Mustafa Balbay : Gökyüzünün Bin Tonu…

Gökyüzünün Bin Tonu…

Her izleyişimde ilk kez görüyormuşum gibi şaşırırım, döner döner bakarım.
Seyrine doyamam, bitmese derim ama çok da uzun sürmez.

Güneşin batmadan önce ışığını bulutlara verip bulutların da bize yansıtmasından
söz ediyorum.

2 Kasım Cuma akşam üzeriydi… Kasım ayına girdiğimiz için güneş, eğer bulutların arkasında değilse saat 15.00 sıralarında batıyor. Havalandırma duvarının arkasında,
bir süre tellerde asılı kalıyor. Kasımın sonuna doğru havalandırmaya hiç inmeyecek, şubat başına dek ayrı kalacağız. Şubatla birlikte önce bir-iki saat, sonra giderek uzayan dilimlerle havalandırmanın beton zeminini ısıtacak.

Geçelim bunları, bulut ışıklarını anlatacaktım… Havalandırma duvarının üzerindeki tel örgüler, böylesi anlarda gökyüzünü izlemeyi daha da güzelleştiren bir gümüş çerçeve gibi durur. Ee, güzel bir tablo aynı güzellikte çerçeve de ister, değil mi ama…

***

Tam tepedeki bulutlardan ince ince süzülen yağmur, saçlarımdan yüzüme dağılırken gün batımı tarafındaki bulutların ışığı alnımı nişan almıştı.

O anı anlatamam…

Gözüm gökyüzünün tavanında, yağmur eşliğinde koşarken, batmakta olan güneşle aydınlanan bulutlar ışık gösterisi yapıyordu.

Yer beton, duvar beton havalandırma dörtgeninde 5 adım koşup
köşeyi dönüyorum
, 14 adım atıyorum, tekrar dönüyorum. Her 5 ve 14 adımda
köşe dönüyorum. Hayatımda hiç bu kadar çok köşe dönmemiştim!
Konuyu dağıtmayalım, bulutları kaçırmayalım…

Işık yüklü bulutlar arkamda kalınca, yağmur yüklü bulutlarla buluşuyorum.
Onlar arkamda kalınca ışıklı bulutların, sarının lacivert zemin üzerinde kırmızıya kadar uzanan yüzlerce tonu arasında kayboluyorum.

Her dönüşte renkten görüntüye kadar her şeyin değiştiğini fark ediyorum.
Gökyüzü bu kadar kısa sürede değişir mi demeyin; eğer benim kadar gökyüzünü izleme özgürlüğünüz varsa, daha doğrusu bu özgürlüğünüzü kullanabiliyorsanız, siz de bakın…

Tam gökyüzü mevsimindeyiz. Açıp kapanan hava, acelesi varmış gibi hep bir yerlere yetişme telaşındaki bulutlar öyle bir gökyüzü bahçesi yaratıyorlar ki, fırlayıp içinde dolaşmamak elde değil.

Tepeden yağmurun, karşıdan ışığın yağdığı günler çok fazla değildir.
O gün doyasıya içtim ikisini de…

Dedim ya, bulutlar hep acelesi varmış gibi giderler diye. Günün son ışıklarını
içlerinde eritirken birden şelaleden akar gibi öbek öbek dağılmasınlar mı…
Az sonra nasıl bir tablo çıkacak diye beklerken kocaman bir bulut kümesi kucakladı
tüm öbekleri, aldı içine; bitirmedi, giyindi.

***

O gün gökyüzünün bin tonu vardı. Bir yaşam gibi aktı durdu, değişti durdu.
İçimdeki yaşama tutunma gücü ve umuduyla gökyüzünün zenginliği öylesine iç içe geçti ki, hangisi daha derindi kestiremedim. Acaba ölçebilir miyim diye düşünürken
az kalsın başımı bir buluta çarpıyordum.

Durdum… Etrafıma baktım.
Havalandırmanın eni 5, boyu 14 adım, duvarın yüksekliği 7 metre kadar…

Ya gökyüzü…

Tavanımızın yüksekliği gökyüzü kadar. Gökyüzünü bir nefeste içime çektim.
Yağmurun ıslaklığıyla bereketli bir yaşam sıcaklığı sardı bedenimi.

Demir parmaklıklar, tel örgüler, beton duvarlar lime lime dökülüyordu.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir