pozisyonunda kalarak, Ordu’nun son erine kadar Sovvetler Birliği topraklarına geçmesini beklemişti.

    Resmi geçitin sonuna kadar, ne Ordu Komutanı, ne kurmay heyeti, ne sivil yetkililer, ölümden korkup selamlama vaziyetini bozdular. Ordu komutanı da, kurmay heyeti de, sivil yetkililer de; yürüyüş kolundaki askerlerin başına gelecek olanı paylaşmaya hazırdılar.

    Ordu geçip gittikten sonra sivil yetkililer ve kurmay heyeti de kendilerine ayrılan arabalara binip gitmişlerdi. Ordu Komutanı ise en arkada ve yaya olarak gitmişti.

    Bizde ise; “ben siperde diz çökmem,” diyen Kılıçdaroğlu, diz çökmediğini göstermek için, boyundan daha yüksek bir siperde poz vermişti.

    Naci Beştepe gibi bir askerin, “savaşın kazanını, barışın kaybedeni olmaz,” demesi ve İmralı Sürecini desteklemesi, daha da ileri götürmesi gerekirdi… On binlerce kişi öldükten, dört bin köy boşaltıp milyonlarca kişi yersiz yurtsuz kaldıktan ve sen omuzundaki yıldızlara bakmadan siperde diz çöktükten sonra; bütün PKK’lıları öldürsen, bütün PKK destekçisi köyleri boşaltsan bile kazanacağın şey zafer değildir… “Zafer veya hiç”tir.

    İlker Başbuğ, “35 bin terörist öldürdük, PKK’yı beş kere imha ettik” derken; bu 35 bin kişinin ağaçların tepesinde bittiğini düşünür gibiydi… Onun için, “dağa çıkışları önleyemedik, para desteğini ve yurt dışı bağlantılarını kesemedik,” diyordu. Hatta, “35 bin terörist öldürmek”le övünüyor, bütün dünyanın “TERÖRLE MÜCADELEDE TÜRKİYE’Yİ ÖRNEK ALMASI GEREKTİĞİNE” inanıyordu.

    Ama, İlker Bağbuğ’un “terörle mücadelesi,” yalnızca, Emperyalizmin Savaş Sektörünü, Silah ve Bomba Fabrikalarının Patronlarını, Askeri malzeme ve araç gereç üreticilerinden başka kimseyi memnun etmemişti. Modası geçmiş Silah, Bomba, uçak, helikopter üreticileri ve diğer işe yaramaz askeri malzeme patronları tam bir tüketim pazarı bulmuşlardı.

    İlker Başbuğ, “35 bin terörist öldürdük,” derken, bu 35 bin kişinin 70 bin anne ve babası, 150-200 bin bacısı kardeşi, 500-600 bin hısım akrabası, birkaç milyon komşusu, hemşerisi, köylüsü olabilerceğini aklına bile getirmiyordu. PKK destekçisi sayılarak boşaltılan dört bin köyde yaşayan, milyonlarca insanın yersiz yurtsuz kalmasını ise işten bile saymıyor, lafını bile etmiyordu… Ama bu “terörle mücadelenin dağda tek terörist kalmayıncaya kadar devam edeceğini,” söylüyordu.

    Her ne kadar “savaşın kazanını, barışın kaybedeni yok”sa da; Emperyalizmin Savaş Sektörü, “bu terörle mücadele”nin kazanan biricik tarafıydı.. Bütün işe yaramaz 1919, 1935 ve 1940 model silahlarını, bombalarını, mayın malzemesi patlayıcılarını, 1960 ve 1970 Model Uçaklarını, Helikopterlerini ve her türlü işe yaramaz araç ve gerecini KAKALAYACAK PAZAR BULMUŞ ve insan hayatına zerre kadar değer vermeyen bir devlet ve askerlik anlayışıyla da sigorta ettirmişti.

    Naci Beştepe, bu yazısında, ne ölen on binlerce kişiden söz etmiş, ne yersiz yurtsuz kalan milyonlarca kişiden… Yalnızca, İmralı’da Apo ile görüşmeye, Apo’nun mektup yazmasına ve bu mektupların gönderildiği adreslerden söz etmiş… Ve bunlarla Türkiye Cumhuriyeti’nin sonlandırılacağına hükmetmiş…

    Eğer, “ÜÇ ASKER ŞEHİT OLDU… ON BEŞ TERÖRİST ÖLÜ OLARAK GEÇTİ… BEŞ ASKER ŞEHİT OLDU, 25 TERÖRİST ÖLÜ OLARAK ELE GEÇTİ… ON ASKER ŞEHİT OLDU, YÜZ TERÖRİST ÖLÜ OLARAK ELE GEÇTİ…” biçiminde Teröristlerle adam öldürme yarışı yapılmasaydı; Birleşik Krallık’ta ve Franko İspanyası’ndaki gibi, “DEVLET ADAM ÖLDÜRMEZ ŞARTI İHLAL EDİLMESEYDİ; İmralı ve Oslo görüşmeleri yanlış olurdu.

    35 bin terörist öldürdükten, 4 bin köy boşaltıldıktan, milyonlarca insan yersiz yurtsuz bırakıldıktan sonra; mecburen “TERÖRİSTLE DE, TERÖRİST BAŞIYLA DA GÖRÜŞÜRSÜN!..

    Sen devletsin adam öldürmeyeceksin… Keşke bu şartı yerine getirsen ve adam öldürmeyeseydin!..

    Sen askersin bir köy boşaltamazsın!.. Keşke bu şartı yerine getirsen ve dört bin köy boşaltmasaydın…

    Cezaevinde binlerce insana işkence yaptıktan sonra, on binlerce adam mı öldürdün, dört bin köy mü boşalttın?..

    Demek ki, Apo’yu da sen yarattın, PKK’yı da… Bunlar senin eserin!.. Bunlarla övün, ama eldeki imkanlar dahilinde bunlardan kurtulmak isteyenlere bulaşma, sataşma ve kınama.. Öyle kurmuşsun ki temeli… Artık görüşmekten, konuşmaktan, af ve hoşgörüden başka seçenek yok!..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir