2012 Aleviler ve Alevilik


Dostlar
,

Sayın Erdal Yıldırım kapsamlı bir muhasebe yapıyor.

Çok ama çoook can sıkıcı.

  • Bu tehlikeli tırmanışın mutlaka durudurulması gerek.

AKP’den mi bekleyeceğiz??

Tümüyle değil elbette ama tümüyle reddederek de değil..
İçlerinde “vicdanlı” olanların köküne kıran girmedi elbette bu 1.

İki : Safları sıkılaştırmak..

Daha iyi bir önerisi olan var mı??

AKP’ye bir çağrı daha                             :

  • Toplumu ayrıştırmaya son verin, ateşle oynuyorsunuz.. Siz de yanarsınız..

=============================================================

2012 Aleviler ve Alevilik

Erdal YILDIRIM

30.12.2012

2012 yılını Aleviler, Alevilik ve Alevi örgütlemesi açısından değerlendirirsek, 2012’nin de geçmiş yıllarla benzeşen, hatta kimi zaman daha olumsuz olduğunu; hem hükümet ve devlet kanadından, hem de toplumun çeşitli kesimleri tarafından Aleviler ve Aleviliğin sayısız saldırılar, baskılar, sindirme politikaları ve uygulamalarıyla karşı karşıya kaldıkları bir yıl olduğunu görmekteyiz.

Bu değerlendirmeyi de belli başlıklarda, yani Alevilerin ve Aleviliğin karşı karşıya kaldığı saldırı, haksızlık ve uygulamalar; Alevi toplumu ve örgütlenmesinin artıları, yaptıkları; son olarak da eksileri, yapamadıkları ve yapması gerekenler şeklinde ele almanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.

AKP hükümeti 2012 yılında ülkedeki çeşitli etnik ve inançsal kimlikler ve farklı topluluklara karşı genel gerici, faşist, inkârcı, baskıcı politikalarını, özellikle Aleviler ve Kürtler üzerinde sistematik ve programatik olarak uygulamaya çalıştığı bir yıl oldu.

AKP iktidarı ve onun Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bu uygulamalarını Alevileri ve Aleviliği, siyasal, sosyal ve kültürel açıdan, her türlü devlet aygıtını da kullanarak, kimi Hızır Paşaları da yanına yedekleyip kendi Alevi’sini (AK Aleviler) yaratmak, Aleviliği İslam’a yamamak; ya da İslam’ın içine alıp tamamen yok etmek için ve de yaşamın her alanında baskı altına almak, sindirmek suretiyle  hayata geçirmek istedi.

Başbakan Erdoğan ülkede yaşanan kimi toplumsal olaylarda da, “kindar ve dindar” gençliğe verdiği cesaretlendirici mesajlarla Alevilere karşı yurt genelinde saldırıların sistematikleştirilmesinin önünü açtı. Alevilerle ilgili birçok canalıcı konuda yürütüme, yasama ve yargının yapması gerekenleri DİB ve ulemaya havale etti.

Bu bağlamda 2012 yılında yaşanan fiziki, psikolojik, sosyolojik saldırılardan
bazı örnekleri sıralayalım. 2102 Ocak ayında Alevi bir mahkûmun Dede ile görüşme isteği, Diyanet’ten Alevilikle ilgili görüş alınarak reddedildi.

Yıl boyunca yurdun değişik bölgelerinde birçok kez Alevilerin evlerine belirsiz – anlaşılmaz, ancak daha önce Maraş’ta, Sivas’ta, Çorum’da da şahit olduğumuz katliamları çağrıştıran işaretlenme olayları yaşandı.

  • 28 Şubat Adıyaman’da Yenimahalle ve Karapınar mah. 45 Alevinin evlerine işaretler kondu. Vali – içişleri bakanı “çocuklar yapmıştır.” dedi..

Ardından 19 Martta Gaziantep’te Alevi evlerine işaretler kondu;
“Gaziantep su kanalizasyon ekiplerinin işi” dendi, ama kısa zamanda yalan
meydana çıktı.

Sonra 28 Martta Erzincan Üzümlü ilçesinde Alevi evleri işaretlendi.
Bunlarla da bitmedi. Süreç Malatya ve Mersin Mezitli kasabasında da Alevilere ait çeşitli evlerin işaretlenmesiyle devam etti.

  • Temmuz ayı sonlarında Ramazan orucu tutmadıkları gerekçesiyle Malatya sürgü kasabasında 500 kişilik gerici faşist güruh, bir Alevi ailenin evine taşlı, sopalı, silah ve kasaturalı saldırıda bulundu. Aile linç edilmek istendi. Olaydan sonra Belediye başkanı ve kaymakam aileden güvenliklerini sağlayamadığı için kasabayı terk etmesini istedi. Mahkeme ve savcı ise nefsi müdafaa yapmaya çalışan aile bireylerine hapis cezası istedi. 

Yine yası matem ayı olan Muharremde Erzincan il merkezinde dergi, flama, yayın satmak üzere kurulan PSAKD çadırına saldırı yapıldı ve çadır yakılmak istendi. 

Ağustos İstanbul Kartal’daki PSAKD Cemevi de ateşe verilip yakılmak üzere saldırıya uğradı.

Aralık ayından meclise verilen bir önergeye cevap olarak TBMM Başkanlığı,
cemevi ibadethane değildir” dedi ve bu savunmasında ısrar etti.

En son da 2 gün önce İstanbul Okmeydanı’nda hem de Maraş katliamı anması yıldönümünde Alevilere ait çeşitli binaların kapı ve duvarlarına işaretler konması
dikkat çekiciydi.

Psikolojik olarak son derece önemli bir baskı mekanizmasının çalıştırılmasına yönelik bu saldırıların hiç birisinde suçlular bulunmadı, gerekli soruşturma ve tahkikatlar yapılmadı.  Saldırılar geçiştirildi. 

13 Mart 2012 Ankara’da Sivas madımak Katliamının son davası ve Mahkeme Patagonya cumhuriyetinde bile görülmeyecek bir anti-demokratik imza attı ve davanın zaman aşımına uğraması kararını verdi. Dava için Ankara adliyesi önünde toplanan binlerce alevi Kızılbaş ve Alevi dostları kimyasal silah / gaz ve tazyikli suyun hedefi oldu. (Madımak katillerinin bir kısmının sözde aranırken evlendiklerini, askere gidip geldiklerini, işyeri açtıklarını, belediye ve devlet dairelerinde çalıştıklarını, emekli maaşı aldıklarını biliyoruz – sözde kırmızı bültenle aranan Cafer Erçakmak Sivas’ta karakolun komşusu olarak yıllarca yaşadığını da gördük.)

Başka önemlice ve ibret verici bir bilgide demokrasi havariliğine soyunan Avrupa ülkelerinden – Almanya’dan geldi. Madımak hükümlülerinden 9 kişi alman hükümeti nezdinde vatandaşlık talebinde bulundular. Ve Almanya bu katillere vatandaşlık hakkı vererek yargılanıp cezalandırılmalarını engelledi.

Adıyaman, Erzincan, Aydın, Malatya ve Okmeydanı’nda yaşanan bu saldırıların dışında bir de hükümet kanadından Alevilere yönelik uygulamalar neticesi gerçekleşen saldırıları da burada anımsatmakta fayda var.

  • AİHM tarafından “zorunlu din derslerinin bir insanlık suçu olduğu” kararı halen uygulanmamakta ve ZDD uygulaması devam etmektedir.

Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması, Diyanet İşleri başkanlığının lağvedilmesi,  Alevi dergâhlarının gerçek sahiplerine verilmesi,  Madımak’ın Utanç Müzesi olması talepleri görülmezden gelinmeye devam etti.

Mecliste Alevi milletvekillerinin de olduğu savıyla TBMM cemevi açılması talebi dikkate alınmadı. Yürütme, yasama, yargı organları devleti yönetme ile ilgili konularda, özellikle de Alevilik konularında derhal DİB veya ulemaya danışır oldu ve asimilasyona devam etti.

***

Öte yandan yurtiçindeki ve yurtdışındaki demokratik Alevi hareketi ve örgütlülüğü, Alevilerin ve Alevi örgütleri yaşadığı sorunları, talepleri ülke ve dünya kamuoyu ile paylaşmak için bir dizi etkinlik ve eylemlilikte de bulundu.

Bu yıl da binlerce  kişinin katılımıyla  öncelikle, Sivas’ta ve de  yurtiçi – yurtdışında  birçok yerde 2 Temmuz Madımak Katliamı protesto anma eylemleri ve etkinlikleri gerçekleştirildi..

Sürgü kasabasındaki saldırılar sonrası yine birçok şehir ve belde de etkinlik ve protesto gösterileri, basın açıklamaları yapıldı.

Maraş katliamının 34. yıl anması için yurtiçinden ve yurtdışından Maraş’a giden topluluk, devletin – güvenlik güçlerinin tüm anti-demokratik faşizan saldırılarına rağmen protesto anması gerçekleştirdi. Bu arada topluluğa karşı kullanılan kimyasal gaz, tazyikli su ve fiziki saldırıları da şiddetle kınadığımı da belirtmek istiyorum.

2012 yılının Aleviler açısından olumlu yanlarından belki de en önemlisi, bugüne kadar olması gereken, ama bir türlü gerçekleşememiş olan Kürtlerle bir araya gelişin sergilenmiş olmasıdır. Bugüne kadar birçok bakımdan devletin ve sistemin faşizan, gerici saldırılarına karşı aynı acıları, aynı baskıları yaşayan Alevilerle Kürtlerin bir acıda da olsa yanyana gelmeleri son derece önemlidir. Alevi örgütleri belki de ilk kez olarak, 28 Aralık 2012’de Uludere–Roboski’de TSK’nın savaş uçakları tarafından bombalanan sivil, çoğu da çocuk yaşta Kürd’ün acısına ortak olmak için aileleri ve bölgeyi ziyaret etmişlerdir.

***

Çok doğal olarak Alevi örgütlerinin, dede ve kanaat önderlerinin olumlu faaliyet, uygulama ve söylemleri dışında bir de yapamadıkları ve eksileri de vardır.

Bu eksikliğin en önemli ayağı bana göre Aleviliğin tarifi ve bu tarife uygun şekilde her ortam ve platformda savunulması ile ilgili yaşanan kararsızlıktır. 

Oysa 2004 yılı Eylül ayında o günkü Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Doğan sözcülüğünde, yurtdışı Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Federasyonların başkanlarıyla yurtiçi Alevi örgüt yöneticileri yapılan açıklamayla, ‘Aleviliğin islamiyetle ilgisi olmayan, kendine özgü kural ve ritüelleri olan, sosyal sorunlarla ilgili konulara da cevap veren ayrı bir kültür, yaşam biçimi ve felsefe olduğunu tespit edip bunu kamuoyu ile paylaştılar.

Bu Alevilik, Aleviliğin tarifi ile ilgili olarak ‘Milat sayılabilecek tespitten’ ne yazık ki,
2008 yılından sonra hem Alevi kamuoyundan, hem de devlet ve sistem tarafından yönlendirilen saldırılardan sonra terk edilmeye başlandı. Bu saldırılara cesurca ve kararlılıkla karşı konulamamış olması tavrı, hem sistem ve devlet tarafından, hem de Aleviliği islama yamamaya çalışan çeşitli Alevi kökenliler tarafından istismar edildi ve beraberinde yeni saldırıları getirdi.

2012 yılında da kimi Alevi örgüt yöneticilileri ve bir kısım Alevi kökenli yazar, dernek ve kurum temsilcisi, iktidarın sistematik olarak uyguladığı asimilasyon politikalarına kimi zaman malzeme oldu, kimi zaman da tutarsız söylem ve tavır sergiledi.

26 Temmuz 2012’de Ramazan ayında AKP’nin kurduğu Anadolu Alevi Federasyonunca Cumhurbaşkanı Abdullah Gül onuruna verilen iftar yemeğine katılmayan, “Alevilikte iftar değil, mütevazı oruç açma vardır. Lüks otellerde, şatafatlı yerlerde, iftar olmaz. Baskılara rağmen yok edilemeyen Alevilik, sinsi oyunlarla asimile edilmek, özünden koparılmak istenmekte, Aleviliğin içine iftar geleneği sokulmak istenmektedir“ diyen ABF Genel Başkanı Selahattin Özel bu sözlerinden 4 ay sonra, 26 Kasım 2012 tarihinde  Alevi – Kızılbaşların yas-ı matem ayında, önemli asimilasyon temsilcilerinden ve Fethullah Gülen’e yakınlığı da bilinen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün tertiplediği Muharrem iftarı sofrasına itibar edip, daha  önce eleştirdiği şatafatlı masaya Çankaya’da katıldı…

Aynı iftar yemeğine Alevi toplumu adına yola çıktığını söyleyen, hatta bir dönem milletvekili yapılan, kullanılıp işi bitince de büzüştürülüp bir kenara atılan; kendilerine mikrofon uzatıldığında asimilasyoncu politikalara karşı olduklarını söyleyen, ama davet eden makam cumhurbaşkanlığı olunca söylediklerini unutan kimi vakıf, dernek ve kurum temsilcisinin ismini buraya yazmayı gerekli görmüyorum.

Bu süreçte önceleri türkücü, şimdilerde milletvekili Sebahat Akkiraz da, Yas-ı Muharrem vesilesi ile TBMM’de “iftar” verdi ve Aleviliğin asimilasyonu için özel çabalar içinde olanları dahi ‘Alevilik ritüelleri’ içinde olmayan bu uyduruktan iftara davet etti. Bir başka AKP destekçisi, sözde Alevi, ama gerçekte naylon olan bir kuruluş bakanlarla, diyanet yetkilileri ile “iftar” yapıyor ve tescilli Alevi düşmanlarını Meclis başkanı Cemil Çiçek’ten, Başbakan Erdoğan’a, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye kadar davet etti.

Adıyaman Kahta’da bir cem evinde “iftar” verilmesi ve arkasından ilahiler okunup, namaz kılınması da asimilasyona hizmet edenleri göstermesi açısından çarpıcı, bir o kadar da olumsuz bir örnektir.

Alevi Kızılbaşlığın en güçlü kalelerinden olan Tunceli’de önce İl Emniyet Müdürü, ardından da Dersim’de Fettullahçı olarak bilinen bir özel okul yönetiminin müftülük eşliğinde Tunceli Cemevinde ”Muharrem iftarı” vermesi sisteme yedeklenen kimi Alevilerin “Alevilikte iftar yoktur, oruç açma vardır. Alevilikte oruç açma gösterişle yapılmaz, Muharrem orucu yas orucudur” düstüruna da, Aleviliğe de açıkça ihanet ettiklerinin en önemli göstergesi ve ibret vericidir.

Gelinen noktada ve gelecekte Aleviliğin kendine özgü kural ve ritüelleri olan bağımsız bir kültür, felsefe ve yaşam biçimi olduğu ilkesi tartışmalara, polemiklere yer bırakılmayacak şekilde ödünsüzce savunulmalıdır.

Aleviler ve Kızılbaşlar Koçgiri, Zilan Dersim, Maraş, Çorum, Madımak, Gazi, Roboski gibi devlet katliamlarında hem kendileriyle, hem de sistemle, devletle yüzleşmek ve hesaplaşmak zorundadırlar. Bu yüzleşme ve hesaplaşma olmadıkça, özellikle Alevi Kızılbaşlar ve Kürtler katillerine aşık olmaya devam ettikçe bundan sonra da katliamlara uğramaları kaçınılmazdır.

Özellikle Aleviler ve Kürtler içlerindeki işbirlikçi düşkünlerden, ihanetçi Hızır Paşa ve Reyberlerden arınmak, bu asalaklardan kurtulmak ve günümüze gelinceye kadar yaşanan olumsuzluklardan gerekli dersleri çıkarmak,  diğer haksızlığa uğramış, ötelenmiş tüm kimlik ve topluluklarla birlikte demokrasi ve özgürlük mücadelesinde
yan yana omuz omuza olmak zorundadırlar ki, bu birliktelik gelen ve gelecek  yıllarda özgürlük ve güzellikler sunabilsin.

Erdal YILDIRIM
30.12.2012

 

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“2012 Aleviler ve Alevilik” üzerine 5 yorum

  1. HAZRETİ ALİ (R.A) ALLAH(C.C) DOSTU İDİ.KOMÜNİST BİR İNSAN NASIL ALEVİ OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİR.BUNUN İZAHI YOK…

  2. Tunceli bu güzel,bu doğa harikası şehrin adeta bir vebalılar memleketi olarak algılanmasında ırkçlığın büyük payı var. Bu insanların hepsini terörist sayan zihniyete lanet olsun.Birincisi Tunceli halkının en az yüzde sekseni özbe öz türktür.buna inanmayan osmanlı şeriye sicillerine bakabilir.ayrıca buradaki dede diye adlandırılan insanlarda özbeöz ehli beyttir.

  3. ALEVİLİK KILDAN İNCE, KILIÇTAN KESKİN, ÇELİKTEN SERTTİR !..

    Türkiye, sözde Laiklik, sözde uygarlık, sözde aydınlanma, sözde Cumhuriyet ve Demokrasi döneminde Sünni Yezitçi Din Adamlarının emrine girmiş; örtülü bir Yezit Hilafeti başlatmıştır.

    Örtülü Yezit Hilafeti dolayısıyla ve Sözde Devrim Kanunlarıyla Alevilik, Dedelik, Türbe Ziyaretleri yasaklanmış, Aleviliğin nefes boruları olan Tekke ve Zaviyeler kapatılmıştır.

    Daha sonra da Dersim’de 3. Büyük Alevi Soykırımı yapılmış… 3. Büyük Alevi Soykırımından sonra Alevilik fikrini öldürmek, Aleviliği ortadan kaldırmanın Cumhuriyet politikası olmuştur.

    Erdal efendicağızın sandığı gibi, Aleviler Asimüle edilemezler… 1514 Tarihli ve Cumhuriyet Döneminde de yürürlükten kaldırılmayan, Diyanet İşleri Başkanlığını kurmak yoluyla yürürlükte tutulan İbni Kemal Fetvası’nda, “Aleviler bir kafir ve dinsizler topluluğu” olarak kabul edilmiştir. Kafir ve dinsizlerin Sünni olabilmeleri için; ÖNCE HIRISTİYANLIĞI KABUL ETMELERİ, SONRA HIRISTİYANLIKTAN DÖNMELERİ gerekmektedir.

    Aleviler için Cumhuriyet dönemi tam bir soykırım, fikren ve cismen tam bir yok edilme dönemi olmuş; Yasal ve Anayasal hiçbir Hak ve Hukuk tanınmamıştır. Bu nedenle, Aleviler varlıklarını gizleme ve Aleviliklerini inkar etmek zorunda kalmışlardır.

    Cumhuriyet döneminde köylerdeki Sünniler, çocuklarını, günah olur diye okula göndermek istememişler… Aleviler ise günah demeden, Cumhuriyet’in eğitim seferberliğinden yararlanarak kız erkek bütün çocuklarını okutmuşlardı. Bunun sonucunda 1960’lı yıllara gelindiğinde küçük memur ve öğretmen kadrolarının ezici çoğunluuğu Alevilerden oluşmuştu. Ama, 1960’lı yıllarda başlayan Ahlak Mücadelesiyle Aleviler devlet ve toplum hayatından silindiler.

    Ve Diyanet İşleri Başkanlığı, KİRALIK ALEVİ TEMSİLCİLERİ BESLMEYE BAŞLADI.

    Kiralık Alevi Temsilcilerinin Aleviliğe zerre kadar inanmıyorlardı. Diyanet’in “DİN İÇİNDE DİN OLMAZ!..” diyerek verdiği paraya göre Alevilik tanımı yapıyorlardı.

    Diyanet, Alevilikle herhangi bir bağları olan, soylarında soplarında Dedelik Babalık olan kişileri, “Aleviler, namaz kılmayan oruç tutmayan günahkar ve sapık Sünnilerdir!” diye Alevilik tanımı yapan Kiralık Alevi temsilcilerine ne ondurur, ne öldürür ölçüde para veriyordu.

    “Aleviler, namaz kılmayan oruç tutmayan günahkar ve sapık Şiilerdir,” diye Alevilik tanımı yapan Kiralık Alevi Temsilcilerine ise; oldukça nazlı davranıyor… Dedelikleri, Babalıkları varsa para veriyordu.

    Alevilikle, hiçbir bağları olmayan, hatta her hangi bir din ve inançla bir ilgileri olmayan, Paradan başka bir ALLAH TANIMAYAN VE ALEVİLİĞİ İBNİ KEMAL FETVA’SINDAKİ GİBİ BİR KAFİR VE DİNSİZLER TOPLULUĞU OLARAK TANIMLAYAN KİŞİLERE İSE adeta paraya boğuyordu.

    Evet… Sayın Ahmet Saltık, bir Komünist’in, “ben Aleviyim,” demesi, Alevilik olmadığı gibi Komünistlik de değildir. Olsa olsa, basit bir sahtekarlıktır.

    Alevilik için, namuslu Komünistlerin, namuslu Atatürkçülerin, bir din ve mezhebe inanmayan diğer namuslu insanlarla, Alevilerin istemesi gereken İNSANLIK ve ALEVİLİK KOŞULLARI şunlar olmalıdır.

    1- Devlet Diyanet Aracılığıyla ya da örtülü Ödenekten Kiralık Alevi Temsilcileri beslemesin.

    2-Her yüz Sünni Din Adamına karşılık, bir Alevi Dedesi maaşa bağlansın.

    3-Devlet, Belediye ve Özel Sektör Personelinin yüzde yüz Sünnileştirilmesine son verilsin ve Aleviler için olumlu ayrmcılık yapılsın!..

    4- Tevhid-i Tedrisat Kanunu Kaldırılarak okul yüzü gören herkesin Yezitlik Tezgahından geçirilmesine son verilsin!..

    5- Alevilik, Dedelik üstündeki yasak kaldırılsın, Aleviliğin nefes boruları olan Tekke ve Zaviyeler açılsın.

    Alevilik, dünyanın en güçlü, en etkili, en akılcı, en bilimsel düşünce ve inanç sistemlerinden biri olduğu için zaten ASİMÜLE EDİLEMEZ. Kıldan ince, kılıçtan keskin, çelikten sert olduğu için, her düşünce ve inanç sistemine üstünlük sağlar ve her düşünce sistemini etkisi altına alır.

    Ama, 20. Yüzyılda bir süre, solun büyük ütopyasının etkisinde kalmıştır. Bugün artık solun yığınları kavrayan bir ütopyası da yoktur. Aleviliğin, kiralık Alevi Temsilcilerinin etkisinden kurulması gerekmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir