Atatürkçü Düşünce Derneği 12. Genel Kurulu Sonuç Bildirgesi / Final Declaration of Association for Ataturk’s Ideology General Assembly

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
12. OLAĞAN GENEL KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ
9-10 Haziran 2012, DTCF Farabi Salonu / ANKARA

Devrim Şehidi Prof. Dr. Muammer AKSOY öncülüğünde 19 Mayıs 1989’da elli yurtseverin kurduğu
Atatürkçü Düşünce Derneği, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Dernekleri” işlevi ile tarihsel görevini sürdürmekte ve Yüce Atatürk’ün bizlere kutsal emaneti Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni,
ulusun bağrından çıkan öz halk örgütü olarak savunmaktadır.

Nice Aydınlanma ve Devrim şehitleri veren bu onurlu Örgüt, tarihsel savaşımının 24’üncü yılında
12’nci Genel Kurulunu yapmış ve bu metnin Türk ve Dünya Kamuoyuna sunulmasını benimsemiştir:
Küreselleşme (=yeni emperyalizm!) adıyla dayatılan sözde “yeni dünya düzeninde”
Ulus devletleri yok etme (Divida et impera!) politikası hızla yol almaktadır.

20. yy’ın başlarında mazlum ulusların umut kaynağı olan Ulusal Kurtuluş Savaşımız sonrası yaratılan uluslaşma bilinci ve yurttaşlık kültürü, son yıllarda hızlanan bir ivmeyle yok edilerek; küreselci,
tüketici, teslimiyetçi, bananeci, köşedönmeci, şaşkın, “postmodern tebaa”ya indirgenmektedir.
Özellikle son yıllarda, mirasyedi sorumsuzluğuyla, küresel sömürgen sermaye ile iğrenç işbirliği içinde Cumhuriyetimizin 80 yıllık alın teri birikimi haraç mezat pazarlanmış; ulusun manevi değerlerinin de
yok edilmesine çalışılmıştır.

Somut olarak söylemek gerekirse; 2002 yılında 221 milyar $ olan toplam borç, 2012 yılında
3 katına tırmanmıştır. Cari açık 0,6 milyar dolardan, 130 kat büyüyerek 80 milyar doları aşmıştır.
Bu kaynaklar, ülkemizi dünyanın önde gelen dolar milyarderi sahibi ülke yapmada rant olarak özellikle yandaş yeşil sermayeye aktarılmış; halkımız bilerek yoksullaştırılmış, sadaka kültürü ile bir yandan da
çok çocuk yapmaya adeta zorlanarak, bilinçsiz oy deposuna indirgenmek istenmiştir.

“Yasama ve yürütme” yi denetleme konumunda, hukuk devletinin 3 temel erkinden biri olan Yargı,
bırakın bu 2 erki denetlemeyi, bugün için tümüyle bağımsızlığını yitirmiş ve iktidarın neredeyse bir
alt organı konumuna düşürülmüştür. Savunma hakkının vazgeçilmez güvencesi olan bağımsız ve özgür
“Baro” lar temel işlevlerinden dışlanmakta ve hukuk devletinin en temel ilkeleri vahşi bir biçimde
ayaklar altına alınmaktadır.

Bu bağlamda cezaevlerinde yüzlerce yurtsever aydın, gazeteci, asker ve yurttaşımız, Bekirağa Bölüğü’nü aratacak biçimde adeta tutsak ve rehin alınmışlardır. Beş yıla varan asla kabul edilemez
uzun tutukluluk süreçlerinde hukuka aykırı kanıtlar üretilmiş, derhal kaldırılması gereken,
cemaat güdümlü olduğu savlanan özel yetkili mahkemeler bu hukuk katline alet edilmiştir.

Yurtseverlerimiz derhal serbest bırakılmalı, tutuksuz yargılanmalıdırlar.

Anayasa Mahkemesince, “laiklik karşıtı söylem ve eylemlerin odağı” olmakla mahkum edilen (30.7.2008).

İktidarın, anayasa yapmaya hatta değiştirmeye bile meşru olarak hakkı yoktur.

Yeni Anayasa adı altında yürütülen ve laik cumhuriyete kin duyanlarla, bu sürecin emperyalist bir saldırı olduğunu, sonunda ülkenin Irak ya da Libya gibi bölünerek küreselleşmeye “açık pazar” devletçiklere dönüşeceğini görmezden gelenlerin yararlanmak istediği bu sürece Atatürkçü Düşünce Derneği olarak
asla katkı koymayacağız. Şiddetle reddediyoruz.

Demokrasinin vazgeçilmez 4. Erki olan ve halkın doğru, yansız, zamanında haber alma ve eleştiri hakkını kullanma aracı olan basının baskı altına alınışı, yandaş basın-yayın organları ve yazarların türetilmesi,
siyasal iktidarın kullanmaktan çekinmediği bir başka tahrip edici yol olmuştur.

Türkiye, basın özgürlüğünde dünya sıralamasında son 1 yılda 179 ülke arasında 10 basamak birden geriletilerek 138. sıradan 148. sıraya, düşürülmüştür. Bugün yüz dolayında gazeteci tutukludur.

“4+4+4” dayatmasının amacı, eğitimin “Milli” Eğitim Bakanlığı’nın elinden alınması ve yerel yönetimlere devredilmesidir. Din dersleri seçmeli yapılacak, gerçekte malum cemaatlerin atadığı “mele” ler
(postmodern molla!) eliyle verilecek ve böylelikle etnik-dinsel-dilsel bölünmenin altyapısı pekiştirilecektir.

Bu politika, Anayasa’mızın başlıca 24. ve 174. maddesinde düzenlenen laik-akılcı-bilimsel eğitim sistemine kökten aykırıdır ve eğitimde fırsat eşitliğini daha da bozacaktır. Bu eğitim yapılanması; soru sormayan, eleştirmeyen, yargılama yapamayan, hatta düşünemeyen ve salt itaat eden ezberci kitleler yetiştirecek ve 21. yüzyılın yarışmacı dünyasının gerektirdiği temel modern donanımları edinmiş insangücü yetiştirilmesine engel olarak ülkemizi geri bırakacaktır.

Kısa adıyla “BOP”, ABD Emperyalizminin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Fas’tan Çin’e dek Türkiye dahil
24 ülkenin parçalanarak emperyalizmin rahatça sömürebileceği devletçiklere dönüştürülmesinin adıdır.

Türkiye bu oyunda ABD, AB ile ortak davranmaktadır. Literatürde hainlikle eş tutulan bu stratejide
T.C. Başbakanı ne yazık ki, -kendi bildirimiyle- “Eşbaşkan” dır! Bu kabul edilemez rolü üstlenen
ülke yöneticilerini, derhal bu görevden çekilmeye çağırıyoruz. Aksi halde Türk Ulusu,
kendisine yapılacak hukuksuzluğun hesabını er ya da geç mutlaka soracaktır.

Bu bağlamda, komşumuz Suriye, Irak ve İran’ın toprak ve ulus bütünlüğünü içtenlikle savunuyoruz.
İktidar, son on yıldır ülkemizi, sağlıktan eğitime, sanattan kültüre, ekonomiden altyapıya,
dış politikadan adalete, akla ve bilime dayalı yönetime.. dek son derece kötü ve başarısız yönetmiştir.
Ülkemiz, deyim yerinde ise bütünüyle, “ağır derecede talan ve tarumar” edilmiştir.

Örneğin sağlık hizmetleri tümüyle özelleştirilerek yabanıl (vahşi) piyasa koşullarına terk edilmiştir.

Bir başka somut örnek de, kadınların en temel insan haklarından olan kürtaj hakkına el atılmasıdır.
AİHM, bu yasaklamayla ‘özel hayatı koruma’yı güvence altına alan 8. md. ile ‘işkence ve kötü muamele’yi yasaklayan 3. md.nin çiğnendiğine hükmetmiştir. AİHM kararları ülkemizi bağlar.

Çağın gereklerine ve ulusumuzun gereksinimlerine ters tüm dayatmalardan geri dönülmelidir.

Sonuç olarak :

Her türlü “…ahval ve şerait içinde dahi 1. vazifemizin Türkiye Cumhuriyetimizi sonsuza dek
korumak ve kollamak..” olduğunun bilinci içindeyiz. Bu kararlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz.

Devletimizi, en az bin yıllık yurdumuzda başı dik ve onurlu, tam bağımsız yaşatmaya söz veriyoruz.

Örgütümüzün hiçbir önemli iç sorunu yoktur. Her büyük örgütte olduğu gibi, kimi görüş ayrılıkları demokrasinin gereğidir, hizmet yarışı anlayışının türevidir ve örgütsel canlılığa da net kanıttır.

Atatürkçü Düşünce Derneği, Kurtuluş Savaşımızda olduğu gibi, Büyük Atatürk’ün hep vurguladığı üzere,
tüm ulusal güçlerin, emek örgütlerinin bir araya getirilmesi için var gücüyle çalışacaktır.

Hain ve alçak emperyalist kuşatmayı yerli işbirlikçileriyle birlikte darmadağın ederek
tarihin çöplüğüne gömmenin yol ve yöntemlerini artık çok iyi bilen, çok deneyimli bir halkız.

Hiç kuşku yok, ülkemiz ve ulusumuz, içine sürüklendiği bu darboğazı da aşacak ve sorumlularından
yargıda hesap sorarak insanlık tarihinde saygın yerini koruyacak, uygarlığa pek çok katkı verecektir.

Ne mutlu; insana yakışan bu onurlu, anti-emperyalist, tam bağımsızlıkçı savaşıma omuz verenlere!

Genel Kurulca görevlendirilen Kurul olarak, saygı ile takdire sunarız. 10 Haziran 2012, Ankara

Mahmut Demir (ADD Karaman Delegesi)
Mustafa Durna (ADD Antalya Delegesi)
Av. Ahmet Köksal (ADD Giresun Şubesi Başkanı)
Mehmet Pınar (ADD Antalya Delegesi)
Prof. Dr. Ahmet Saltık (ADD Bilim-Danışma Kurulu Yazmanı)

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“Atatürkçü Düşünce Derneği 12. Genel Kurulu Sonuç Bildirgesi / Final Declaration of Association for Ataturk’s Ideology General Assembly” üzerine bir yorum

  1. Dostlar,

    Çok coşkulu bir genel kurul geçirdik.

    Dileğim ADD’nin bu süreçten güçlenerek çıkmış olmasıdır. Gözlemim de budur.

    Bir Cumhuriyet kadınının, emekli Danıştay Başkan Vekili / Başsavcısı gibi
    yüksek bir sıfatı olan bir aydın e yürekli hanımefendinin ADD başkanlığı,
    Cumhuriyet devrimlerinin ürünüdür ve çok kıvanç vericidir.

    Hiçbir göreve aday olmadığımız biliniyor. Ama verilecek her görevin neferi olduğumuz da.. Ünvan, rütbe vb. istemeden, aramadan..

    Gazi Kurtuluş savaşımızı “Sine-i millette ferd-i mücahit” olarak hiçbir ünvanı,
    sanı olmadan, üstelik boynunda idam fermanı ile yürütmedi mi?

    Bütün Örgütü kutlamak gerekir. Başarı tüm özverili ADD emekçilerinindir.

    Yönetim elbette yapıcı biçimde eleştirilecektir ama öneri de sunarak.

    Asla yıkıcı olmadan.. Koşullar çoook ama çooook ağır, kritik..

    Bir dahaki seçime dek koşulsuz şimdiki kadronun vargücümüzle arkasındayız!

    Sayın Bayan Çölaşan ve çok değerli takım arkadaşlarına gönülden başarı diliyoruz ve hep ama hep birlikte olacağımızı açıkça ve koşulsuz belirtiyoruz.

    Dostlar,

    Sonuç bildirisinin yazılması için Genel Kurul bizleri onurlandırarak görevlendirdi. Yukarıda yer alan bildiri metnini altında öbür çok değerli 4 arkadaşımın da imzası görülüyor. Bizim metnimizde şöyle bir tümce de vardı :

    “Açıkça sormak isteriz ki; ülkesinin bölünmesini net biçimde içeren
    resmi haritaların yayınlandığı bir küresel oyunda Eşbaşkan olmak,
    sözcüğün en açık anlatımıyla VATAN HAİNLİĞİ değil midir?”

    Genel Kurulumuz (Divana verdiği yetki ile) bu tümceyi uygun görmedi..
    Elbette saygı ile karşılıyoruz..

    Fakat ben kendi adıma bu soruyu sormak istiyorum, yanıtını da çook merak ediyorum :

    Tayyip Bey Anayasa Mahkemesi’nde partisinin kapatılma davasında
    BOP Eşbaşkanlığı görevini yadsıdı (gerçek dışı bildirimde bulundu!). Suç değil idi ise, sorun yaratmayacak idi ise niçin yadsıdı? Sorun olacak idi ise neden görev aldı? Açık açık neden savunmadı eylemini ? Oysa Ulusal Kanal’da görüntülü-
    sesli kayıtlarını izliyoruz.. 34-36 kez Eşbaşkan olduğunu kendi ağzıyla söyledi.
    Bu kayıtlara Tayyip beyin bir itirazı olmadı.. Olamaz ki! Kanıtlı..

    Sevgili AKP’liler; bu çok açık ve kritik bir kırılma noktasıdır..

    Hazmedilmesi ve kabulü asla ve asla olanaklı değildir.

    Bir ülkeyi yöneten insan, ülkesinin bölünmesini hedefleyen haritalar apaçık orta yerde iken, bu haritalar BOP kapsamında yayınlanırken orada eşbaşkan olamaz!

    Bunun 2 açıklaması vardır :

    1. Çok ağır gaflet-dalalet
    2. Hıyanet..

    Zırva tevil götürmez..

    Türkiye bir akıl tutulması yaşıyor.

    Basın ve yargı kuşatılmış.. Konu gündeme taşınmıyor, tersine unutturuluyor.

    Ama bu tablo herhalde sonsuza dek sürmeyecek..

    12 Eylül sürdü mü?? Hitler, Cromwell, Franco, Mübarek… rejimi sürdü mü?

    Tayytip beye de uzun ömür dileriz, Kenan Evren gibi 90’lı yaşlarında da olsa bu ağır eyleminin hesabını yargıda mutlaka verecektir.. Olmadı gıyabında yargılanacaktır.
    Yenilir yutulur tarafı olamaz bu BOP EŞBAŞKANLIĞININ..

    Bir Toplum Hekimliği Uzmanı olarak Hekimce tanımızı (teşhisimizi) söyleyelim :

    Bu, bir toplumun akıl tutulmasıdır;
    * halkın kollektif illüzyonudur,
    * kitlelerin realiteden koparılması,
    * sosyal dissoyatif sendromdur..

    Çıplak söyleyelim : SOSYAL ŞİZOFRENİDİR!

    CIA operasyonudur.. Görevimiz halkımızı bu patolojik tablodan çekip çıkarmaktır.
    Bunun yol ve yöntemlerini bulmaya, içimizdeki tablo bizi mahkum kılıyor. Dolayısıyla çözüm bu mahkumiyetten doğal olarak ve kaçınılmaz biçimde (diyalektik!) doğacaktır.

    Bu arada yine de dileyelim :

    Sn. Erdoğan bir an önce bu görevi (hangisini isterse??) bırakmalıdır.
    Bu kez de bu koşulla iktidar yapıldığı için ABD desteğini yitirecektir ve
    iktidarda kalma olanağını yitirecektir..

    Kırk satır mı kırk katır mı??

    Sanırım dünyanın en zorda adamı Tayyip bey olmalı.

    Yine de zararın neresinden dönülürse kardır; ata sözüdür..
    Türkiye kadim bir ülkedir; bu zincirleri er geç kırar..
    Ama sorumlularının, başta Tayyip bey ve Abdullah Gül, onlara destek veren
    AKP siyasal kadrolarının faturası giderek ağırlaşır, altından kalkılamaz duruma gelir.

    AKP’ye milyonlarca oy veren necip halkımız da elbet derin uykusundan uyanacaktır.

    Sayın Başbakan, Sayın Gül, sevgili AKP’liler.. lütfen sağduyu, sağduyu, sağduyu..

    Bunları size yaşı 60’a gelmiş, 36 yıllık bir hekim ve 17 yıllık bir tıp profesörü olarak içtenlikle ama derin kaygı ile yazmaktayım.

    Duyuyor, görüyor musunuz??

    Yoksa ???

    Sevgi ve saygı ile.
    12 Haziran 2012

    Prof. Dr. Ahmet Saltık
    Ankara Üniv. Tıp Fak.
    Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
    http://www.ahmetsaltik.net

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir