Terör Rezaleti ve Tayyip

Terör Rezaleti ve Tayyip

Emin Çölaşan
07/08/2012, Sözcü

Sevgili okuyucularım, bu hükümetin ülkemizde bize yaşattıklarını hep birlikte izlerken utanıyoruz, yüzümüz kızarıyor. Aczin, çaresizliğin bu kadarı olmaz ve hiçbir zaman da olmadı.

Şemdinli’de çatışmalar iki haftadan beri olanca hızıyla sürerken, İçişleri Bakanı
İdris Naim Şahin diyor ki; “Son 15 günde 13 hain öldürüldü…”

İsterse 500 hain öldürülmüş olsun. Toprağımızda tanklı toplu, helikopterli, jet uçaklı savaş yaşıyoruz.

Kardeşim, beni vatandaş olarak ilgilendiren, kaç teröristin öldürüldüğü değildir.
Kaldı ki, ben verilen o rakamlara da inanmam. Göstersenize o zaman cesetleri millete.
Önemli olan kaç teröristin öldürüldüğü değil, bizim her gün kaç karakolumuzun basıldığı ve kaç şehit verdiğimizdir.

Önemli olan bizim ülkemizde süregelen savaş durumudur.
Önce çok önemli bir konuyu belirtmek gerekiyor:
Ne acıdır ki, Türkiye Cumhuriyeti topraklarında güvenlik güçlerimizin halen
ayak basamadığı topraklar ve bölgeler var.

Oraları PKK’nın elinde.

X X X

Peki ama PKK oralara nereden sızıyor? Bu sorunun yanıtı gün gibi açık.
Kuzey Irak’tan, aşiret reisi ve oradaki Kürt devletinin başındaki Barzani denilen alçağın bölgesinden sızıyor.

Burada ben yazmaktan bıktım, belki siz de okumaktan bıktınız! Hep aynı şeyi söylüyorum:
Bu Tayyip’in vesairenin ağzından bugüne kadar bir kez olsun Barzani’ye karşı söylenmiş bir söz duydunuz mu?

Elbette ki duymadınız…

Çünkü Barzani ile ticari ilişkileri var. Onun sayesinde ticaret yapıp para kazanıyorlar.

Herifler oradan geliyor, vuruyor ve bize de şehit cenazeleri kaldırmak düşüyor.
Sonra da milletle alay eder gibi birbirlerine başsağlığı mesajları (!) gönderiyorlar.
Üstelik bazıları şehit cenazelerinde abdestsiz namaza durup oradan bile siyasi çıkar elde etme peşinde koşturuyorlar.

Bununla da yetinmiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı olan çapsız şahıs,
daha birkaç gün önce adına Barzani denilen o herifin ayağına girip yalvarıp
yakarmadı mı?

Barzani denilen utanmaz herif dün bir çağrıda bulundu!

“İki taraf da ateşkes kararı alsın, kavgaya son verilsin.”

Tayyipgillerin dostu vallahi böyle dedi, billahi böyle dedi!
X X X
Tayyip televizyona çıkıp yine boyundan büyük lâflar etmiş:

“Terör örgütünün iplerini elinde tutan düşman ülkeye haddini bildirecek güçteyiz!”

Düşman ülke kim?
Terörü topraklarında besleyen Kuzey Irak değil, yeni düşmanımız (!) Suriye.
Daha düne kadar Esad’la birbirlerini ziyaret eder, karılı kocalı öpüşüp koklaşırlardı.

Ne oldu da “Düşman” olduk?
Hiçbir şey olmadı. Sadece ABD’den emir geldi:
Biz Esad’ı devireceğiz, sen de hazır ol Tayyip.
Bizimki derseniz ABD’nin emir kulu, kraldan fazla kralcı.
Hemen zıpladı ve posta koymaya soyundu.

Onun ağzına bir parmak bal daha çaldılar:

“Bak Tayyip, Esad’la birlikte Suriye’deki laik rejim de devrilecek. Sizin sınır boylarında İslamcı Müslüman Kardeşler örgütü egemen olacak. Senin İslamcı yandaşlar yanıbaşına çöreklenince işin iştir yani!”

Fakat gelin görün ki, işler ters tepti ve 800 kilometrelik Suriye sınırımızın büyük bölümünde yönetim, Barzani’nin yönlendirdiği Kürt teröristlerin eline geçti. Bu durumda Tayyip’in tepesi attı ama yapacağı bir şey yoktu. İş işten geçti, bozuntuya vermiyor!
İşte o yüzden Davutoğlu Ahmet isimli Hariciye Nazırını Kürt Barzani’nin ayağına yolladı, yalvarıp yakarmasını sağladı.

Atalarımız “Güleriz ağlanacak halimize” demiş, işte tam öyleyiz.
Devletimizi ve milletimizi dünyaya rezil ettiler.

X X X

Dün BBC’nin bir haberi vardı. Esad rejimine karşı mücadele veren Suriyeli Thwaiba Kanafani isimli bir kadın Adana’da BBC’ye şöyle diyordu:

“Türkiye’de bizim gibiler için özel eğitim programı düzenleniyor. Türk Ordusu’nun yönettiği bazı gizli merkezler var. Pek çok insan bu gizli merkezlerde eğitim alıyor. Profesyonel silah eğitimi alıyorsunuz. Gerçekten zor bir şey. Buralarda Suriyeli gerillalalara (Esad karşıtlarına) askeri destek ve haberleşme olanakları sunuluyor.”
Merkez Adana’da kurulmuş. Kadının doğru söyleyip söylemediğini elbette bilemeyiz.

Gerçi Tayyip hükümeti bunları yalanlıyor ama!..

Eğer BBC’nin haberinin bir parçası bile doğruysa, bütün dünyaya rezil oluruz…
Ve eğer Tayyip, iç siyaset propagandası uğruna Türk ordusuna Suriye’ye girme emri verirse, daha beter rezil oluruz…

Çünkü Ortadoğu bölgesindeki pislik yuvasına, bok çukuruna, ateş çemberine bir kez girersek, bir daha çıkmamız asla mümkün olmaz. Sonra Tayyip’i Obama bile kurtaramaz.
Sen gireceksen, eğer sıkıyorsa, eğer ABD’den izin alabilirsen Kuzey Irak’a, terörün ana üslerine gir!

Sen bu ülkede bütün ulusal kavramları yok edeceksin, şimdi yeni anayasadan
“Türk” sözcüğünü çıkarmak için öneride bulunacaksın, okul kitaplarından Atatürk’ü çıkaracaksın, ulusal bayram kutlamalarını defterden sildireceksin, şimdi de karşımıza Suriye oyuncağını süreceksin!…

Sen kimsin, nesin!

Sen kendini yerlerin ve göklerin yaratıcısı ve tek hakimi olarak mı görüyorsun!

Gülerler sana, gülerler!

* * *

ATATÜRK’ÜN KIZLARI OLİMPİYATTA

Kadın voleybol milli takımımız çok şanssız maçlarla elendi. Oysa onlar olimpiyat kürsüsüne çıkmayı hak etmişti. Böylesine deneyimli ve iyi bir takım -ABD maçı hariç-
o maçları nasıl verdi, anlayamadık. Brezilya ve Çin yenilgileri unutulacak gibi değil.
Oysa her konuyu bilen Tayyip onlara baba nasihatı vermiş, “Bloklara dikkat edin” demiş ve ardından eklemişti: “Ben ve Eminanım sizin için dua ediyoruz!”

Demek ki, bunların duası mübarek Ramazan gününde bile tutmuyormuş.

Şimdi kadın basketbol milli takımımız harikalar yaratıyor ve çeyrek finale kaldık.
Burada bir şey söyleyeyim, voleybolcularımız medyada vurgulandığı gibi

“Filenin sultanları” değil.

Basketbolcularımız “Potanın perileri” değil.

Onlar ve bütün kadın sporcularımız “Atatürk’ün kızları.”

Başta bugün kürsüye çıkmasını beklediğimiz Nevin Yanıt olmak üzere kadın atletlerimiz, judocularımız, atıcılarımız, yelkencilerimiz, okçularımız, yüzücülerimiz, haltercilerimiz ve hepsi “Atatürk’ün kızları.”

Eğer Atatürk olmasaydı, o devrimleri yapmasaydı, şimdi onlar da sıkmabaşa bürünmüş olarak İran, Suudi Arabistan, Pakistan, Bangladeş, Mısır, Malezya ve tüm İslam ülkelerinin kadınları gibi evde oturup kocalarının eline bakıyor olacaktı.

Olimpiyatta derece almış veya almamış olsun,

“Atatürk’ün bütün kızlarını” kutluyorum.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir