Savaş Halindeyiz : Savaş Silivri’de…

ESİNTİLER

Zeynep Oral
zeynep@zeyneporal.com

Cumhuriyet Gazetesi, 5.7.12

Savaş Halindeyiz: Savaş Silivri’de…

Savaş halindeyiz. Kimse görmüyor mu, kimse duymuyor mu?

Savaş Silivri’de…

Daha doğrusu, birkaç gün önce ben Silivri’de olduğum için oradaki savaşı yaşadım.
Silivri’ye daha önce de gitmiştim Ergenekon duruşmaları için. Ama bu kez farklıydı.
Bu kez sivil ve üniformalı güvenlik güçleri tabur taburdu… Jandarma birlikleri
her yanı kuşatmıştı… “Robokop” diyorlar; yani dehşetengiz kıyafetleri, hazır duran maskeleri ve coplarını kavramış ellerliye
sıra sıra dizilmiş komandolar…

Kimi koruyorlar? Kimden koruyorlar? Saldırıya ne zaman geçecekler?
Tutukluları korumak için mi ordalar? Duruşmayı izlemeye gelenleri cezalandırmak için mi?
Ben 12 Eylül faşist darbesi sonrasında da duruşma izledim ama böyle şey görmedim!
O zaman en azından kuralları bilirdik. Ne yasak ne değil, en açık seçik sıkıyönetim komutanlarının emirleri, talimatla bildirilirdi.

Şimdi kuralsızlık egemen.

Her şey keyfi! Öylesine keyfi ki, duruşma salonuna ulaşmak zulme dönüşebiliyor.
Duruşma alanına gidene dek barikat kurulmuş otoyol, gereksiz yere başka yollara yönlendirme, bitmeyen denetimler, yığılmalar, milletin arabasını bırakıp birkaç kilometre yürümesi… Her tutuklu için kaç izleyici girecek, tartışmaları…

Her gidişimde Silivri’yi daha “gelişmiş” görüyorum. Hapishane de büyütülüyor, hâkim ve savcıların kaldığı lojmanlar da çoğalıyor. Ceza ve İnfaz Kurumları ihalesini alan inşaat şirketleri yaşadı, işleri bitecek gibi değil!

Hayır, bu bir duruşma yazısı değil, ben sadece İstanbul KCK davasının ilk gününün atmosferini paylaşmaya çalışıyorum…
Ama içeriyi özetleyecek olsam, savunma avukatı Meral Danış Beştaş’ın şu tümcesini seçerdim:

“Burada yargılanan BDP’dir. Partinin yasal tüzüğü, siyasi programı, etkinlikleri, iddianameyi oluşturmaktadır!”

İçeride-dışarıda gençler ve kadınlar..

Duruşma salonunun içinde ve dışında dikkatimi çeken, gençlerin yoğunluğuydu. Onlar ilgililer. Bir de kadın dayanışmasının neferleri, kadın örgütlerinin çağrısı üzerine siyah giysileriyle oradaydılar.

Dışarıda yüzlerce insan halaylar, zılgıtlar, gerilimler, güçlükler arasından geçiyor…
Dışarıda zaman zaman gerilim artıyor; jandarma maskesini indiriyor; saldıracaklar mı?
Yok hayır, araya giriliyor; sonra gerilim düşüyor…
Dışarıda gençlerin elinde dev pankartlar: “Kürtleri bırakın / Diyaloğun yolunu açın”;

“Düşünceye, üniversitelere, Büşra’lara özgürlük”;
“Büşra Hocamızı bırakın / Diyaloğun yolu açılsın”; “Yaşasın kadın dayanışması.”

Hırsız vaaaaaaar!

Bunca güvenlik güçleri ve jandarma ordusu ve Robokoplara karşın bilin bakalım ne oldu?..
Duruşmayı izlemeye gelen Uluslararası PEN; Uluslararası Yayıncılar Birliği yetkilileri de engelleri aşamayınca, arabayı yol kenarına çekip yürüyerek geldi duruşma salonuna…

İçeri elektronik cihaz sokmak yasak. Tüm bilgisayarlar, cep telefonları arabada bırakılıyor. Arabaya döndüklerinde sürpriz:

Soyulmuşlar!

Özet :

1) Yüz otomobilden sadece onlarınki soyulmuş.
2) Bütün o güvenliğe karşın soyulmuş.
3) Para, başka eşyaları değil sadece bilgisayar ve telefonlar alınmış.

Sonuç :

Basın toplantısı yapacaklardı, ama olamadı, çünkü o saatte Silivri karakolundaydılar!
 Ben Silivri’de yaşadım savaşı.
 Diyarbakır’daki okurum Diyarbakır’da yaşıyor savaşı…
 Hatay’daki, Suriye sınırında savaşı yaşıyor…
 Meslektaşlarına tanıklık eden gazeteciler Çağlayan’daki sözde “Adalet Sarayı”nın önünde..
 Gençler, arkadaşlarını, hapisteki öğrencileri kurtarmak için her an, her an yaşıyor savaşı…

Yaaşasın ileri demokrasimiz!

Hükümet her yerde savaş halinde!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir