Şükran Soner : Hukuka Balyoz

Hukuka Balyoz

Davaya “Balyoz” adının konulmasının medya çağında medyatik işlevi vardı. Silahlı gücün sivil irade, sivil iktidara kaba güç kullanması, darbeyi simgeliyordu. Yargılamanın bütününde, bugüne kadar gelinen noktada, önyargılı gözükara rövanş isteyenleri bir kefeye koyarsak vicdanları ile değerlendirebilecekler için balyoz hedef şaşırarak darbeciler yerine hukuka, hak-hukuk işyleyiş düzenine indirilmiş oluyor. İlan edilen saatlerde açıklanamayan karardan önceki tabloda önyargısız varmaya çalıştığım sonucun tek açıklaması, hukuk ve yargılamanın olmazsa olmazları, suçlu-suç-kanıt ilişkisinin açık olması zorunluğunun bu davada hangi karar çıkarsa çıksın gereğinin yerine getirilememiş olması ile ilişikili.

Bu anlamda yargısız infaz içerikli, bağımsız sivil yargı, hukukun işleyişine aykırı uzun süreli öntutukluklar sadece bir boyut. Aynı ölçeklerde önemli, anlamlı, yargılama süreçlerinin işletilmemesi, savunma hakkının gasp edilmesi, kişiyle kanıtlı ilişkilendirilmiş net suç ilişkisinin kurulmamış olması, sunulmuş kanıtların gerçekliğinin bilimsel-tartışılmazlığının mahkeme tarafından yargılama sürecinde olduğu üzere kararlara da konulamıyor olması. Evrensel hukukta yeri olmayan, sivil darbe hukuku düzeninin geçerli olduğunun aynası.

Türkçesi Türkiye’ye en demokratik anayasanın getirilmesinde rol oynamış 27 Mayıs askeri darbesi yargılamaları, Yassıada yargılamaları, nasıl ki tartışılmaz hak-hukuk düzenine, vicdana aykırı sonuçlar getirdiyse yargı terazisini bozup bugün de hak-hukuksuzluğun örnekleri olarak adalet duygumuzu kanatıyorsa 27 Mayıs’ın rövanşı 12 Mart askeri darbesinin darbe hukuku yargılamalarında bu kez intikam duyguları ile “üçe üç idam“ siyasal yaklaşımı ile de hak-hukuku gasp eden, bu kez solu, gençliği ezen sonuçlar getirdiyse… 12 Eylül askeri darbesi, 12 Mart’ın istenen çapta sol-sosyal örgütlülük dinamikleri kırılamadı diye küresel emperyalizmin Türkiye’ye biçtiği dona uygun daha büyük bir sol ve örgütlülük operasyonunu 12 Eylül askeri darbe hukuku ile uygulamaya soktuysa… İdam infazları sadece bir boyut ağır işkenceler, on binlerin cezevlerinden geçirilmesi süreci bu ülkenin insanlarına yaşatıldıysa…

***

Türkiye’ye günümüz emperyal düzeni çarkları içinde biçilen rollerle bağlantılı, evrensel insan hakları, hukuk devleti düzeni, bağımsız yargı ilkeleri ile çok çeşitli alanlarda, ağır boyutlarda çatışılan bir sivil ama özel yargı, güdümlü yargı uygulamaları ile karşı karşıyayız. “Türkiye’nin demokratikleşme, sivilleşme, askeri darbelerle vedalaşma amaçlı operasyonları, hesaplaşması…” propagandaları, kampanyaları keşke gerçek olsaydı. Keşke yola çıkılmış askeri darbe girişmleri, en azından nakıs teşebbüs ölçeğinde kalmış eylemlerinin suçlularının, bire bir hukuk devleti düzeni içindeki suçları ortaya konmuş olarak sivil yargılamalar gündeme gelebilseydi. Keşke Türkiye’nin rejimi ile dertleri olanların, iktidarlarının Cumhuriyet rejimi, gerçek laik düzen, özgür, Aydınlanmacı bireyi, örgütlenmelerini kırmayı hedef alan bir hesaplaşma, rövanşının gündemde olduğu bir tablo ortaya çıkmasaydı.

Keşke oy, Meclis çoğunluğu, güçlü iktidar avantajlarının, gerçek insan hakları, hukuk devleti düzeni, güçler ayrılığı, bağımsız kurumlar, özgür basın, birey, örgütlenmeleri susturma, sindirme hakkı olarak algılanan sivil ama mutlak iktidar, haksız-hukuksuz güç denemesi uygulamaları yaşanmasaydı… Evet keşke askeri darbeler düzeninin “tak-şak” ilişkilerinin, bu kez çoğunluğun istediğini yamak olarak algılandığı bir sivil iktidar yönetiminde giderek katlanan boyutları, uygulamaları ile yüz yüze kalmasaydık.

Sivil iktidarlarının 12 Eylül düzeninde, yüzde 92 üzeri oy alınan 12 Eylül askeri darbe anayasası referandumunun izdüşümü bir tabloda alınan çoğunluk oyları ile bağımsız yargı oluşturma adına çok daha bağımlı, sivil ama güdümlü bir yargı düzeninin oluşmasının önü açılmasaydı. Keşke sivil ama özel yargı hukuku düzeni böylesine evrensel hukuk ilkelerine aykırı boyutlarda keyfi işletilebiliyor olmasaydı. Keşke hâlâ “hukukun işleyişine aykırı durumlar olabilir ama askeri darbeler yargılanıyor” diyebilen yandaşlar, siyasette-hukukta, medyada bu kadar çok aydın geçinen taraftar bulamıyor olsalardı. Sivil iktidarlar döneminde, rejimi demokrasi olan ülkelerde hukukun ayaklar altına alınmasının çok daha derin yaralar açacağı görülebilseydi… Keşke… Keşke…

Bu kadar çok demokrasilerde geçerli hukuk devleti düzenine aykırı bir yargılamayı, askeri darbelerin diktatoryal hukukları ile kıyaslayarak haklı-masum göstermek, demokrasiye, hukuk devleti düzenine olan bağlılığı red etme, oy çoğunluğunu, seçimleri, sivil diktatörlüğü hak olarak görebilme ile eş anlamlıdır..Komşularımızda en çarpıcı İran, Irak olmak üzere çok fazla örneği var.. Üstüne üstlük rövanş, intikam duyguları ile yola çıkıldığında askeri darbelerin önünü kesme işlevinin bile olabileceği tartışmalıdır..”Yargı süreci tamamlanmamıştır, eksiklikler düzeltilebilir..”tezleri ile, yargılama süreçlerindeki hukuk ihlalerini hafife alma lüksümüz olmamalıdır..

22 Eylül 2012 – Cumhuriyet

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir