AYDINLARIN ARAYIŞI!

Dostlar,

Sayın Nurullah Aydın kardeşimizin yazılarını epeydir ihmal ettik..

Şu zor günlerde AYDINLAR’ın arayışlarını sorgulamalarının da zamanı sanırız.

Bunu yapmaktan başka seçeneğimiz yok..

Ancak yerele saygı duyarak evrenselle de bütünleşerek..

Yabancılaşmadan; kabuğuna kapanmadan..

Sevgi ve saygı ile.
22.1.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==============================================

Nurullah AYDIN
21 Ocak 2013-ANKARA

 

AYDINLARIN ARAYIŞI!                                       

Aydınlar; her zaman düşüncede, fikirde, yaşam tarzında arayış içinde olmuştur. Osmanlı Türkiyesinde Tanzimat (1839) ve Islahat Fermanlarıyla (1856) ve sonra Cumhuriyet Türkiyesinde çağdaşlaşma, batılılaşma serüvenine yönelen aydınlar;
yol ve rota belirleme sorunu yaşıyorlar. Ne doğulu, ne batılı, ne ortadoğulu ne de
yerli olabiliyorlar.

Buna, aydınların benimsedikleri düşünce ve fikir akımlarının “mutlak doğru” algısı
neden olmaktadır.

Üniversiteler kurulmuştur. Bir iki usuli işlemi yapan kişi, akademik unvana sahip kılınmaktadır. Türkiye profesörleri, doçentleri doktoralıları bol ülkelerin başında geliyor. Geliyor ama bunların ne üzerine çalıştıkları, hangi bilimsel çalışmayla,
hangi eserleri ortaya koyarak bu unvana sahip oldukları sorgulanmıyor.

Konu mankeni bir süre sonra gazete köşe yazarı oluyor, akıl verebiliyor.

Hiçbir birikimi, başarısı, becerisi olmayan sırf yandaş diye takdir ve
taltif edilebiliyor.

Böyle olunca; toplumun aydınlatma görevinde öncelikli konumda olanlar,
toplumun değerlerine yabancılaşma sürecini yaşıyorlar ve yaşatıyorlar.

Türkiye’nin batıcı aydını; ya cumhuriyetçidir, ya demokrat, ya sosyalist, ya ırkçı,
ya faşisttir. Batı edebiyatını, filozofonu, yazarını, çizerini iliklerine kadar bilir hatta,
15. yüzyıl Fransız şairlerinden François Villon’u, Charles d’Orleans’ı bilir ve
bazı ballad’larını ezbere okur.

Türkiye’nin arapçı aydını; Arap şair yazar ve bilginlerinin hikayelerini,
İslam alimi diye hurafeleriyle bilir, anlatır, yazar, çizer.

Bu derece tarihe, dine, ilme, şiire düşkün olan aydınlar; klasik Türk büyüklerinden
o dönemde yaşamış kaç şair ya da bilim adamı sayabilir? Cevap hiçtir. Zira O,
ya gelişmiş Batının değerlerinde ya da İslam adına Arapçılığın algısını yansıtmadadır.

Sağcısından solcusuna, dincisinden darbecisine, kendi siyasi görüşlerini tüm topluma kabul ettirmek için mücadele eden birçok grup vardır.

Fransız Regis Debray’a göre; “Cahil insanlardan meydana gelen bir cumhuriyet,
kare şeklinde bir dairedir, çünkü cahil özgür olamaz, kanunların kaleme alınmasına katılamaz veya yasalardan haberi olamaz. Buna karşılık halkının % 50’sinin
okuma yazma bilmediği bir demokrasiyi düşünmek kesinlikle imkansız değildir.”
İşte ölçütleri bu. Mantıkları böyle işliyor:

Bunları yapabiliyorsan cumhuriyetin gözde vatandaşısın,
yapamıyorsan cumhuriyetin  sözde vatandaşısın.

Ülkede yaşamak, Üretmek, Vergi vermek, Aile kurmak, Çocuk yetiştirmek, İcabında savaşa gidip canını vermek Debray gibi düşünenlere yetmiyor. Onlar için birinci şart: Kanunları yazmak ya da yazmasan dahi onları anlamak. Bunun için de okula gitmek. Eğer okula gitmediysen cumhuriyetin katılanı değil, ancak alkışçısı olabilirsin.

Demokrasi ise okumuş-okumamış ayrımı yapmadığı, herkese oy hakkı verdiği,
herkesi kucakladığı için cumhuriyete aykırı bir uygulama oluyor.

Bu anlayışı kabul etmek olanaklı mı? Bence hayır!

Çünkü o zihniyet, has vatandaş olarak siyasetçileri işaret ediyor. Öyle ya,
yasaları yazan, onları anlayandan da üstündür! O has vatandaşları besleyen kimlerdir? Bunlar beğenmedikleri, aşağıladıkları, küçümsedikleri sıradan insanlardır.

Vatandaşları arasında, birinci sınıf olanlar ve diğerleri ayrımı yaratıyorlar.
Uygar olmak; özgürlük, yaşamı sorgulama, ülkenin ve bireylerin geleceğini güvence altına almak, halkın iradesine saygı göstermek olduğunu, aynı zamanda güçler ayrılığı ilkesinin içselleştirilmesi, zulme karşı başkaldırı, kimsesizlerin kimsesi olmak,
özgür, bağımsız birey yaratmak anlamına da gelir.

Uygar olmak; bireyi kulluktan çıkarıp özgür hale getirmiş,
güçler ayrılığı ilkesinin yanında medyanın bağımsızlığını sağlamıştır.

Uygar olmak; düşüncede genç olmak demektir.

Cumhuriyet; uygarlık kültürünü topluma yaymaktır.
Sanatı, sanatçıyı yüceltmektir.
Cumhuriyet, toplumun ahlaki değerlerini yüceltmek, değer yargılarına saygı duymak demektir.

Cumhuriyet; uygarlaşma ve çağdaşlaşmadır.

Uygar olmak; çağdaş hukuk anlamına geldiği gibi, çağdaş hukuk normlarına
sahip çıkmanın evrensel dünyadan kopmayı önlediği,
bunda da bireyin önemli olduğu anlamına gelir.

Günün Sözü: 

  • Dogmalarla düşünen insanın, gerçekleri algılaması mümkün değildir.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir